Sağlığınızı Korumak İçin Tuz Tüketimini Azaltmalısınız

Bu başlık hiç de yabancı gelmiyordur kimseye. Yılladır bilinen ve son yapılan araştırmalar ile birlikte, özellikle bu yıl oldukça gündem de olan maddelerden biri haline gelmiş durum da. Benim gündemim de olmasının nedeni de babamın 1 ay öncesine kadar beyin kanaması geçirmesi diyebilirim. Gerçi sadece tuzu suçlamak yanlış olur, fakat önemli sebeblerden biri

olduğu da çok net. Çünki bu durum'un en önemli nedeni hiper tansiyon ve onun da en büyük nedeni tuz.

Benimde mide ile ilgili rahatsızlıklarım mevcut, aşırı tuz tüketimi'nin olumsuz yönde etkilediği organlardan biri de mide şüphesiz. Fakat şu ana kadar her ne kadar tuzu azaltmayı denemiş olsam da pek başarılı olamadım. Bir çok Türk vatandaşının yaşadığı ortak bir sorun aslın da bu. Son yapılan araştırmalara göre günlük tuz tüketimi 5-6 gram olmalı deniyor, fakat Türkiye de bu rakam istatistik verilerine göre 18 gr olarak belirlenmiş. Aslın da bu rakam ülkemizdeki bir çok kişi için az bile. Mesela Amazon havzasındaki bazı kabileler'in günlük tuz tüketimi bizdeki rakamın on da biri kadarmış ve hiç tansiyon probleri olmuyormuş.

Deminden beri Tuz'u yerden yer vurdum fakat Kimyager Justus von Liebig, bundan 200 yıl önce, “Tuz, dünyadaki bütün mücevherlerin içinde en değerli olanıdır.” demiş. Bugün ise bir paket tuz en ucuz gıdalardan biri; ancak bittiğinde, birdenbire ne kadar önemli olduğunu anlışılıyor. Çünkü tuz olmadan neredeyse her şey yavan. Tuzsuz bir kahvaltı mı? Düşünülemez bile. Tuz, ete, ekmeğe ve peynire tipik aromasını verir.

Tuz, patateslere, salamuralara, turşulara çeşni verir. Tatlı yemeklerde bile tuz eksik olmaz. Yemeği mükemmelleştirir ve tat verir. Tuzlamak, birçok besin maddesine sadece hoş bir tat vermekle kalmaz, uzun süre saklanmasına da yarar. Salamura tuzu olmasaydı Kristof Kolomb Hindistan’a çıktığı yolculuğu asla tamamlayamaz, Amerika’yı da keşfedemezmiş(keşke keşfetmeseydi); çünkü kumanyası birkaç gün sonra bozulmaya başlarmış. Tuzun, eski zamanlardan beri kullanılan bir diğer adı da “Beyaz altın”mış.

Ayrıca tuz insan bedeni tarafından üretilemeyen, ancak sağlıklı çalışması için dışarıdan alınması gereken önemli bir elektrolittir ve Vücudumuz yüzde 60-70 oranında su ile kaplıdır. Saf olmayan bu suyun içerisinde çeşitli elektrolitler bulunur. Kimyasal adı sodyum klorür olan tuz da bu elektrolitlerden birisidir. Vücudumuzda tuz-sodyum olması vücudun sağlıklı sıvı dengesi, vücudumuzdaki elektriksel metabolik işlevlerin sağlıklı çalışması, hayat fonksiyonlarımızın performansı, kas fonksiyonlarımızın sağlıklı çalışması, sindirim ve sinir sistemi fonksiyonları için de gereklidir.

Siz de benim gibi, daha yemeğin tadına bakmadan tuz atanlardansanız bir alt satır da belirtmiş olduğum önerileri uygulamaya çalışmalısınız.

Satın alınan ürünlerin etiketleri mutlaka okunmalı, tuzsuz ya da tuzu azaltılmış besinler satın alınmalı, sebze ve meyve tüketimini artırmalı,yemekler pişirilirken kullanılan tuz miktarı azaltılmalı, yemeğin ve salatanın tadına bakmadan tuz ilavesi yapmaktan kaçınılmalı, turşu, konserveler, ketçap ve hazır sosların tuz içeriği çok fazla olduğundan bunları tüketirken dikkatli olunmalı,yemeklerin lezzetini arttırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılmalı, daima taze ve az tuzlu veya tuzsuz besinler tercih edilmeli,bol su içilmeli, şişe ve maden sularının sodyum içeriği etiketinden kontrol edilmeli, dışarıda yemek yerken tuz miktarına dikkat etmeli, çünkü çay istediğinizde hiç kimse şeker koymaz ama yemek de durum geçerli değil ve son olarak yemeklere yeteri kadar tuz atıp soframızdan tuzluğu kaldırmalıyız.

