Çok Filim Hareketler Bunlar

BKM Mutfak ekibi'nin 2. filmi olan Çok Güzel Hareketler Bunlar'ın sinema versiyonu Çok Filim Hareketler Bunlar 26 martta vizyona girecekmiş. Film'in çekimleri bu yaz başladığı için BKM oyuncuları yaz tatili yerine sette çalışmayı tercih etmişler. Ekibin Neşeli Hayat Film'ini izlemiş fakat pek fazla beğenmemiştim. Film'in konusu BKM mutfak oyuncularına ait olduğundan ve 9 ayrı öyküden oluştuğundan, bu film de aynı hüsranı yaşayacağımı sanmıyorum açıkçası. Gerçi film'in oyuncularını yazmaya gerek yok, ama ben yin de başlıca oyuncuları belirteyim: Ersin Yenenler, Oğuzhan Koç, Zeynep Koçak, İbrahim Büyükak, Murat Eken, Metin Yıldız, Şahin Irmak, Büşra Pekin.

Film'in yapımcısı: Necati Akpınar Yönetmeni ise: Genel de reklam filmleri çeken ilk uzun metrajlı film deneyimini bu film ile edinmiş olan Ozan Açıktanmış. Son olarak tv'de neredeyse +18 sınırına dayandıkları için Hıyarlı Baba skeçlerini sevmeme rağmen Çok Güzel Haretler Bunlar'ı izlemeyi bıraktım.

Tv'de yaş kitlesi oldukça bir izleyici kitleleri olmasına rağmen, bel altı espriler'i dozunu arttıran ekibin, bu film'de bel altı espirilere ne kadar yer vereceğini merak ediyorum. İnşallah çok fazla bel altı espiri yapıp film'i berbat etmemişlerdir diyorum ve sizleri Çok Filim Hareketler Bunlar'ın fragmanıyla baş başa bırakıyorum.

video

Ayakkabı Açılımı

Iraklı bir gazeteci'nin Bush'a ayakkabı atmasından sonra, ayakkabı fırlatma olayı bayağı tercih edilen, en ünlü eylemler arasına girdi. Bu ayakkabı fırlatma eyleminden en son, daha dün akşam, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, "Medeniyetler İttifakı projesinin harekete geçirilmesinde üstlendiği önemli rolü" sebebiyle Sevilla NODO Vakfı tarafından verilen ödülü aldıktan sonra, aracına binerken nasibini almış.

Diğer ayakkabı fırlatma eylemlerin de olduğu gibi yine ayakkabı hedefe ulaşamadı. Ayakkabıyı fırlatan'ın şu an için kimli belirli değilmiş ve ayakkabıyı atarken ve attıktan sonra "Yaşasın Kürdistan" diye bağırmış.

Bu yazımın başlığını da, bu olay'ın hükümet'in açılım sürecinine ivme kazandırmaya çalıştığı şu günler de meydana gelmesi'nin ne kadar manidar olduğunu, bu açılım süreci'nin aslın da "Yaşasın Kürdistan" diyenlerin ekmeğine yağ sürdüğünü hatırlatmak amacıyla "Ayakkabı Açılımı" olarak belirledim...

Doğan Cücenoğlu'ndan Anın Önemi

Doğan Cücenoğlu bir seminerinde anın öneminden, her anımızın kıymetini bilerek, en yalın, an açık gerçek olan ölümü her zaman hatırlayarak, yaptığımız bir çok hatayı telafi edecek zamanımızın olmadığını düşünerek yaşamakla olacacağını ve bu sayede hayatımızı daha manalı ve mutlu kılabileceğimizi, katılımcıların can evlerinden vurarak bahsetmiş:



Doğan Cücenloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

Bir Katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.

Doğan Cücenloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm.

Doğan Cücenloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, Ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar: Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...

Doğan Cücenloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

Katılımcılar: Hayır

Doğan Cücenloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir Katılımcı: Var.

Doğan Cücenloğlu: Yarın?

Bir Katılımcı: Evet.

Doğan Cücenloğlu: 30 yıl sonra?

