Sınıf Başkanı Kızlar Beyaz Show'da

2 gün gün önce bahsetmiş olduğum sınıf başkanı ve başkan yardımcısı kızlar dün Beyaz Show'daydı. Kızlar özellikle başkan yardımcısı olan kız kelimenin tam anlamıyla herkesi gülmekten kırdı geçir di. Özellikle merdivenlerini sildikleri binanın sakinlerine söyledikleri ve Öğretmeninin gelmesine engel olan Vali'nin resmen kalıbına tüküriyim demesi, herkesi şaşırttı. Neyse eğer izlemediyseniz buyrun (Dün ev de olmadığım

için netteki görüntüleri kesip, biçtim sadece o kısmı izleyebilmeniz için.) sınıf başkanı kızların beyaz show'daki showlarını izleyin. Gerçi ben defalarca izledim hala gülüyorum. Şu sınıf başkan yardımcısı kız gerçekten çok zeki, dobra kız maşallah...

video

Tavutter

Tavutter adı ve görünüşüyle Twitter benzeri, friendfeed ve facebook karışımı yerli malı "Twit değil Tavuk" sloganıyla yola çıkan bir sosyal ağ platformu kısaca. Ülkemiz de ne yazıkki twitter benzeri bir çok site kuruldu ne yazıkki hiç biri yeterince tutmadı. Zaten yabancı sitelerin benzerleri'nin Türkiye'de tuttuğu daha görünmemiştir. Bir kaç istisna var ama yeterli değil yine de. Biz de yabancı siteleri Türkleştirme geleneği var genel olarak :(


Tavutter'e daha bu gün üye oldum. Beta aşamasından yeni çıkmış olan sitenin tasarımı göze gayet hoş geliyor. Site'de resim, dosya, video, link, rss paylaşımı yapılıp, blog yazılabiliyor. Kısacası eğlenceli, beznerlerinden farklı yönleri olan ve denemeye değer bir sosyal ağ platformu da denilebilir Tavutter'e. Bir de yazarken nedense hep Tawutter diye yazıyor ve sonradan düzeltiyorum. sitenin ismini Twitter'e çok benzetmişler belki ondandır :D

Fakat isim de logo da hoşuma gitmedi değil Twitter'le recep'in tavuğunun karışımı gibi gözükse de. Neyse bu kadar yeter şimdilik. Sen de Tavutter'i denemek istersen, buraya tıkla ve üye ol. Söylediklerin beni açmadı bir de site sahiplerinden şu sitenin nasıl bir şey olduğunu öğreneyim diyorsan buraya tıkla. Unutmadan ben zaten Tavutter' e üyeyim diyorsan yada üye olduğun da beni tavutter'de takip etmek istersen profilim' e buraya tıklayarak ulaşabilirsin.

Hadi hayırlı tavutlar...

Sınıf Başkanı ve Yardımcısı

Bursa Orhangazi Atatürk İlköğretim okulu 3-f sınıfı'nın öğretmeni Cemal Aykaç tarafından çekilmiş bir video'yu paylaşıyorum bu defa sizlerle. Video'yu izleyince, özellikle sınıf başkanı isyan ederken, yada yardımcısı öğretmeninin kendisini fakir bir öğrenci olduğu için değil, diğer arkadaşlarının başkanlığı sırasında başkanlık görevini merak ettiği için başkan seçtiğini söylemeye başladığında mutlaka

ama mutlaka bir tepki vereceğinize eminim. İlk bakışta Öğretmenin sınıf başkanı'na fazla sorumluluk yüklemesi ve bu görüntüleri kaydetmesinin ne kadar doğru olduğu tartışılabilir. Fakat bu görüntüler, yazının başında bahsettiğim gibi hatıra amacıyla çekilmiş ve öğretmenin Almanya'daki kızı tarafından paylaşılmış.

Bunlar bir yana öz eleştiri yapabilen, duysusal zekası üst sınırlarda olan bu başkanlara (Gizem Bera Yüksel ve Havva Mutlu) ebeveynlerine ve özellikle maddi durumu iyi olmayan ve başarılı olan öğrencilerine fayda sağladığı için öğretmenine helal olsun diyorum.

Bahsetiğim sınıf başkanı ve yardımcısı gibi gururlu, zeki ve açık yürekli bir Başbakanımız ve yardımcısı'nın olduğu günleri görmek dileğiyle sizleri uzun süre aklınızda yer edecek görüntülerle baş başa bırakıyorum.

video

Türkiye'de Misyonerlik ve Misyonerler

Misyonerlik ve misyonerler ile ilgili bazı bilgi ve videolarla Türkiye'de ki misyonerlik çalışmalarını, misyonerleri ve dahasını anlatan bir içerik hazırladım sizlere. Buyrun okuyun.

İlk önce misyonerlik nedir? Hristiyanların inancındaki yeri nedir buradan başlamak lazım. Bu sorunun cevabı için buraya tıklayabilirsiniz.

Türkiyede misyonerliğin özellikle doğuda ne kadar ilerlediğini görmek için geçtiğimiz sene Tv 5 tarafından yapılmış röportaj'ı buyrun izleyin.

video

İzlemiş olduğunuz görüntüler'de misyonerlerin Türkiye vatandaşlarını her geçen gün inancından ve kültüründen uzaklaştırmak için nasıl bir çaba içinde olduklarını gördünüz. Ülkemizde 12 yaşın altındaki bir çocuğun Kur'an eğitimi alması yasak iken, görüntülerdeki kilise de 3 yaşındaki çocuklara bile var...

Misyonerlerin esas amaçları hakkında fikir vermesi ve Diyarbakır'da, doğu illerimiz de oynanan oyunu daha iyi anlayabilmeniz açısından, Kenya’nın ilk başbakanı olan Kamau Kenyatta’nın “Misyonerler bizim topraklarımıza geldiğinde İncil onların, topraklar Afrikalıların elindeydi. Bize gözü kapalı dua etmesini öğrettiler. Neden sonra gözlerimizi açtığımızda, İncil bizim, topraklarımızsa onların olmuştu.” sözünü her zaman hatırlamakta fayda var.