Benim nacizane önerilerim ve bu konu ile aktacaklarım bu kadar. Ama sağlık bakanlığı bu konu ile alakalı "Tuz Tüketimi ve Sağlık" konulu konuyu genişçe anlatan pdf formatında bir sunum hazırlamış. Buraya tıklayıp bahsettiğim sunuyu indirebilir ve okuyabilirsiniz. Sağlıcakla Kalın.

İnsanları Sevmek BÜYÜK HÜNER

Bu sefer sizlerle ülkemiz'in önemli şairlerinden benim de köylüm olan Arif Damar'ın 1955 yılında yazmış olduğu Büyük Hüner adlı şiiri paylaşıyorum.

Arif amcam doğru söylemiş nitekim, sevgiyi korumak daha da büyük bir hüner, özellikle seviyorum derken yanlış yapılmışsa. Buyrun bu anlamlı şiiri okuyun ve sonra da Müjdat Gezen'in o güzel ve etkileyici sesiyle bir de ondan dinleyin.

Büyük Hüner

İnsanları sevmek kolay değil,
bir hürriyet bu;
çetindir memleketimde.

Ben, ille varım dersen,
bir gün pusuya düşersen,
insanları sevmek
büyük hüner...

Bu dünyada yaşadığın şu kadar yıl,
gerçek'ten, güzellikten, yüğitlikten,
payına düşeni alabilmişsen,
vermişsen, payına düşeni;
gerçek için, güzellik için,
gücüne karşı konmaz,
korkusuz, direnirsin...

Bilirsin,
bir kere korku düşerse adamın içine,
bir kere koparsa sevdiklerinden,
mümkünü yok,
gitti gider...

Söner gözlerinde güzelim ışık,
kararır, çirkinleşir yüzü.
Önceleri, utanır belki,
sonra vız gelir,
umurunda olmaz dünya.

İnsanları sevmek büyük hüner,
İnsanlarla beraber! ...

video

Diziler!


Geçen sene "Vakit Öldürmenin En Berbat Yolu!" başlıklı bir yazım olmuştu. Güncel bir olay'ın devamın da bazı sabah programlarından ve bu programların ne kadar sahte ve vakit öldürmekten başka hiç bir işe yaramadığından bahsetmiştim.

Bugün de kahvaltı da posta gazetesinin pazar ekinde "Diziler mi toplumu, toplum mu dizileri etkiliyor?" başlıklı, uzman psikologların, oyuncuların ve senaristlerin röportajlarıyla oluşturulmuş bir yazıyı okudum. Daha sonra da Türk toplumu'nun hayatını neredeyse tümüyle etkisi altına almış olan Tv'lerin özel hayatı, cinayetleri, yasak aşkları vb tüm iğrençlikleriyle ekrana yansıtıp, normal bir olgu haline getirmiş olmasından bahsedeyim dedim.

Eskiden sevgi, kahramanlık, bağlılık, başarı, ahlak, dürüstlük Türk dizilerinde vurgulanırken artık iğrenç yaşamları ve aşkları normal bir olgu haline getiren yada normal bir olgu haline gelmiş olan bu iğrençlikleri kalitesizce gözümüzün içine sokar oldular.

Mesela çocukluğum da mahalle dizileri falan vardı perihan abla, bizimkiler, süper baba, bizim mahalle gibi sevgi, saygı ve paylaşımın olduğu diziler di onlar, şimdiler de ise kim kimle yatmış, kimden hamile kalmış, kim kimi vurmuş, kaç yalan dolanla zorla kendini sevmeyen insanı elde etmeye çalışmış diye abartılan diziler ekranlar da boy gösteriyor.

Yani yurt dışındaki dizilere örmek olan yapımcılarımız coştu, biri yapınca öbürüde yaptı tabiki bizimkiler yurt dışındakileride geçti haliyle. Bu dizleri seyreden Türk halkı da artık hergün bunları gördüğü için her şeyi kanıksar oldu yani normal bir durum gibi görünmeye başladı.

Bu konu uzar gider. Yapımcılar falan da insana dair her şey dizilerde de olur der ve çıkar işin içinden. Sonuç olarak kumandayı elinde tutanlar ve ebevenler hangi diziyi, programı izleyeceğine iyi karar vermeli. Aksi halde yayında olan bir çok dizi bakış açımızın gelişmesine olanak sağlıyor olsa da, bu diziler Türk toplumunu git gide yozlaştıracaktır!

İcata Bakın Bir de Yardıma

Seyfettin Barlas adlı Van'ın Mutki ilçesinde görev yapan bir öğretmen ve makina mühendisi olan bir arkadaşı, Beyaz Melek filminden etkilenerek dünyada ilk defa hastaların tuvalet temizliğini

otomatik olarak gerçekleştirecek bir makine geliştirmişler fakat 3 seneden beri bu projelerini hayata geçirememişler.