Bir Katılımcı: Olabilir.

Doğan Cücenloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.

Doğan Cücenloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?

Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.
Doğan Cücenloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.

Bir Katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

Doğan Cücenloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Doğan Cücenloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin taa derininden gelen bir "seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

Burada bazı katılımcılar ağlıyordur: Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Doğan Cücenloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, Kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı?

Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

Ayrıca buraya tıklayarak Doğan Cücenoğlu'nun yazılarını keyifle okuyabilir ve kendi adınıza gereken dersleri çıkarabilirsiniz. Yazarın ilk okumuş olduğum kitabı bir arkadaşım'ın bana hediye etmiş olduğu Savaşçı adlı kitabıdır. Bu kitap, insanların en büyük sorunlarından biri olan yaptığımız işten zevk alamamızın nedenlerini araştırmakta ve bunun en büyük nedenininde olan bitenin hiçbir zaman farkına varamamamızdan kaynaklandığını ileri sürerek, bu mantık çerçevesinde hayattan zevk almamız için değişik öneriler sunmakta.

Son olarak yazının sonuna, Doğan Cücenoğlu'nun üst satırlarda yer verdiğim bir seminerindeki konuşmalardan birinde geçen diyalogları içeren bir video ekledim. Buyrun izleyin.

*Eğer video'yu bilgisayarınıza kaydetmek isterseniz, hiç uğraşmadan buraya tıklayarak indirebilirsiniz.

video

Al Sana 3 Çocuk

Geçtiğimiz ay şöyle bir haber gündemdeydi "bir üniversite öğrencisi çocuğunu bir dinlenme tesisinin tuvaletinde doğurmuş ve daha sonra çocuğunu o tuvaletin çöp kutusuna bırakıp yolculuğuna devam etmişti." Bu ay ise yine bir tuvalette doğurma haberi gündemde. Bahsedeceğim olay daha dün gerçekleşmiş.

Haber kısaca şöyle: Eskişehir'de eşinden kısa bir süre önce ayrılmış 2 çocuk sahibi ve 9 aylık hamileyken bile ev ev dolaşarak temizlik ürünleri satarak geçimini sağlayan bir kadın, satış yapmak için gittiği bir evde, evin sahibine "tuvaletinizi

kullanabilir miyim?" diyerek girdiği tuvalette, ev sahibinden istediği makasla bebeğinin göbek bağını kesmiş ve bir erkek bebek dünyaya getirmiş.

Daha sonrasında da 112 Acil Servis ambulansıyla hastaneye kaldırılmış ve resimde görmüş olduğunuz gibi kendisi ve bebeği de gayet iyiymiş şu an da.

İncelendiğin de 2 haberin de içeriği birbirinden oldukça farklı. Birin de zor durum da kalan vicdansız ve sahte bir anne. Diğerin de ise daha zor durum da kalan ama gerçek bir anne yer almakta.

Son olarak, bu haberi duyunca ilk tepkim "al sana 3 çocuk" demek oldu. Bu lafım 2 kişiye ama bu 2 kişi için de Anne yok tabiki. İlki çocuğun babası olacak olan vicdansıza. Diğerini ise tahmin etmeniz çok zor olmaz herhalde...

Bana Bunlarla Gel - Tıkla Bana

Bana Bunlarla Gel son günlerde oldukça populer olan gerçek tiyatro sahnesin de gerçek seyircilerle yapılan skeçlerden oluşan bir program kısacası. İlk bölümü dün akşam yayınlanan bu program diğerlerinden farkı ise Günay Karacaoğlu, Peker Açıkalın, Vural Çelik, Akasya Asıltürkmen'in bu proje de yer alması, güncel olaylarların müzikal

ve gayet komik bir şekilde yansıtılması. İlk bölüm itabariyle izlenimlerim bu kadar. Gerçi pek fazla izleyemedim. Ama izlediğim skeçler gayet iyiydi. Esas dikkat çekmek istediğim konu ise Bana Bunlarla Gel ekibinin tanıtım için çekmiş oldukları Tıkla Bana adlı Vural Çelik'in Son Arabeskçi tiplemesin de rol aldığı klip.

