Bu başlık hiç de yabancı gelmiyordur kimseye. Yılladır bilinen ve son yapılan araştırmalar ile birlikte, özellikle bu yıl oldukça gündem de olan maddelerden biri haline gelmiş durum da. Benim gündemim de olmasının nedeni de babamın 1 ay öncesine kadar beyin kanaması geçirmesi diyebilirim. Gerçi sadece tuzu suçlamak yanlış olur, fakat önemli sebeblerden biriolduğu da çok net. Çünki bu durum'un en önemli nedeni hiper tansiyon ve onun da en büyük nedeni tuz.
Benimde mide ile ilgili rahatsızlıklarım mevcut, aşırı tuz tüketimi'nin olumsuz yönde etkilediği organlardan biri de mide şüphesiz. Fakat şu ana kadar her ne kadar tuzu azaltmayı denemiş olsam da pek başarılı olamadım. Bir çok Türk vatandaşının yaşadığı ortak bir sorun aslın da bu. Son yapılan araştırmalara göre günlük tuz tüketimi 5-6 gram olmalı deniyor, fakat Türkiye de bu rakam istatistik verilerine göre 18 gr olarak belirlenmiş. Aslın da bu rakam ülkemizdeki bir çok kişi için az bile. Mesela Amazon havzasındaki bazı kabileler'in günlük tuz tüketimi bizdeki rakamın on da biri kadarmış ve hiç tansiyon probleri olmuyormuş.
Deminden beri Tuz'u yerden yer vurdum fakat Kimyager Justus von Liebig, bundan 200 yıl önce, “Tuz, dünyadaki bütün mücevherlerin içinde en değerli olanıdır.” demiş. Bugün ise bir paket tuz en ucuz gıdalardan biri; ancak bittiğinde, birdenbire ne kadar önemli olduğunu anlışılıyor. Çünkü tuz olmadan neredeyse her şey yavan. Tuzsuz bir kahvaltı mı? Düşünülemez bile. Tuz, ete, ekmeğe ve peynire tipik aromasını verir.
Tuz, patateslere, salamuralara, turşulara çeşni verir. Tatlı yemeklerde bile tuz eksik olmaz. Yemeği mükemmelleştirir ve tat verir. Tuzlamak, birçok besin maddesine sadece hoş bir tat vermekle kalmaz, uzun süre saklanmasına da yarar. Salamura tuzu olmasaydı Kristof Kolomb Hindistan’a çıktığı yolculuğu asla tamamlayamaz, Amerika’yı da keşfedemezmiş(keşke keşfetmeseydi); çünkü kumanyası birkaç gün sonra bozulmaya başlarmış. Tuzun, eski zamanlardan beri kullanılan bir diğer adı da “Beyaz altın”mış.
Ayrıca tuz insan bedeni tarafından üretilemeyen, ancak sağlıklı çalışması için dışarıdan alınması gereken önemli bir elektrolittir ve Vücudumuz yüzde 60-70 oranında su ile kaplıdır. Saf olmayan bu suyun içerisinde çeşitli elektrolitler bulunur. Kimyasal adı sodyum klorür olan tuz da bu elektrolitlerden birisidir. Vücudumuzda tuz-sodyum olması vücudun sağlıklı sıvı dengesi, vücudumuzdaki elektriksel metabolik işlevlerin sağlıklı çalışması, hayat fonksiyonlarımızın performansı, kas fonksiyonlarımızın sağlıklı çalışması, sindirim ve sinir sistemi fonksiyonları için de gereklidir.
Siz de benim gibi, daha yemeğin tadına bakmadan tuz atanlardansanız bir alt satır da belirtmiş olduğum önerileri uygulamaya çalışmalısınız.
Satın alınan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmalı, tuzsuz ya da tuzu azaltılmış besinler satın alınmalı, sebze ve meyve tüketimini artırmalı,yemekler pişirilirken kullanılan tuz miktarı azaltılmalı, yemeğin ve salatanın tadına bakmadan tuz ilavesi yapmaktan kaçınılmalı, turşu, konserveler, ketçap ve hazır sosların tuz içeriği çok fazla olduğundan bunları tüketirken dikkatli olunmalı,yemeklerin lezzetini arttırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılmalı, daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmeli,bol su içilmeli, şişe ve maden sularının sodyum içeriği etiketinden kontrol edilmeli, dışarıda yemek yerken tuz miktarına dikkat etmeli, çünkü çay istediğinizde hiç kimse şeker koymaz ama yemek de durum geçerli değil ve son olarak yemeklere yeteri kadar tuz atıp soframızdan tuzluğu kaldırmalıyız.
Benim nacizane önerilerim ve bu konu ile aktacaklarım bu kadar. Ama sağlık bakanlığı bu konu ile alakalı "Tuz Tüketimi ve Sağlık" konulu konuyu genişçe anlatan pdf formatında bir sunum hazırlamış. Buraya tıklayıp bahsettiğim sunuyu indirebilir ve okuyabilirsiniz. Sağlıcakla Kalın.