Seyfettin Barlas proje için şunları söylemiş; “Bir robot düşünün yatalak hastanın bezini kendisi alıyor. Onu yıkıyor kurutuyor ve bezlenmesine yardımcı oluyor. Bir de tekerlekli sandalye ye mahkum olan insanları düşünün, tuvalet ihtiyacı olduğunda hepimiz sıkıntıya giriyoruz. Tek tuşla tuvalet pozisyonu alıyor. Ve o kişi tuvalet ihtiyacını gideriyor. Yine tek tuşla tekerlekli sandalye konumuna geliyor. İsterse o atık su haznesini bulunduğu ortamda boşaltıyor. Ya da hiçbir kokuyu sızdırmadan, kendi haznesinde barındırabiliyor.”

Yatalak hasta bakım aracı olarak da adlandırılabilecek, yaşlı bakımında gerek kolaylık gerekse hijyen açısından önemli bir makina olan bu icatı gerçekleştiren Seyfettin Barlas ayrıca 3 senedir neler yaşadıklarını da şöyle açıklamış.

"İlk Önce KOSGEB'e başvurduk. KOSGEB'in koşulları gereği benden 200 bin TL teminat, 44bin TL de nakit istendi. Benim bunları elde edip onlara vermem mümkün değildi. Proje bu şekilde kaldı." "Daha sonra Sağlık Bakanlığı'na müracaat ettik “O dönem İzmir'de olduğum için İzmir Valiliği başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşa Sağlık Bakanlığı'na varıncaya kadar, dilekçeler yazdık. O yazışmalar gidip- gelirken, Bakanlıktan valiliğe yönlendirdiler. Valilik de beni kaymakamlığa yönlendirdi. Ben o dönem projeyle çalıştığım için, ciddi bir ekonomik sıkıntı yaşıyordum. 1 oğlum var ve ev kirasını ödeyemiyorduk. Valiliğin yönlendirmesi üzerine kaymakamlık araştırıp bana o dönem 1 ton kömür verdi. Yani o yazışmalardan sonra elde ettiğim şey kömür ve 300 TL finansman yardımı oldu."

Kısaca icata bak bir de yardıma dedirtmişler. Keşke Kömür vereceklerine adamı bi güzelce dinleyip anlasalarmış. Son olarak bu öğretmenimiz ve onun gibiler bildikleri yoldan şaşmamalılar. Yaptıklara eserlere, buluşlara böylesine umursamaz karşılıklar alsalar da yola devam etmeliler ki yarınlar ışığa ve aydınlığa kavuşsun...

Unutmadan yukarıda ki fotoğraflardan sol tarafta olan Seyfettin Barlas'ın 2 sene önce bu icat'ın ilk haber olduğu zamanlar da çekilmiş, diğeri ise bu haberi bugün itibariyle ortaya çıkaran dha muhabirlerine ait.

Bu Sefer 1 Nisan Şakadan İbaret Değil!

1 Nisan denince akla malesef şaka geliyor. Ben bu durumdan ve bu şaka olayının tarihçesinden hiç haz etmediğimden, 1 Nisan benim için pek bir şey ifade etmedi bu güne kadar. Fakat bu sene 2 önemli mevzu var bu tarihte. 1.si cep telefonların da kontör devrinin bitecek olması. Bir diğeri ise toplumsal bir farkındalık yaratılıp, bu farkındalığın bireyler ve kamu kuruluşları tarafından hayatın bütün alanlarında uygulanabilir, kalıcı çözümlere

dönüştürülmesini hedeflemekte olan, Engelleri Kaldır Hareketi'nin bir projesi olan "Bu Bir Şaka Değildir" in başlaması.

Bahsetmiş olduğum eylem'in sitesinde Şaka !? adı altında yürekleri burkacak Türkiye'nin acı gerçekleri olan öyle maddeler halinde listenmiş ki:

1-Türkiye’de tedavi olma durumuna göre dil ve konuşma engelli nüfusun %11,27’si tedavi olabilmektedir.

2-Türkiye’de tedavi olma durumuna göre dil ve konuşma engelli nüfusun %63.02’sinin tedavisi yapılmamaktadır.

3-Engelli nüfusunun %39,15’i kamuya açık alanlarda görsel uyarı işaretlerinin yeterli olmaması yüzünden güçlük çekmektedir.

4-Engelli nüfusunun %39,4’ü sosyal ve kültürel etkinliklere katılamamaktadır.

5-Engelli nüfusunun %58,87’si devletin sağladığı imkanlar yetersiz olduğu için güçlük çekmektedir.

6-Engelli nüfusunun %45,48’i engeliyle ilgili teknolojiye uygun aletlerin alınamaması yüzünden güçlük çekmektedir.

7-Engelli nüfusunun %45,06’sı eğitim olanaklarından yararlanamadıkları için güçlük çekmektedir.

8-Engelli nüfusun %41,12’si günlük yaşamda karşılaşılan sorunları çözememeyle ilgili güçlük çekmektedir.

9-Engelli nüfusun %38,49’u haberleşme olanağının olmaması yüzünden güçlük çekmektedir.