Tıkla Bana şarkısında da sosyal ağlara ve internet'te meşhur olan şarkıcılara ufak bir gönderme var gibi. Adam ne güzel demiş, ne var klip çekmek'te çek cep telefonuyla gönder internete millet tıklasın facebook'ta, myspace'de, twitter'da...

Ayrıca progmam'ın yönetmenliğini Bora Tekay’ın, yapımcılığını ise MinT ve Birol Güven, senaryosunu ise Birol Güven, Metin Açıkgöz, Caner Güler, Müfit Can Saçıntı ve Yılmaz Okumuş yapmaktaymış. Buyrun Bana Bunlarla Gel'in Tıkla Bana adlı skecini izleyin.

video

Aşık Oldum Galiba - Cem Altıntaş

Sevgiler günü bir çok özel gün gini ticari bir oyun haline gelmiş olsa da Reha Muhtar'ın bugünkü yazısında dediği gibi "Sevgililer Günü’nü hatırlamayanların “Ben evliyim, benim sevgilim yok ki” diyen hırboların olduğu bir ülkede, Sevgililer Günü’nün Pazar'a rastgelmesi, sevgiyi ve aşkı sınayan ilahi bir tesadüftür..." Sevgili iken kutladığım bu günü evlendiğimde kutlamayacak kadar hırbo değilim. Hatta kutlamaya çok erken

başladım. Nöbet çıkışı zar zor da olsa bir gül alıp, eve girerken karımı güllerle karşıladım. Bu saat'ten sonra tabi başka şeylerde yaparız tatil ne de olsa. Ama evlenmiş olmamdanmıdır yoksa pazar gününe denk gelmiş olmasındanmıdır, bilmem bi acaip geldi bu sevgililer günü bana. Neyse çok kişisel bir yazı olmaya başladı.

Bu arada dün facebook'ta bir arkadaşımın paylaşmış olduğu Cem Altıntaş'ın Aşık Oldum Galiba şarkısına çekilmiş olan klibini izledim. Gerçekten şarkı'nın müziği de sözleride çok güzel bana kalırsa. Klibi de fena değil tam bir kısa film tadında olmuş. Gerçi bir çok kişi bu klbi izlemiştir. Ama izlemeyenler buyursun izlesin. Şarkı'nın beğendiğim güzel sözleri ise şöyle:

Cem Altıntaş Aşık Oldum Galiba

Yağmur olsan yine
Yağsan Düşlerimde
Ilık ılık dokunsan
Direk sen ellerime

Kış olsan kar olsan
Hissetsem En soğuk halini
Bilirsin kışın Ardından
Baharın geleceğini

Sensiz güneş Sanki doğmamış
Yağmur ellerime yağmamış
Bahar sanki hiç gelmemiş
Sen gelmeden önce

video

Vatansever Bir Nineden Şiirler

Dün akşam internet'te gezinirken bir video'ya rastgeldim. Video'da bir nine Atatürk resmi'nin önünde öylesine içten bir şekil de ve o kadar güzel şiirler okuyordu ki. O güzel görüntüleri paylaşmamak olmazdı. Video ile ilgili hiç bir bilgi bulamadım. Bilen varsa bu yazıya yorum yaparak bildirebilir. Aynı durum ninemin video'da son okuduğu Vatan ve Gazi şiiri için
de geçerli. Muhtemelen kendi yazmış. Hatta bu şiir'in bazı kelimelerini(Kalın yazılmış olan işaretlediğim kelimeler.) tam olarak anlayamadım.

İlk şiir'i biraz araştırdım muhtemelen 1930 yılların da yazılmış. Ama yazarını falan bulamadım. Bulur ve paylaşan olursa sevinirim. Son olarak, ilk önce bu güzel şiirleri okuyun sonra, bir de ninemin ağzından dinleyin ve "Ey Türk oğlu! Ey Türk kızı! İçindeki duyguları uyutma, kurtuluş kavgasını unutma" der, nineme teşekkürlerimi sunarım. Ağzına, yüreğine sağlık.