Ayrıca kapağını görsel olarak kullanmış olduğum Türkiye'de Misyonerlik Faaliyetleri adlı kitabı okumanızı öneririm.

Bunların sonrasında sizlere, önceden Hristiyan olan daha sonra İslamiyet'i seçen kişilerden 2 örnek sunacağım.İlk örneiğim ise; Adem Özköse kardeşimizin, bir zamanlar hristiyan bir misyoner olan Covita Guslin Müslüman olarak Maysara ismini alan kızın İslam’a girişi ile ilgili yaptığı röportaj olacak. Bahsettiğim röportaj'ı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir diğer örnek ise Hristiyan bir vaiz iken Müslüman olaln birisinin ibretlik konuşmalarının yer aldığı video olacak.

video

Sonuç olarak misyonerlik tehdidine karşı en iyi önlem sağlam bir din eğitimidir. Yani kendi çocuklarımıza kendi dinimizi en iyi şekilde öğretmemizdir. Bu, sadece okulla halledilebilecek bir iş de değildir. Aileden başlayarak okul dahil, tüm çevreyi içeren bir süreç olmalıdır. Aksi takdirde, sahip çıkamadığımız ve kendi dinimizi anlatamadığımız çocuklarımızın başka insanların eline düşmesinden şikayet etme hakkımız olamaz. İnsan öldürmek kolaydır.

Zor olan ve yapmamız gereken Hz. Hamza’nın Peygamberimizi öldürmeye gelip sonra Müslüman olduğu gibi misyoneri kesmek değil bizi ve İslam’ı tanıyıp misyonerin dahi Müslüman olduğu bir ortam yaratmaktır, öldürmek değil hayat vermektir.

İslamiyet konusunda bilinçlenmek için ilk yapmamız gerekenlerden biri Bir fransız tarihçinin "O insandan büyük, Tanrıdan Küçüktü" dediği peygamberimiz Hz. Muhammed'in hayatını öğrenmemizdir. Bu konu ile alakalı aşağıda yer vermiş olduğum video'yu buyrun izleyin.

video

Peygamberimiz Hz. Muhammed hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Eyvah Eyvah Filmi

Eyvah Eyvah filmi bu yılın en komik filmlerinden biri olacak gibi gözüküyor şimdiden. Ata Demirer'de Son Osmanlı Filmi'nin hezimeti'ni bu filmle giderir herhalde. Bu filmden bahsetmemin ilk nedeni ise çekimlerin bir bölümünün memleketim çanakkale'de çekilmiş olması ve bir nevi trakya filmi olmasıdır beya.

Ata Demirer ve Demet Akbağ'nın oyunculuklarını yabana atmak da olmaz tabiki. Bunların hepsi bir yana Eyvah Eyvah filmi'nin fragmanı en çok güldüğüm ve beğendiğim fragman diyebilirim.

Filmin konusuna gelicek olursak:

Hüseyin (Ata Demirer), Trakya'nın bir köyünde ninesi ve dedesiyle büyüyen bir delikanlıdır. Hayatta iki büyük aşkı vardır:

Klarnet çalmak ve Müjgan! Tam Müjgan'la da müzikle de hayatı mutlu mesut devam ederken, hiç beklemediği bir olay onu köyünden ayırır.

Seyircinin kahkahalarla izleyeceği macerasında Hüseyin'e İstanbul'da önce klarneti destek olacaktır sonra da şarkıcı Firuzan (Demet Akbağ).

İstanbul'un gece klüplerinde fırtına gibi esen ve albümü için heyecanla çalışan Firuzan'ın hayatı rengarenk ve bir o kadar da karışıktır. Hüseyin'le tanışınca ise hayatına hem kahkaha hem macera dahil olacaktır.

Vizyon tarihi 26 şubat olan eyyvah eyvah filmi'nin Yönetmeni: Hakan Algül Senaryosu: Ata Demirer'e ait Yapımcısı: Yılmaz Erdoğan ve Necati Akpınar'mış.

Buyrun güle güle :D Eyvah Eyvah filmi'nin fragmanı'nı izleyin.

video

Merak

Merak, bilmediğinin farkında olmayla başlayan, araştırma ve öğrenmeye yönelik bir davranış biçimidir. Meraklarınız biterse yaşam sığlaşır. Bizleri besleyen ve hayata tutunduran bir olgudur merak. Ama bir çok şey gibi merakın da fazlası zarar. Tıpkı aşağıda paylaşmış olduğum videodaki animasyon da olduğu gibi...

video

New York’ta Beş Minare Filmi

Mahsun Kırmızıgül'ün 4.sinema filmi olan New York'ta Beş Minare filmi vizyona girdi. Bu post'u Ocak ayında yayınlamıştım. O günden bu yana bir çok kişi film hakkında atıp tuttu. Gişe de iyi iş yapacağı taa o günlerden belliydi zaten. Gelen yorumlara bakılırsa filmi izlemeden eleştirmek yanlış olur diye düşünüyorum.
Bende dün akşam eşimle beraber filmi izledim. Burada, basında ve bloggerler tafarından yapılan, kötü yöndeki eleştiriler yüzünden filme önyargılı baksaydım, belki ben de filmi beğenmeyebilirdim. Fakat ön yargılı olmadan sadece filmi izlemeye konsantre oldum. Böylece bahsedilmek istenen hikayeyi bence iyi bir şekilde işlemiş bir film izlemiş oldum. Tabi ki bu hikaye daha iyi işlenebilir di. Daha iyi bir film ortaya konulabilir di.