10-Engelli nüfusun %25,78’i görsel yayın organlarından yararlanamadıkları için güçlük çekmektedir.

11-Dil ve konuşma engelli nüfusun toplam %25,83’ü yarım konuşma engellidir.

12- Dil ve konuşma engelli nüfusun toplam %22,83’ü tutuk konuşma engellidir.

13- Dil ve konuşma engelli nüfusun toplam %45,93’ü hiç konuşamamaktadır.

14-Kendi adına sosyal güvenlikten yararlanan erkek engelli nüfusu %82,47’dir.

15-Kendi adına sosyal güvenlikten yararlanan kadın engelli nüfusu %16,04’tür.

16-Kendi adına sosyal güvenlikten yararlanan engelli nüfusu %44,50’dir.

17-Başkasının adına sosyal güvenlikten yararlanan engelli nüfusun %82,47’si erkektir.

18-Başkasının adına sosyal güvenlikten yararlanan engelli nüfusun %83,96’sı kadındır.

19-Başkasının adına sosyal güvenlikten yararlı engeli nüfusu %55,49’dur.

20-Engelli nüfusun eğitim hizmeti alan kadın nüfusu %16,53’tür.

21-Engelli nüfusun eğitim hizmeti alan erkek nüfusu %23,25’tir

22-Engelli nüfusun eğitim hizmeti alan toplam nüfusu %20,45’tir.

23-Engelli nüfusun bakım ve rehabilitasyon alan toplam nüfusu %9,63’tür.

24-Engelli nüfusun meslek ve beceri edinme kursu alan toplam nüfusu %13,71dir.

25-Engelli nüfusun sağlık hizmeti alan toplam nüfusu %75,76’dır.

26-Engelli nüfusun sosyal ve kültürel hizmet alan toplam nüfusu %1,49’dur.

27-Engelli nüfusun aile rehberlik ve danışmanlık hizmeti alan toplam nüfusu %1,67’dir.

28-Engelli nüfusun toplam %85,18’i sağlık kuruluşundan engellilerle ilgili derneklerden hizmet almaktadır.

29-Engelli nüfusun toplam %4,18’i Milli Eğitim Bakanlığı’ndan hizmet almaktadır.

30-Ortopedik engelli nüfusun %53,38’i devletin sağladığı imkanların yetersiz kalması yüzünden güçlük çekmektedir.

31-Ortopedik engelli nüfusun %42,88’i toplu taşıma araçlarından binmede güçlük çekmektedir.

32-Ortopedik engelli nüfusun %27,08’i çevre düzenlemelerinin olmaması yüzünden güçlük çekmektedir.

33-Ortopedik engelli nüfusun %22,9’u kamuya açık binalara girememe yüzünden güçlük çekmektedir.

34-Ortopedik engelli nüfusun %27,12’si toplumun yardımcı olamaması yüzünden güçlük çekmektedir.

35-Ortopedik engelli nüfusun %23,62’si sosyal ve kültürel etkinliklere katılamadıkları yüzünden güçlük çekmektedir.

36-Ortopedik engelli nüfusun %17,88’i evlilik yaşamının olumsuz etkilenmesi yüzünden güçlük çekmektedir.

37-Ortopedik engelli nüfusun %38,30’u özrüyle ilgili teknolojiye uygun aletlerin alınamaması yüzünden güçlük çekmektedir.

38-Görme engelli nüfusun %20,30’unun tedavisi yapılmaktadır.

39-Görme engelli nüfusun %38,60’ının tedavisi yapılmamıştır.

40-Görme engelli nüfusun %51,58’i devletin sağladığı imkanların yetersiz olması yüzünden güçlük çekmektedir.

41-Görme engelli nüfusun %35,06’sı kamuya açık alanlarda sesli uyarı işaretleri ve çevre düzenlemelerinin yeterli olmaması yüzünden güçlük çekmektedir.

42-Görme engelli nüfusun %34,7’si toplu taşıma araçlarına binmekte güçlük çekmektedir.

43-Görme engelli nüfusun %39,36’sı özrüyle ilgili teknolojiye uygun aletlerin alınamaması yüzünden güçlük çekmektedir.

44-Görme engelli nüfusun %27,07’si sosyal ve kültürel etkinliklere katılmayla ilgili güçlük çekmektedir.

45-Görme engelli nüfusun %16,1’i evlilik yaşamının olumsuz etkilenmesiyle ilgili güçlük çekmektedir.

46-Görme engelli nüfusun %27,34’ü toplumun yardımcı olamamasıyla ilgili güçlük çekmektedir.

47-Görme engelli nüfusun %26,38’i Braille ve sesli yayınların yeterli ve yaygın olmamasıyla ilgili güçlük çekmektedir.

48-İşitme engelli nüfusun %13,02’sinin tedavisi yapılmaktadır.

49-İşitme engelli nüfusun %39,02’sinin tedavisi yapılmaktadır.