Vatan ve Gazi

Şu denizler, dağlar, şu ormanlar, bağlar
Her köşesi cennet, şu koskoca memleket
Senindir yavrum senin,
Sen beşikte annenin ninnnisiyle uyurken
Bu cennet gibi ülke düşmanlarla doldu
Yaktı zalim ateşler ne babalar, kardeşler
Anneler ağladılar karalar bağladılar
Kan aktı nehirlerden, göklerden, şehirlerden
Yükselen mazlum ahı, ahıyordu Allah'ı
Düşman ezerken bizi, atıldı büyük Gazi
Sanki bir güneş doğdu, karanlıkların orab oldu
Borcundur öğren tanı, sev Gazi vatanı


Unutma

Bir avuçtan fazla insan değildik
Bize dünya düşman oldu yenildik
Bilirlerdi şan vermişti eski Türk
Sandılar ki can vermiştir eski Türk
Topumuzu, süngümüzü aldılar
Ülkemize Yunanlıyı saldılar
Kahpe Yunan sürü sürü askerle
Arkamızdan vurdu bizi hançerle
Anadolu baştan başa hep yandı
Bayrağımız siyah kana boyandı
Minareler duyguları var gibi
Bizi kurtar bizi kurtar Ya Rabbi
Diyip yana şehirlere kapandı
O yıkılan baştan başa vatandı
Her yer siyah hatta siyahtı güneş
İçin için alevlendi bir ateş
Bir yanardağ gibi bir gün ufuktan
Alevlendi en nihayet bir isyan
Artık yeter diye bir ses inledi
Dağlar, taşlar bu sedayı dinledi
Bu sesle can verdi toprağa, taşa
Şanlı Gazi Mustafa Kemal Paşa
Top yoktu, tüfek yoktu, süngü yoktu
Bu yoklukta Türk yarattı bir ordu
Bir gün Gazi söz verdi ki divanda
Yunanlıyı boğacağız vatanda
O söz bütün gönülleri dolaştı
Erkek, kadın, çocuk hep Türk savaştı
Göğüslerle çelikleri yıktı Türk
Töresinde yine sağlam çıktı Türk
Ey Türk oğlu!
Ey Türk kızı!
İçindeki duyguları uyutma
Bu kurtuluş kavgasını unutma

video

Mirkelam Kargo - Rakınrol Disko Parti (RRDP) Albümü

Kargo Benim rock müziği dinlemeye başladığım, 1993 yılında kurulan ve ilk dinlemeye ve takip etmeye başladığım bir gruptur. Galeria ve Gülhanedeki konserlerine gitmiştim ve albümlerinin çoğunu almıştım. "Şair'in Elinde" parçaları zamanında binayı inleterek dinlediğim ve hala en çok beğendiğim şarkıdır. Ben askerden sonra Kargo'yu pek takip etmedim, onlar da kayda değer bir şey yapmadılar zaten.

Neyse uzun lafın kısası geçe günlerde Koray ve Adaşım Serkan gruptan ayrılmıştı. Bu ayrılıktan sonra gruba Mirkelam ve Mehmet Şenol Şişli (MMŞ) dahil olmuş. Mirkelam & Kargo grubu cuma Beyoğlu Hayal Kahvesinde çalmaya başlamışlar ve hala cuma günleri oradalar.

Mirkelam müziğiyle Kargo'dan ayrı bir yerde aslında. Fakat albümdeki sözleri Mirkelam yazmış. Böyle olunca da sözler de Mirkelam'ın mizah anlayışını, soundlarda da Kargo'nun müziğini hissedebiliyorsunuz.

Mirkelam Kargo grubu'nun müzikal alt yapısında pop rock ritimlerinin yanısıra Anadolu ezgileri ve alaturka kullandığı 8 şarkının olduğu audio cd ve karaoke dvd’den oluşan 2cd’lik albümü'nün adı RRDP(Rakınrol Disko Parti) olmuş.