Filmi izlemeden  okumuş olduğum, film hakkında kötü yönde eleştiri yapanların  en önemli dayanakları, Haluk Bilginer ve baş rollerdeki bir kaç aktörün filmi kurtadığı, senaryonun kopukluğu ve film de çok fazla mesaj verilmeye çalışıldığı. Aslında bu söylediklerinde haksızlar diyemem. Fakat Türkiye'de sanki hangi film layıkıyla yapılıyor ki. Hangi film de buna bunlara benzer eksiler yok ki. Ayrıca bu eksiler dışında, oyuncular iyi, hikaye iyi, görsellik iyi, bu kriterler açısında Türkiye deki en kaliteli yapımlardan biri olduğu aşikar. Kısacası bana kalırsa, New York'ta Beş Minare izlenmeye değer bir film. Son olarak filmi hala seyretmeyenler için, teaserin altına filmin son fragmanını izleyebilirler.

Not: Yazının üstteki kısmı 13.11.2010 tarihinde güncellenmiştir.

Mahsun Kırmızıgül'ün 4. filmi olması beklenen "New York’ta Beş Minare" filmi'nin fragmanı yayınlanmaya başladı bile. Mahsun kırmızıgül ve filmin yapımcısı Murat Tokat fragmanı'nın şu an için sadece sinema salonlarında yayınlanmasını istemiş. Fakat fragman bir şekilde internete sızmış.

Aslında pek fragman da denilemez bahsettiğim görüntülere. Filmin New York'taki bazı sahnelerini önceden çekmişler ve bu görüntüleri kullanarak fak bir fragman (teaser) hazırlamışlar.

Türk polisi rollerindeki Mustafa Sandal ve Mahsun Kırmızıgül’ün FBI’ın yakaladığı Türk kaçakçıyı teslim almak için gittikleri Newyork’ta yaşadıklarını anlatan filmin çekimleri mayıs ayında başlayacakmış.

Film'in öne çıkan oyuncuları ise; Mustafa Sandal, Zafer Ergin, Salih Kalyon, Hüseyin Avni Danyal, Ali Sürmeli, Bora Sivri ve Murat Ünalmış. Amerika’da oynayacak yabancı oyuncular ise henüz açıklanmamış. Ayrıca Haluk Bilginer film de New York’ta yaşayan bir hocayı canlandırıyormuş. Film Konya, Bitlis, İstanbul ve ağırlıklı olarak Amerika'da çekilecekmiş.

Film hakkında edindiğim bilgiler bu kadar şimdilik. Sonuç olarak Mahsun Kırmızgül yine ters köşe ve hassas bir konu da, iyi oyunculalarla bir film daha çekecek. Mahsun Kırmızıgül bu sene Oscar'ı kaçırsa bile, seneye bu film ile Oscar'ı alır bence.

video

video

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Bu sefer sizlerle Ataol Behramoğlu'nun Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var adlı şiirini ve Amasya-Suluova Bolat İlköğretim Okulu Öğrencilerinde olan Minenur Deniz'in bu şiiri seslendirmiş olduğu, benim de oldukça beğendiğim bir dinletiyi paylaşıyorum.

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

Ataol Behramoğlu

video

Twitter Deyip Geçmeyin

Türkiye'de binlerce kişi'nin katili idam edilemezken, binlerce terör suçlusu elini kolunu sallayarak dolaşırken, daha doğrusu terör suçlularına gereken ceza verilmezken.

Bakın İngiltere, eylem planı bile denemeyecek bir olay da nasıl bir yol izliyor.

Paul Chambers adın da bir adam geçtiğimiz günler de İngiltere'nin güneyindeki Doncaster Havalimanı'ndan uçağa binip ve tatile çıkmak istemiş. Ancak kar yüzünden havalimanı kapanmış ve Paul Chambers'in tatil planları bozulmuş. O da bu öfkesini sosyal Twitter'da havalimanına hitaben "Sana bir hafta süre veriyorum, eğer bu yaptığın pisliği temizlemesen gelip seni havaya uçuracağım." mesajını yazarak belirtmiş.

Paul Chambers'ın pek ciddiye almayarak, eğlencesine yaptığı bu twit (Atalarımız boşuna bin düşün, bir söyle dememiş. Nerden bilsin elin İngiliz'i bizim Atasözümüz'ü.) , İngiltere Terörle Mücadele Şube Dairesi'nden terör uzmanları'nın epeye ciddiye alması sonucunda. Sadece bir cümle için tam 7 saat sorgu da kalmış ve sonrasında serbest bırakılmış. Fakat daha sonra hakkında soruşturma başlatılmış ve Paul Chambers'ın Doncaster Havalimanı'na ömür boyu girmesi de yasaklanmış.

Yapılanlar için adamın üstüne fazla gidilmiş, yada pire için yorgan yakmışlar falan da denilebilir. Ama İngilte'nin terörle mücadele uzmanları'nın ve hükümetinin terör konusundaki hassasiyeti Türkiye'ye örnek olacak cinsten bana kalırsa.

Gerçi İngiltere ve Amerika vs birçok ülke terör konusunda paronoyak olmuş durumdalar. Keşke terörü kendi çıkarları için kullanmasalar da bu paronoyaklıklarına hak verebilsek.

Sonuç olarak neymiş Twitter deyip geçmemek lazımmış. Ama bu durum Türkiye için geçerli değildir herhal de. Ülkemiz terör konusunda o kadar tedbirli değil ne yazıkki. Bırakın tedbirli olmayı teröristlerle müzakere yapacak konuma geldik neredeyse :D (Bakmayın siz ağlanacak halimize gülüyorum)

Twitter'dan bahsettik okadar bari benim de twitter sayfamı paylaşayım sizlerle. http://twitter.com/serkanozcalik gerçi genel olarak friendfeed güncellemelerim ağırlıkta oluyor ya neyse. Aslın da Twitter'ı pek sevdiğim söylenemez. Kısa zaman da nasıl bu kadar populer oldu hala anlamış değilim. Bunun sebebi belki basit olduğu için, belki populer kişileri takip etme isteğinden dolayı, yada populer veya populer olmak isteyen kişi ve kurumların sosyal medyayı kullanma isteklerinin artmasıdır...
ZAKYUHWNPHYM

Etni-Ka - Pangea Albümü - Ay Laçin

Etni-ka ile ile daha dün tanıştım ve özellikle ay laçin adlı Azerbeycan'a ait bir ezgi'nin düzenlemesini yapmışlar. Bu düzenlemeyi çok beğendim açıkçası. Etnika grubu, müzikal çalışmaları ile, insanları gündelik yaşamın sıkıntılarından sıyırıp, farklı boyutlara götürebilecek potansiye taşıyabilen bir grup.