50-İşitme engeli nüfusun %43,61’inin tedavisi yapılmamaktadır.

Daha fazlasını okumak, eylem hakkında daha fazla bilgi edinmek, destek olmak için ve en önemlisi "Her şeyden önce insanım farkındalık için buradayım diyorsan..." lütfen buraya tıkla!

Ehliyette ve Trafikte AB Reformu

AB ile uyumlululuk düzenlemeleri için ehliyette ve trafikte tam bir reform niteliğinde bir dizi değişiklik uygulanacakmış. Bu değişikliklerin en ilgi çekenleri, bir ömür boyu aynı ehliyeti kullanma devrinin bitmesi yani, bu değişikliklerden sonra alınan ehliyetlerin 5 sene geçerliğinin olacak olması, ilk kez ehliyet alanların ise 2 sene stajyer sürücü sayılması ve ehliyet'in şeklinin değişmesi.


Yapılacak olan değişikliklerin tümü ise şunlar:

-Ehliyet, 5 yıl geçerli olacak ve ehliyetin son kullanma tarihi yazılı olarak belgede yer alacak. Süreyi uzatmak isteyenler, tam teşekküllü bir hastaneden sağlık raporu alacak ve sürüş testlerinden geçirilecek. Sadece testi geçenlerin ehliyeti yenilenecekmiş.

-İlk kez ehliyet alanlara, 2 yılı kapsayan staj dönemi verilecekmiş. Bu kişiler ‘2 yıllık stajyer sürücü belgesi’ ile araçlarını kullanabilecekmiş. Bu sürede 2 kez kırmızı ışıkta geçen, 2 kez hız limitini aşan, uyuşturucu ve alkol etkisiyle araç kullananların ehliyetleri tamamen iptal edilecekmiş.

-Otobüs, kamyon ve çekicilere hız sınırlayıcı cihaz takılması mecbur tutulacakmış.

- Taksi sürücüleri araçlarında yer tespit cihazı GPS ile yön belirlemek için navigasyon cihazlarını taktırmak zorunda olacakmış.

-Okul servis araçlarını kullananların deneyimli olmaları istenecek ve araçlarda her koltuk için emniyet kemeri bulunması şartı aranacakmış.

- İzinsiz otoparkçılık yapan, yol kenarına park eden araç sürücülerinden park parası isteyen kişiler hapis ve para cezası ile cezalandırılacakmış.

-1 Nisan 2008’de başlayan ve vatandaşların kaza yaptıktan sonra kendi aralarında tutanak düzenlemesini öngören değişiklik zorunlu olacak. Tutanak düzenlenmediği takdirde, polis yerine sigorta ekspertizleri kaza yerine çağrılacakmış.

Ehliyetler de öngürelen değişikler ise: Yeni ehliyetin ön yüzünde fotoğraf, ad-soyad, doğum yeri, tarihi, geçerlilik süresi yazılacak, ehliyetin verildiği yer ve makam, belge no, imza, adres ve sürücü belgesi sınıfı yer alacakmış. Sağ üst köşede TR kısaltması bulunacak ve ehliyetler yeniden sınıflandırılacak. Otomobil kullananlara BE sınıfı ehliyet verilecekmiş.

Sürücü otomobilin yanı sıra otobüs kullanmaya da yetkiliyse, BE’nin yanına ‘BE C1E gh’ şeklinde ek harfler yazılacak. Kamyon sürücülerinin sınıfı CE, otobüs, midibüs, minibüs, römorklu minibüs kullanıcılarının D, D1, D1E, DE olacak. Traktör sürücülerine F, iş makinesi sürücülerine G, sakat ve hastaların kullandığı motosiklet ve otomobil sürücülerine ise H sınıfı verilecekmiş.

Sonuç itabariyle bu değişikliklerin yıllardan beri yapılacağı belliydi ama bir türlü uygulanamaya geçilemedi. Bu sefer uygulamaya geçilecek inşallah ve AB zoruyla da olsa trafik konusunda inşallah daha iyi standartlara ve daha güvenli bir trafik sistemimiz olacak.

Gerçi bir çok maddeye göz attım ve bu maddelerin çoğu Türk insanının keskin zekasıyla kolay yoldan çözebileceği şeyler di bana kalırsa. Ne diyeyim inşallah bu konu da iyi bir önlem alınır yada hiç değilse bu konuda bir hassiyet gösterilerek kısa yola gidilmez ve bu değişklikler işe yarar.

Victor Hugo-Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Victor Hugo 1802 de fransa da doğmuş, bir çok baş yapıtı olan. (Bunlardan birkaçı, Sefiller, Notre Dame’ın Kamburu'dur.) Ölüm döşeğindeyken "Tanrı'ya inanıyorum, ahirete inanıyorum; fakat hiçbir kilise papazını başımda istemiyorum. Beni seven bütün dünya insanlarının gönülden dualarını bekliyorum. Bu benim için kafidir" deyip hayata gözlerini kapatan, edebiyat dünyasında önemli bir yeri olan yazardır. Victor Hugo hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya ve buraya tıklayabilirsiniz.