Albüm hakkında benim nacizane görüşüm ise şöyle; bildiğimiz Mirkelam şarkıları var albüm de tabiki soundlar da kargo grubu'nun esintileri yok değil. Ama o eski Kargo ile pek alakası yok, Mirkelam ağırlıklı bir albüm olmuş. Grubun birlikte çekilmiş ilk resmini gördüğüm de olaydan henüz haberim olmadığından, Koray hala grupta zannetmiştim. Meğer Koray'a benzettiğim o şahsiyet Mehmet Şenol Şişli (MMŞ) imiş. Harbiden de Koray'a benziyor biraz.

Rakınrol Disko Parti Albümündeki Şarkılara gelicek olursak:

Aşk acısı
Yollar
Rakın Rol Disko Parti
80'ler
İyi geceler
Lavanta
000
Eminönü Laleli

Albüm'ün ismini taşıyan Rakın Rol Disko Parti şarkısınnın sözleri ise şöyle:

Gönlü kırık bu alemde
Sen bayağı altta kaldıysan
Kalemi kumdan yapıp
Manzaraya siper kazdıysan

Ayrılığın çılgınlığı derken aman
Kader dalgınlığı
Sen de benim gibi durup eğer hala
Nişanlanmadıysan

Düşün şöyle akşamüstü
Bir kır kahvesi ya da
Çabuk şehir, hep insanlar
Taksim merkezi

Rakın Rol Disko Parti
Rakın Rol Disko Parti
Rakın Rol çiftetelli

Bir bileyci bileyliyor bizi feci
Filmin bu yerinde
At oh Cherry al koş kap kemanı da
Sapla en derine

Kaçtın your save saptın your way
Bu en sevdiğim bölüm
Kastın your mind kastın your life
Bu gece bunu düşün

Biraz kafan karışınca
Bırak onları yerine
Ara anneni babanları
Ya da sevgilim ben dönünce

Rakın Rol Disko Parti
Rakın Rol Disko Parti
Rakın Rol çiftetelli

Ah ah ah
Topla gel, yavaştan
Düşün şöyle akşamüstü
Bir kır kahvesi ya da
Çabuk şehir, hep insanlar
Bağdat Caddesi

Biraz kafan karışınca
Bırak onları yerine
Ara anneni babanları
Ya da sevgilim ben dönünce

Rakın Rol Disko Parti
Rakın Rol Disko Parti
Rakın Rol çiftetelli

Klibi de şöyle demek isterdim, fakat hala şarkı'nın yada albümdeki şarkılardan birine ait bir klip yayınlamadı için bende Rakın Rol Disko Parti şarkısına Mirkelam Kargo grubuna ait netteki resimlerden oluşan basit bir klip yaptım. Buyrun izleyin.

video

Çaresizlik

Yan tarafta görmüş olduğunuz fotoğraflar bir çocuk istismarı gibi gözükse de aslında çaresizliğin fotoğrafları. Dailymail gazetesindeki bir habere göre; fotoğraflar da işkence görüyormuş gibi(Gerçi istenmeyerek de olsa, çocuk bir şekilde işkence görüyor.) gözüken Lao lu'nun babası Çin'in başkenti Pekin'de fayton sürücüsü olarak çalışıyor, annesi de sakat olduğu halde yol kenarlarında çöpleri topluyor. Ebeveynler oğullarını başka bir eyaletten göçmen geldikleri ve eyalet yardımı alamadığı için kreşe veremiyormuş.

Ayrıca Çin hükümetin ailelerin büyüklüğü ile ilgili katı yasaları çocuk kaçırmayı yaygın hale getirdiği için çocuk kaçıma olayları çok yaygınmış ve Lao lu'nun babası da geçen ay 4 yaşındaki kızını kaybederek bu acıyı yaşamış.

Nihayetin de eşim çocuğuma bakamıyor, benimde çalışıp aileme bakmam lazım diyen baba çocuğunu evlatlık olarak vermek ismediği için oğlunu zincirlemekten başka çaresinin kalmadığını söylemiş.

Bu arada başlığı "çaresizlik" olarak belirledim. Çünkü bu durum'un başka bir açıklaması yok. Baba bellki ki başka bir çare düşünememiş yada bulamamış ki bu yola başvurmak zorunda kalmış. Son olarak, bu haber çocuğunu çöp konteynerine bile atmaktan çekinmeyen vicdansızlara ders olsun!