Enstrumantal müzikte iyi bir bir çıkış yapan Etni-ka, Anadolu içlerinden başlayıp yayılan ezgileri, bağlamanın güçlü ifadesi ve kavalın sürükleyici büyülü sesiyle dünya literatürüne taşıma niyetinde. Kültürümüzün müzikal kodlarını, Balkanlardan Orta asya’ya güney ve kuzey batı Avrupa’dan Afrika’ya yerel müzikal öğelerle yoğurup kendi bünyesinde içselleştiren, Etni-ka grubu, müziğin dilinde yeni bir arayışa girerek, naif bir melodik yapının, metaforik olarak algılanmasını başararak, ezgisel kalıpların sofistik içeriği, naiflik olgusu ile zıtlık gösterirken dinleyiciyi ironik atmosfere sürüklüyor.

Etni-ka grubu 2006 da Sinan Ayyıldız ve Serdar Deli tarafından kurulmuş. Türk halk çalgılarının kapasitesini göstermek ve sınırlarını zorlayarak günümüzde hakim olan vokal anlayışlı müziğe muhalif olarak ortaya çıkmış. Müzikteki farklı etkileşimleri kendilerine özgü icra teknikleri ile arayan bu iki müzisyene daha sonra gitarda Özgür Şahin katılmış. Bir süre üçlü olarak çalışan ve sahne alan ekibe son olarak basgitarda Ersan Ergün ve perküsyonda Ümit Kartal’ın katılımıyla grup son halini almış.

Grup üyeleri, gubun ismi olan Etni-ka ve son albümleri Pangea'nin anlamını ve grubu merak edenler için şöyle bir açıklama yapıyor:

Müzik bize insanlık kadar eski zamanlardan sesleniyor. Yaradılıştan önceki zamanların açıklandığı en saf kelime: Kaos

Başlangıçta “kaos” vardı. Tüm zamanların en dinamik kavramı. Kaos bizi tarihin derinliklerinde bir kültüre, Babil’e götürür. Babil’in anlamlarından biri de kargaşadır. Kargaşa ve kaos iki kardeş kavram. Her ikisinde de düzenin altyapısı görülür. Kaos olmadan düzen olmaz.

Babil adını meşhur asma bahçelerle tarihe perçinlemekle kalmamış, aynı zamanda dillerin meydana geliş efsanesi ile de ilgi odağı olmuştur. Tüm dillerin Babillilere verilen bir ceza sonucu oluştuğunu unutmamak gerekir. Yeryüzünün tek dilli olduğu dönem Babilliler yüzünden sona ermiştir.

Kaosun doğurduğu düzen sonunda yeryüzüne insanların yaşayabileceği ortamı getirdi. Ve ortaya Pangea çıktı.

Tüm kıtaların sular içinde tek parça olma durumu. Tıpkı “vahdet-i vücud”, yani mutlak birliğin olma hali.Kısacası “bir” olma hali.

Zamanla ikiye bölünen Pangea’nın güney kısmı: Gondvana, kuzeyi ise: Lavrasya olarak adlandırılır. Daha sonra, diğer bölünmeler ile dünyamız bu günkü halini aldı.

Gerek Babil olsun, gerek Pangea olsun her ikisi de çokluk ve birlik kavramlarını içerir. Tıpkı bu kavramları bünyesinde barındıran Etni-ka gibi. Etni-ka da çokluk kavramından yola çıkarak birliğe yönelen, kendini müziğin kültürel kodları ile ifade ederek tek anlam denizi oluşturmaya çalışan müzik grubu

Tıpkı “kaos”un doğurduğu toprak ana ve diğerleri gibi. Kaos ve Etnika arasındaki bağlantı, kelimenin içinde gizli. Etnoloji ve kaostan gelen iki ek; “Etni-Ka”yı doğurmuştur. Etnoloji (budunbilim) aslında etnik’e değil, kültüre gönderme yapar. Kültür herşeyi kapsayandır. Sanat kültürün içindedir. Müzik de sanatın, dolayısıyla kültürün alanında yer alır. Etnika’daki “etnik” kelimesi müzik kültürüne yönelik anlam ifade eder. “Ka” eki ise kaostan gelir. Kaos, varolan “düzen”sizliği günümüzde karmaşayı anlatır. Kaosta sığınak sanat, yani müziktir. Müzik kaostaki negatif enerjiyi yok etmekte en önemli sanat elemanıdır.

Grup şu sıralar yeni albüm çalışması içerisindeymiş. 2009 yılın da çıkan ilk albümleri Pangea ise Azerbaycan halk ezgilerinden “Ay Laçin” adlı parça ile başlıyor.

Gürcistan’dan, Selanik’e; Makedonya’dan Anadolu’ya ve Bulgaristan’a uzanan geniş bir coğrafyanın ezgilerinin yer aldığı albümde aynı zamanda yeni besteler de yer alıyor.