Son olarak sizlerle, Victor Hugo'nun dilimizden düşürmediğimiz kavramları içinde parlayan cevaplarıyla sorgulamış olduğu bir şiirini ve bu şiirinin seslendirilmiş olduğu bir video'yu paylaşıyorum. Buyrun okuyun, izleyin, dinleyin.

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı?

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

video

2010'da Blog Ödülleri

2010 Blog Ödülleri ve Altın Klavye yarışmaları sona erdi ve Türkiye ve Hayata Dair her iki yarışmada da 3. oldu. Oy vererek desteklerini esirgemeyen herekese teşekkür ederim. Yarışma sonuçları için detayklı bigi, video ve fotoğraflar için buraya tıklayabilirsiniz.

Blog Ödülleri İlk Olarak 2008'de Bloglama tarafından düzenlenmişti. İkincisi ise 2009'da yine Bloglama tarafından düzenlendi. Ben de ilk olarak 2009 blog ödüllerine katılmış, NTVmsnbc'nin sponsoru 0lduğu Haber-Gündem kategorisin de yarışmış ve 2. olmuştum. Yarışmış olduğum

2. Blog Ödüllerin de Eray endeş ve ekibi her ne kadar titiz bir çalışma içinde olsalar da. Bir çok olumsuz yönde eleştiriler almışlardı. Ama bu sene geçen seneki eksikliklerden ders alarak gayet iyi ve daha düzenli bir sistem geliştirmişler ve seçkin bir juri oluşturmuşlar. Özellikle cep telefonuyla aktivasyon sistemini seçmeleri iyi olmuş.

Ben de dün kaydımı yaptım, yine Haber - Gündem kategorisinde de yarışacağım kısmet olursa. Sizin de bir blogunuz varsa ve hala kaydını yapmadıysanız buraya, 2010 Blog Ödülleri hakkında bilgi edinmek için ve yeniliklerden haberdar olmak için de buraya tıklayabilirsiniz.

Bu sene ise Türkiye'de iki farklı Blog Ödülleri düzenlenecek, biri bahsetmiş olduğum BÖ! 2010 yani 2010 Blog Ödülleri, diğeri ise Altın Klavye Blog Ödülleri.

O kadar 2010 Blog Ödülleri yani BÖ! 2010'dan bahsettim, Yılmaz Barış, Ahmet Burak Bal, Recep Hilmi Tufan'ın düzenlemiş olduğu Altın Klavye Blog Ödülleri'nden bahsetsemem olmazdı. Bu yarışmanın farkı blogcular tarafınan düzenlenmesi ve daha amatör ama ticari bir amacı olmaması. Zaten bu yarışma ilk defa düzenlenecek inşallah. Daha önce Altın Fare adında düzenlenecekti bu yarışma, ama daha değişik, iyi bir sistem ve yapıyla birlikte ismi de değişerek Altın Klavye oldu.

Başvuru süreci 15 martta başlayacak olan Altın Klavye Blog Ödülleri'nin sonuçları, BÖ! 2010 yani 2010 Blog Ödülleri'nin Ödül töreni ile aynı günde mayısta açıklanacakmış. Ayrıca Altın Klavye Blog Ödülleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için de buraya tıklayınız.

Sonuç itibariyle üst asırlar da belirtmiş olduğum gibi, bu sene Türkiye'de iki farklı Blog Ödülleri düzenlenecek. Ben bu 2 organizasyona da güveniyorum. Tabiki Altın Klavye daha her açıdan çok gelişmesi gereken bir organizasyon olmasına rağmen, umarım Blog Kürenin gelişimine iyi bir katkı sağlayacaktır. Her 2 yarışmanında adil bir şekilde gerçekleştirilip, ödülleri hak eden blogların kazanmasını dileyerek bu yazıyı sonlandırıyorum.

Son olarak buyrun BÖ 2010'nun yani 2010 Blog Ödülleri'nin Yekta Kopan‘ın seslendirmiş, Özgüç Yiğit'in de montajlamış olduğu kısa ama etkileyici reklam filmini izleyin. Bu reklam filmini izleyince Eray Endeş ve Ekibinin bu organizasyonu ne kar ciddiye almış olduklarını anlamış olacaksınız.

video

Türkiye Satılarak Değil Üreterek Kalkınır!