Umut Filmini İzledim

Geçen gün eşimle beraber müziklerini Mazlum Çimen’in yaptığı yönetmeni ve senaristi murat Aslan olan Selim Erdoğan, Fikret Hakan, Zafer Algöz, Mesut Akusta, Seda Bakan, Bertan Ceylan'ın başrollerde oynadığı, geçen sene şubat ayın da vizyona giren dramatik ve basit bir yapıya sahip ama insanı etkisi altına bir film olan Umut filmi'ni izledik.


Gerçi beni ve eşimi etkisi altına biraz fazla aldı, özellikle eşimi. Film'in konusu ise; Yurtdışı'nda hapis yatan Yılmaz hapisten çıkar ve Şarköy'e aile'sinin yanına gelir. Ama karısı ölmek üzeredir ve bir süre sonra ölür. Yılmaz 'da çocucuğuyla (umut) birlikte İstanbul'a kankası'nın yanına gider. İstanbul'da onu karşılık veremiyeceği bir aşk, yıllardan sonra gördüğü oğlunu kaybetmemesi için çetin( Umut kan kanseridir.) bir mücadele beklemektedir.

Bu mücade'nin sonunda, kendi hayatının karşılığında oğlunun hayatını kurtarabileceği bir teklifle karşılaşır ve kabul eder. Ya sonrası? Sonrası aşağıdaki video'da (Film'in en dramatik sahnesi) buyrun izleyin.

video

Plastik Düşler - Ayhan Kalyoncu

Dün gece uykum tutmadı ve biraz Okan Bayulgen'in sunduğu Medya Kralı'na göz attım, konuklardan bir kaçı ilgimi çekti onlardan biri de Doç. Dr. Ömer Ayhan Kalyoncu idi. Elinde bir kitabı vardı ondan ve kitap'ın içeriğini oluşturan bağımlılık konusundan bahsedildi uzun bir süre. Bahsetmiş olduğum kitap "Plastik Düşler" Doç. Dr. Ömer Ayhan Kalyoncu'nun alkol ve uyuşturucu kullanan hastalarla geçen 23 yıllık klinik deneyimlerini ve akademik birikimini aktardığı, bağımlılık konusunda akla gelebilecek her türlü sorunun yanıtını içeren, her zaman el altında bulunabilecek ve danışılabilecek, okunması kolay, kapsamlı ve kaynak niteliğin de bir eseriymiş.

Kapital Medya tarafından satışa sunulan 400 sayfalık Plastik Düşler kitabı şu bölümlerden oluşuyor;

Niçin Vazgeçemezler
Bağımlılık Bir Beyin Hastalığıdır
Sevgili Düşmanım Alkol
Mahvolmuş Hayatlar (Uyuşturucu Gerçeğini Anlamak)
Çocuklarınızla Uyuşturucular Hakkında Siz Konuşmazsanız, Onlarla Başkaları Konuşabilir (Bağımlılık Yapan Maddeleri Tanıyalım)
Gençlik Başımda Duman (Bir Gençlik Hastalığı Olarak Bağımlılık)
Çocuğunuzu Nasıl Kurtaracaksınız? (Ergenlerde Bağımlılık Tedavisi)
Tedavi Yaklaşımları (En Kötüsü Hiçbir Şey Yapmamaktır)
Tedavi Uygulamaları

Çağımızın çok önemli bir sorunu haline gelen bağımlılık konusunda internet'ten vs size yanlış bilgi verebilecek kaynaklardan yardım almak yerine, ilk önce uzman ve tecrübeleri olan birisi olan Doç. Dr. Ömer Ayhan Kalyoncu'nun Plastik Düşler kitabını okumanızı öneririm.

Ahyan Kalyoncu hakkında bilgi almak için buraya, Plastik Düşler kitabı hakkında daha fazla bilgi edinmek ve kitabı internet'ten satın almak için de buraya tıklayabilirsiniz.