Pangea albümüdeki parçalar ise:

1.Ay Laçin (Azerbaycan)
2.Kartuli Popuri (Gürcü Potpurisi / Gürcistan)
3.a) Zerreden Deryaya
b) Sureyya (Azerbaycan)
4.Karadeniz Rapsodisi
5.Omorfi Thesselanoki (Güzel Selanik / Yunanistan)
6.Patuvanje (Makedonya)
7.İkiparmak Zeybeği
8.İlkbahar
9.a) Fadik (U.H.)(Tokat)
b) Abum Abum Gız Abum (Tokat)
c) Eve Dönüş
10.Gankino Horo (Bulgaristan)
11.Macar Dansı (Geleneksel Yahudi Ezgisi

Grubun albümünü yasal olarak buraya tıklayıp dinleyebilir. Aşağıdaki video oynatıcıdan da Etni-ka'nın Ay Laçin adlı ezgi'nin yer aldığı klibi'ni izleyebilirsiniz.

video

Veda Filmi

Veda filmi Atatürk'ün hayatının çocukluk arkadaşı ve yaveri Salih Bozok tarafından anlatıldığı anlatıldığı, Zülfü Livaneli'nin senaryosunu, müziklerini ve yönetmenliğini üstlendiği, vatanını kurtarmak için ölüme meydan okuyun Atatürk'ün hikayesinin yanısıra o kuşağı da anlatıldığı, Atatürk'ü sadece Türkiye'ye değil tüm dünya'ya tanıtma misyonu üstelenen bir film.

Zülfü Livaneli bu film için "Hayatımın en büyük görevi" demiş. Film'in şu anki fragmanı, senaryosu, fotoğrafları ve kadrosunu ele aldığımda hakketen Atatürk'e yakışan bir film olacağı kanaati oluşturdu ben de. İnşallah vizyone girdiğinde de düşündüğüm ve Zülfü Livaneli'nin dilediği gibi Atatürk'ü tüm dünya'ya doğru etkili bir şekil de tanıtan bir film olur diyorum.

Veda film'in yapımda Zülfü Livaneli dışında emeği geçenler ise: Yapımcılar: Tibet Kaan Demirtaş, Özkan İpek, Sevda Kaygısız Cast, Başrol oyucuları: Sinan Tuzcu, Serhat Mustafa Kılıç, Dolunay Soysert, Özge Özpirinçci , Ezgi Mola ve Burhan Güven Görüntü Yönetmeni: Peter Steuger Sanat Yönetmeni: Hakan Yarkın Editör: Ulaş Cihan Şimşek Kostüm Tasarım: Baran Uğurlu Yardımcı Yönetmen: Yağız Akaydın Işık şefi: Engin Altıntaş Ses: Levent İntepe Makyaj: Vittorio Sodano Saç: Aldo Signoretti

Film ile ilgili anlatacaklarım şimdilik bu kadar buyrun Veda filmi'nin ilk fragmanı'nı (teaser)izleyin.

video

Veda filmi'nin afişi hazırlanmış. Afişi Amerika'da 2 kez key art ödülünü kazanan, Veda film'nin key art (afiş,web,vs) işlerini üstelenen Emrah Yücel düzenlemiş.

Bu arada film ekini'ni belirtirken gözden kaçan önemli bir isim vardı. Onu da eklemiş oldum. Bir diğer eksik ise film'in esas fragmanı. Daha önceki eklemiş olduğum video teaser di zaten.

Buyrun Veda filmi'nin fragmanı'nı izleyin.

video

Dünyanın En Ahlaksız Ordusu

Geçtiğimiz günlerde İsrail Büyükelçimiz Oğuz Çelikol aracılığıyla ülkemize yapılan terbiyesizliği bilmeyen yoktur herhalde. Bu olayın sebebi ise özellikle İsrail'e karşı bir antipatinin olması, Ayrılık, Kurtlar vadisi Pusu dizilerin deki, bazı sahneler di. Brdağı taşıran son damlaise Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki bir sahne. İzlemeyenler buyursunlar izlesinler o meşhur sahneyi.

video

Ben pek izlemem Kurtlar Vadisini, ama dizinin senaryosu vs. hep hoşuma gitmiştir. Hele son bölüm ve yaşanan gerçekleri gözler önüne seren malum sahne muhteşem di. Film'deki sahneler bizzat yaşanan gerçek olaylar aslında. Bu tür olayların meydana gelmesine göz yuman ve bizzat da destekleyenler, konu ile ilgili ufacık bir sahne çekilince amma panik oldular. Filmin yapımcı şirketi Pana Film'in İsrail yetkililerine cevabı ise şöyle oldu:

İsrailli yetkililerin Filistinli çocuklara olan hassasiyetinin derecesini, başta İsrail halkı olmak üzere, dünya kamuoyu ibretle seyrediyor. Filistinli çocuklar, en temel yaşamsal hakları olan beslenme, sağlık, eğitim gibi haklardan mahrum ediliyor. Birleşmiş Milletler bayrağı altındaki çocukları bombalamaktan çekinmeyen İsrail yönetimi, neden Kurtlar Vadisi dizisinde yaptıklarının anlatılmasından rahatsız oluyor?

Kurtlar Vadisi Irak filminde, İsrailli bir doktorun organ kaçakçılığına karıştığını gösteren sahneler de eleştirilmiş ve yalanlanmıştı. Ancak kısa bir süre önce bizzat İsrailli kaynaklar, bu sahnenin doğruluğunu kanıtlayan gerçekleri ortaya çıkardılar.

İsrail yönetimi, insanlık dışı uygulamalarının teşhirini diplomatik yollardan engellemeye çalışmak yerine, bir an önce Filistinli çocuklara uyguladığı vahşeti durdurmalıdır.

Kurtlar Vadisi, doğruları söylemeye ve yanlışları teşhir etmeye devam edecek.

Daha sonrasın da ise Kurtlar Vadisi Filistin projesiyle karşınızda olacağız dendi.

Bakalım bir sahne için onca terbiyesizlik yapan İsrail hükümeti, Kurtlar Vadisi Filistin Filmi yayınlanırsa neler yapacak?

Gelelim asıl konumuza. İsrail Büyükelçimize yapılan o terbiyesizce komplo sonrasında.