AKP hükümetinin izlediği yanlış politikalar ve stratejileri anlatmaya kalksam ömrüm yetmez herhalde. Ben de AKP hükümeti'nin bana göre ne büyük yanlışı olan Vatanın topraklarını, şirketlerinin, bankalarınını saterken veyahut kiralarken yaptığı yanlışlıklara değineceğim: Dört bir yanı kanlarla kazanılmış her şehrinde her köyünde Vatan olarak Türkü Kürdü Çerkezi Lazı olarak binlerce Şehit verdikten sonra neden parası ile topraklarımızı zamanında canlar vererek kurtardıgımız insanlara parası ile satıyoruz? Şehitlerimize yazık kemikleri titriyorur hepsinin! Şehitlerimiz canları ile aldıkları toprakları bir taşını bile başkalarına vermemek için hayatlarından vazgecerek aldıkları toprakları başkasına parayla satmaya nasıl cicdanları el veriyor.

Ben pazarlamacıyım diyen bir Başbakan nasıl olur da Vatanın Ticareti olmayacığını düşünebelir ki. Bu söylediklerim işin Mili kısmı. Ya ekonomik kısmı, rakamlardan bahsedilince durum iyi gibi gözükse de. O rakamların iyi görünmesinin sebebi ülkemiz'in şirketlerinin, bankalarının, topraklarının acımasızca ve kapitalist bir düşünce ile satılması aslında. Yapılması gereken, yeniden milli ekonomiye dönmek ve devletçilik ve halkçılık ilkelerini uygulamak olmalı.

Atamız zamanın da karma ekonomi politikasıyla ülkeyi ayağa kaldırmıştı. Yine onun uyguladığı yöntemi uygulayarak ekonomiyi yeniden ayağa kaldırılmalı. Bunun için Atamızla ilgili daha çok daha çok okumak ve onu daha iyi anlamak zorundayız. Ama AKP hükümeti bu dediklerimin tam tersini uygulamakta ve üretime destek vereceğine ülkeyi resmen olmasa da satarak, Türkiye'yi her yönden zarara uğratmaktadır.

Aşağıda paylaşmış olduğum Hüsamettin Ataman ve Sebahattin Çılbır'ın düzenlemiş olduğu, özgürlük ve yanık ömer şarkılarının eşlik ettiği video'yu izleyince içinde bulunduğumuz bu utanç verici durumu daha iyi anlayacaksınız...


video

Antep Fıstığının Faydaları

Bedensel , zihinsel ve cinsel gücü arttırdığı, böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafiflettiği, öksürük söktürdüğü ve vücudun gelişimende katkısı oladuğu bilinen Antep fıstığının faydaları saymakla bitmiyor. 2008 yılında Gaziantep’te yapılan bilimsel bir araştırmada, Antep fıstığı'nın damar tıkanıklığını önlediği, kolesterolü düşürdüğü belirlenmişti.

Geçen günlerde de ABD’nin Teksas Kadın Üniversitesi de Antep fıstığı ile ilgili bir araştırma daha yapmış. Bu araştırma şu şekilde gerçekleşmiş:

Araştırma için gönüllü olan katılımcılar iki gruba ayrılmış. İlk grupta bulunan deneklere, normal beslenme rutinlerinin yanında dört hafta boyunca 68 gram Antep fıstığı yedirilmiş. Dört haftanın ardından, Antep fıstığı tüketen grup ve tüketmeyen kontrol grubu üzerinde çeşitli ölçümler yapılmış ve katılan deneklere yapılan ölçümler sonucunda, her gün Antep fıstığı yiyenlerin vücudunda bulunan “gamma-tocopherol” adlı maddenin daha fazla olduğu görülmüş. E vitamininin bir türevi olan “gamma-tocopherol”, antioksidan işlevi görüyor. Bu madde, “serbest radikaller” adı verilen moleküllerin hücrelere vereceği zararın önüne geçiyormuş. Böylece kanser, daha gelişmeden engellenmiş oluyormuş.

Böylece benim çok sevdiğim ve yediğim, Türkiye'de de çok sevilen ye yenilen bir kuruyemiş türü olan Antep fıstığının bilinen faydalarınının yanına bir çok kanser türünü önlediği, yani antioksidan etkisinin olduğu da eklenmiş oldu.

Serkan Çağrı'nın Sokak Performansı ve Nazende Sevgilim

Şükrü Tunar Eserleriyle Serkan Çağrı adlı son albümünü oldukça beğendiğim, Serkan Çağrı İle Bir Nefes programını vakit buldukça beğeniyle izlediğim, son günler de izlediğim en iyi film olan Eyyvah Eyvah'ın müzik yönetmenliğini yapan, dünyaca ünlü, Türkiye'nin en iyi klarnet virtiyözlerlerinden biri olan, Serkan Çağrı Beyaz Show'un dün geceki konuklarından biriydi.