İsrail Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Erdoğan'ın, Lübnan Başbakanı Saad Hariri ile düzenlediği ortak basın toplantısında "Dışişleri Bakanlığı'nın Türk Başbakanı'nın aşırıya kaçan sözlerini kınadığını" belirtti. Açıklamada, "İsrail Türkiye'ye karşı saygılı olmaya özen gösteriyor, iki ülke arasında düzgün ilişkilerin devamını istiyor, ama aynı karşılığı da görmeyi bekliyor"

"İsrail devleti, Hizbullah ve Hamas terörü ve füzelerine karşı vatandaşlarını koruma hakkına sahiptir. Türklere gelince, onlar, İsrail devletine ve dünyanın en ahlaklı ordusu olan İsrail Savunma Kuvvetlerine vaaz verecek en son kişilerdir" ifadelerine yer verilmiş.

İşte bu sözle ne kadar ahklaı olduğunu göstermiş oldu İsrail hükümeti. Büyükelçi kitabını okuduysanı eğer bilirsiniz, Türkiye'nin yahudiler'e yaptığımız onca iyiliği. Ama İsrail'in İslam dünyasına ve Türkiye'ye yaptıklarını yapmak istediklerini anltama hiç gerek yok zaten.

Son olarak İsrail hükümeti'nin dünyanın en ahlaklı ordusu dedidiği fakat, tüm dünyaca bilinen aslında kendilerinin de bildiği ama söylemeye cesaret edemediği. Dünyanın en ahlaksız ordusu'nun marifetlerini gzöler önüne seren video'yu buyrun izleyin. Yukarıdaki görsel ise bahsetmiş olduğum, dünyanın en ahlaksız ordusu'nun marifetlerinden birini gözler önüne seriyor.

video

Aşk Sadakat Evlilik

Aşk, sadakat, evlilik bir ara da olur mu demeyin, Malatya`nın Arguvan ilçesine bağlı Yazıbaşı köyünde yaşayan ve 113 torunları bulunan 112 yaşındaki Abdullah Adıgüzel ile 110 yaşındaki Elif Adıgüzel çifti 90 yıldır aşkı, sadakati ve evliliği bir arada yaşamışlar.

1898 doğumlu Abdullah Adıgüzel ile 1900 doğumlu Elif Adıgüzel, tam 90 yıl önce hayatlarını birleştirmişler. Birbirlerini severek evlenen çiftin, aşkları ve birbirlerine olan sevdaları aradan geçen yıllara rağmen hala ilk günkü tazeliğini korumaktaymış..

Evlilik ve aşkını AA muhabirine anlatan ninem, 90 yıl önce birbirlerini severek evlendiklerini,eşinin son yıllarda kulaklarının ağır işittiğini, bunun dışında sağlık sorunu olmadığını ifade etmiş, kendisinin de 110 yıllık yaşamı süresince katarakt ameliyatı olduğunu,eşimle birbirimizi seviyorduk.

Evliliğimizin üzerinden çok uzun yılar geçti. Bu süre içinde eşimle bir sorunumuz olmadı. Kendisini çok seviyorum. Aynı şekilde o da beni seviyor. Bu yaşımdan sonra dilediğim tek şey; ölümümüzün de birlikte olması. Çünkü ikimizden biri ölürse yarım kalacağımıza inanıyorum, demiş.

Ninem ayrıca, konuşma sırasında da kocasının elini bir an bile bırakmayan ninem, Beraber güzel günlerimiz oldu. Uzun bir ömür yaşadık. 10 çocuk doğurdum. Çocuklarımın üçü öldü, 7`si hayatta ve en büyükleri 85 yaşında. Torunlarımın sayısını ben tam olarak bilmiyorum.Bayramlarda ve özel günlerde bizi ziyarete geliyorlar, demiş.

Tabiki bunların yanısıra, bu örnek çift'in Uzun yaşamın sırrı, ninem'in şu söylediklerin de saklı. "Köyde çok sağlıklı besleniyorduk. Her şeyin kendine has bir tadı ve kokusu vardı. Uzun yıllardan beri bu tadı alamıyorum. Zaten sebze tüketmeyi bıraktım. Çünkü sebzelerin tamamı ilaç kokuyor. Evde yaptığımız ekmeğin bile eski tadı vermediğini hissediyorum. Yıllar önce ekmek yapılırken onun doğal ve güzel kokusunu metrelerce ileriden alabilirdiniz. Ben insanların günümüzde sağlıklı beslendiğine inanmıyorum. "

Şubat ayının ilk haftasında 113 yaşına girecek olan Abdullah Adıgüzel dedem de askerliğini evlendikten sonra Çanakkale`de yaptığını, vatani görevi sırasında sürekli mevzi kazdığını söylemiş.

Anne ve babasıyla birlikte yaşayan 60 yaşındaki İsmail Adıgüzel; Annem ve babamın bu uzun birlikteliklerinin sırrı geleneklerimizdeki tek evliliğin yanı sıra hiç şüphesiz birbirlerine karşı olan aşk ve sadakatleridir. Bu birliktelikleriyle hem bize hem de tüm çevrelerine örnek oldular. Hiçbir dönem birbirlerini kırdıklarına şahit olmadım. Öyle ki bazen biri ölürse diğerinin de öleceğini söylüyorlar. Ayrıca annem ve babam sadece ailede değil, tanıyan herkes tarafından örnek alınıyor, demiş.

Bu haberi malum boşanma davalarının en üst seviye de olduğu şu günler de, gelecek nesillere örnek olması açısından, paylaşma gereği duydum aslında.

Bir de ingiltere'de yaşandığı iddia edilen bir sevgi, sadakat, aşk budur dedirten bir hikaye'yi sizlerle paylaşıyorum.

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.

Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya

çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, 'acelesi olduğunu ve röntgen çektirmek için beklemek istemediğini' söylemiş.

Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş. Adamcağız da 'karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim,geç kalmak istemiyorum' demiş.
Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde' demiş hemşire.

Adam üzgün bir ifade ile 'ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor' demiş. Hemşireler hayretle 'madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz' demişler.

Adam buruk bir sesle 'ama ben onun kim olduğunu biliyorum' ...

Sonuç olarak herkes'in bu yaşanan gerçek hikayeler de ki örnek insanları, örnek almasını diliyorum. Ayrıca Tansel S.Çam'ın Aşk ve Evlilik yazısını ve benim Evlilik adını verdiğim derlememi okumanızı öneririm.

Kadın İşçilere Regl İzni Verilmesi

Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği kapsamına Haziran 2004’te giren tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalışan kadın işçilere ayda 5 gün regl izni verilmesi gündem de şu sıralar. Yönetmeliğe uymayan işletmelere ocak ayından itibaren ceza kesilmeye başlandı. Çalışma Bakanlığı ise, düzenlemenin Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde yapıldığını söylüyor.

Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden Sanko’nun patronu Abdulkadir Konukoğlu Konukoğlu, "Lütfen yanlış anlamayın, siz benim bacımsınız. Ama ben işçimin ay başını mı takip edeceğim? Fabrikaya bir bakmışsınız 200 kişi yok, sonraki hafta bir 300 kişi yok. Böyle bir şey olabilir mi, üretim bekler mi?"

Tekstil sektöründe çalışanların yüzde 60-70’ini kadınların oluşturduğuna dikkat çeken Abdulkadir Konukoğlu, kendi fabrikalarında ise 10 bin tekstil çalışanından 4 bininin kadın olduğunu anımsattı. Uygulamanın kaldırılmaması halinde kadın işçilerin işine son vermek zorunda kalacağını açıkladı.

İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri "Tekstil Sektörünü bu yönetmelik kapsamından çıkarılsın" diyor. TOBB Kadın Girişimciler Kurulu ise bu uygulamaya tamamen karşı.

DİSK ise, bu konu "kadın istihdamına darbe" olarak yorumlanamaz. "Kanun doğrudur, en doğal insan hakkıdır ve kadınlar da doğuştan böyle bir hakka sahiptir. Halen sendikaların örgütlü olduğu birçok sanayi kolunda bile bu hak kadınlarca kullanılamıyor" demiş.

Petrol-İş Sendikası ise, kadınlar adına düzenlemeler yapılırken kadınlara sorulması gerektiğini savunuyor.

Bu konu hakkındaki gelişmeler bu kadar şimdilik. Ama kazan daha çok kaynayacağa benziyor. Öyle olmalı zaten. Bu uygulama kadının ilk insan regl günlerinin uzaması nedeniyle eve kapandığı zamanlarda ki etkiyi yapacak. Bu kara Uygulanmaya devam ederse kadınlar iş hayatından ciddi anlam da uzaklaşmış olacak.

Sonuç olarak kadın istihdamının en yüksek olduğu alana bıçak sokmak'tan başka bir işe yaramıyacak bu uygulama kampsamın da kadın işçilere neye göre verildiği belli olmayan 5 günlük izin arka planda kadın istihdamını engelliyecektir. Belki de amaç budur.

Mesele Abdulkadir Konukoğlu'nun 4000 kadını işten çıkarması değil sadece, bu uygulama'nın uzun vade de oluşturacağı etki. Konukoğlu blöf'te yapıyor olabilir. Ama söylediği gibi toplu iş'ten çıkarmalar şimdi olmasa'da. Bu uygulama'nın devamın da kısmen işten çıkarmaların olacağı ve bu sektör'den kadınların zamanla soyutlaşacağı kesindir.

En nihayetin de patron gözüyle de bakılsa, kadın işçilerin gözüyle de bakılsa, ya da her kim doğrudan insani olarak, reel bir şekilde bu uygulamayı incelese, uygulama'nın bir çok yandan, bir çok kesime zarar vereceğini görür. Bu uygulama yürürlüğe girerken hesapta Avrupa Birliği uyum çerçevesin de yapıldığı da söylendi. Bu Avrupa sevdası yada bu bahane doğrultusun da bakalım daha ne işler açılacak başımıza...

Benim aktaracaklarım ve söyleceklerim bu kadar, konu hakkındaki düşüncelerinizi buyrun siz de yorum yaparak bildirin. Kısacası sizce kadın işçilere regl izni verilmesi ne kadar doğru?

Ücretsiz İzne Çıkarken Dikkat Edin!

Ücretsiz izne çıkanlar dikkat! Hem maaşınızdan olacaksınız hem de sağlık primlerini kendiniz ödeyeceksiniz ve daha neler, neler. Bugün gazetesi yazarlarından Sadettin Orhan 5510'a tabi olup Ücretiz izne çıkanları yakından ilgileedirecek bir konuya değinmiş.

Buyrun ilgili yazıyı okuyun.

Ücretsiz izin uygulaması, çalışma hayatında çok sık karşımıza çıkan bir husus. Özellikle kriz dönemlerinde işverenler, çalışanlarını tamamen işten çıkarmaktansa, bir süreliğine ücretsiz izne çıkarmayı tercih diyorlar. Esasında 4857 Sayılı İş Kanunu`nda bu bahsettiğimiz manada bir ücretsiz izin uygulamasına yer verilmemiş. Yasada iki tür ücretsiz izin düzenlenmiş;

Yıllık izne çıkan çalışanların, izinlerini başka bir ilde geçirmeleri durumunda 4 güne kadar,

Doğum yapan kadın çalışana ise yasal doğum izni dışında 6 aya kadar ücretsiz izin verilebiliyor.

Bunların dışında yaygın olarak başvurulan ücretsiz izin uygulaması ise, kanunen emredilmediği gibi yasaklanmamıştır da. Yani çalışanın rızası bulunmak kaydıyla her zaman işveren ücretsiz izin uygulamasına gidebilir.