Beyaz'ın ekibi geleneklerini bozmayarak Serkan Çağrıya özel bir video hazırlamış. Fakat bu video'da Serkan Çağrı da vardı. Kısacası Serkan çağrı Beyoğlu sokaklarında kimliğini belli etmeden klarnet çalıp para toplamaya çalıştı. Serkan Çağrı, bu video'nun sonrasında da stüdyo da Nazende Sevgilim adlı parçayı çaldı, Demet Akbağ ve Ata Demirer'de sesleriyle eşlik ettiler. Buyrun izleyin.

video

Manga'nın 2010 Eurovision Şarkısı We Could Be The Same (Aynı Olabiliriz)

Manga’nın 2010 Eurovision şarkı yarışmasında seslendireceği şarkı "We Could Be The Same" Türkçe adıyla "Aynı olabiliriz" adlı küresel mesajlar içeren şarkı oldu. Şarkının müziği ve şovu daha taslak aşamasın da eminim daha da gelişecektir. Bu şarkıyı her ne kadar, Hadise'nin şarkısından daha çok beğensem de, derece olarak hadiseyi aratır diye düşünüyorum. İnşallah ben yanılırım, Manga da 1. olur. Neyse lafı uzatmadan buyrun ilk önce Manga'nın–We Could Be The Same (Aynı Olabiliriz) Şarkısının sözlerini okuyun. Daha sonra da şarkı'nın ilk klibini izleyin.

WE COULD BE THE SAME

You could be the on in my dreams
You could be much more than you seem
Anything I’ve wanted in life
Do you understand what I mean?
I can see that this could be hate
I can love you more than they hate
Doesn”t matter who they will blame
We can beatthem at their own game
I can see it in your eyes
I doesn’t come as’a suprise
I’ve seen you dancing like a star
No matter how different we are
For all this time
I’ve been loving you
Don’t even know your name
For just one night
No matter what they say
And feel I’m turning the page
And I feel the world is a stage
I don’t think the drama will stop
I don’t think they’ll give up the rage
But I know the world could be great
I can love you more then they will blame
Doesn’t matter who they will blame
We can beat them at their own game

AYNI OLABİLİRİZ

Rüyalarımda gördüğüm O sen olabilirdin
Göründüğünden çok daha fazlası,
Hayatta istediğim her şey olabilirdin
Ne demek istediğimi anlıyor musun?
Bunun kader olabileceğini görüyorum
Seni onların senden nefret ettiğinden daha fazla sevebilirim
Kimi ayıpladıkları önemli değil
Onların kendi oyunlarında yenilebiliriz
Bunu gözlerinde görüyorum
Bu bir sürpriz değil
Seni bir yıldız gibi dans ederken gördüm
Ne kadar faklı olduğumuz önemli değil
Bunca zamandır
Seviyorum seni
İsmini bile bilmiyorum
Sadece bir geceliğine
Aynı olabiliriz
Ne derlerse desinler fark etmez
Yeni bir sayfa açtığımı hissediyorum
Dünyanın bir sahne olduğunu hissediyorum
Dramın sona ereceğini düşünmüyorum
Hiddeti bırakacaklarını düşünmüyorum
Ama dünyanın muhteşem olabileceğini biliyorum
Seni onların senden nefret ettiğinden daha fazla sevebilirim
Kimi ayıpladıkları önemli değil
Onları kendi oyunlarında yenebiliriz

Yüksek Sadakat-Live it up-Hayatını Yaşa

video

Manga'nın Eurovisin klibi de çekilmiş buyrun izleyin. Sonuç olarak Manga kendi tarzında bir şarkı ve klibi ile Eurovision da Türkiye'yi temsil edecek. Ayrıca her Manga şarkısında olduğu gibi klibi izleyince şarkıya iyice ısındım.

video

Manga 2010 Eurovision Şarkı yarışmasında We Could Be The Same (Aynı Olabiliriz) adlı şarkısıyla 2. oldu. 1. liği ise hiç mi hiç beğenmediğim Almanya için Satellite adlı şarkısıyla yarışan Lena Meyer elde etti. Manga'ya karşı ne üstünlüğü var acaba bu kız'ın sempatikliği mi? Yoksa çıplak fotoğrafları mı? Güldürdünüz beni Almanya lehine oy kullanan insanlar... Ayrıca Fransa tv'sinin sunucusu Manga'nın Eurovison şarkısını hiç beğenmediğini söyleyip adeta düşmanca bir tavır sergiledi. Fakat Türk düşmanı sunucuya kendi ülkesinin vatandaşlarından tokat gibi bir cevap geldi. Yani f,Fransa Türkiye'ye 12 puan verdi. Buyrun Manganın final performansını izleyin.

video

Şikayet Sorunun Parçasıdır Çabalama da Çözümün!

Hintli sinemacılar ve reklamcılar istedikleri duyguyu yaptıkları işe çok iyi yansıtırlar. Aşağıdaki hint yapımı bir reklam da da bunun bir örneğini göreceksiniz. Çoğu zaman bir sorun ile karşılaştığımız da şikayet eder ve çözüm yolunu aklımaza neredeyse hiç getirmeyiz. Aslında yapmamız gereken şikayet edip sorunun bir parçası olmak yerine çabalayıp çözüm üretmek olmalı. Bu paylaşmış olduğum video da bu konuyu çok etkili bir şekil de anlatıyor. Buyrun izleyin.

video