Ücretsiz izin sürelerinde, çalışanların iş akdi sona ermiş sayılmayıp, askıda kabul edilmektedir. Bu durumun sosyal güvenlik mevzuatı açısından en önemli sonucu, sağlık yardımlarından (30 gün prim ödendikten sonra) ücretsiz izindeyken de yararlanmaya devam edilmesidir. Ancak SGK tarafından yayınlanan 2009/155 sayılı bu genelge ile ücretsiz izindekilerin sağlık yardımları konusunda önemli bir ilke değişikliğine gidildi. Buna göre yukarıda yer verdiğimiz 4 günlük ve 6 aylık ücretsiz izinlerin dışında, işverenler çalışanları ücretsiz izne çıkarırsa, ücretsiz izindeki çalışanlar sağlık primi ödemek zorunda kalacaklar.

Örnek: A şirketi, kriz ortamında üretim ve satışlardaki azalma nedeniyle 20 çalışanını (çalışanların rızasıyla) ücretsiz izne göndermek istemektedir. Bu çalışanların 15 Ocak 2010 tarihi itibarıyla ücretsiz izne çıktıklarını varsayalım. SGK Genelgesi`ne göre bu çalışanlar yasal ücretsiz izinde sayılmadıklarından, ücretsiz izne çıktıkları tarih itibarıyla 10 gün daha sağlık yardımlarını alabilecekler. Eğer bu çalışanların geçmiş bir yılda 90 gün GSS primleri varsa 90 gün daha sağlık yardımı alabilecekler. Ancak 10 gün veya 90 10 günden sonra Genel Sağlık Sigortası primi ödemeleri gerekecek.

Ücretsiz izne çıkarken biraz daha düşünün!

Yukarıda yer verdiğimiz genelge 1 Ocak 2010 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdiğinden, bu tarihten itibaren ücretsiz izne çıkacak çalışanların biraz daha düşünmelerinde fayda var. Zira söz konusu genelgeye göre ücretsiz izindeki kişiler, hem ücretlerinden mahrum kalırken hem de ceplerinden prim ödemek zorunda kalacaklar. Ödenecek sağlık primi ise SGK tarafından yapılacak gelir testine göre yaklaşık 30 TL ile 175 TL arasında değişecek. Ücretsiz izne gönderilen çalışanların işsizlik ödeneği de alamadıklarını dikkate alırsak, bu primlerin her ay nasıl ödeneceği büyük bir soru işareti.

Hamileler de dikkat!

Yukarıda bahsettiğimiz genelge hükmünün bir de hamile anne adayları için sonucu var. Çalışma hayatında sık görülen uygulama gereği hamile çalışanlara doğumdan önce 8 haftalık yasal izne ilaveten ücretsiz izin verilebiliyor. Genelge, bu izni de yasal ücretsiz izin olarak kabul etmediğinden, ücretsiz izne çıkan anne adayları 1800 TL`yi geçen analık parasından mahrum kalabilirler. Dolayısıyla bundan sonra anne adayı çalışanların da doğumdan önce ücretsiz izne çıkarken iki kere düşünmeleri gerekiyor.

Yani işveren işçisinin rızası olmadan, işçisini ücretsiz izne göndermiyor. Siz de ücretsiz izne çıkmayı kabul ederseniz, yukarıda yazılanları kabul etmiş sayılıyorsunuz.

Beyaz Show Nilüfer Oh Ya Klibi

Beyaz Show'un dün geceki konuğu sadece Nilüfer di. Fakat Beyaz programın başın da benim de geçtiğimiz sene bahsetmiş olduğum 50 Yıldan Beri Uyumayan Mehmet Dede ile hoş bir sohpet etti. Sohbet'in sonrasın da geçmişten bugüne Nilüfer gecesi yaşandı tam anlamıyla. Program da ki Nilüfer’in siyah beyaz dönemde seslendirdiği “Oh ya” adlı şarkısına çektikleri, Beyaz ve Nilüfer'in birlikte rol aldıkları klip epey hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim.

video

Manga Eurovision'da

Manga'nın bu yıl Norveç’te düzenlenecek Eurovision şarkı yarışmasında temsil edeceği TRT tarafından gün içerisinde açıklandı. Manga grubu geçen yıl MTV’nin Avrupa'nın en iyi sanatçısı seçilmişti. Umarım Manga'nın bu yükselişi Eurovision'da da devam eder.

Manga grubu Ferman Akgül’ün solistliğinde Özgür Can Öney, Yağmur Sarıgül, Efe Yılmaz ve Cem Bahtiyar’dan oluşuyor. TRT'nin bu kararı almasının nedenlerinden bazıları bu yıl Eurovision’a bir erkek solist gönderme isteği, Manga'nın yurtdışından aldığı ödülü ve ardından Türkiye’ye dönüşlerinde havalimanında yaptığı "Eurovision teklifi gelirse ülkemizi seve seve temsil ederiz" açıklaması diye belirtiliyor.

Sonuç olarak TRT ile maNga ön görüşmede de karşılıklı anlaşmışlar. Önümüzdeki günlerde yarışma ile ilgili taraflar anlaşma yapacaklarmış. Rock gruplarının ve erkek solistlerin pek başarılı olmadıkları öngörülse de. Ben Manga'nın bu yarışma da en azından Mor ve Ötesi'nden iyi bir sonuç alabileceğini düşünüyorum. İnşalla düşündüğüm gibi olur.

Bu kadarla bırakacak değilim konuyu, Manga'nın son albümünde müzikal anlam da en beğendiğim parçası olan "Hayat Bu İşte" nin bir videosu ile sizleri başbaşa bırakıyorum.

Manga'nın 2010 eurovison şarkısını hakkında bilgi edinmek, dinlemek ve izlemek için aşağıdaki link'e tıklayabilirsiniz.

Manga'nın 2010 Eurovision Şarkısı We Could Be The Same (Aynı Olabiliriz)