
Sanat tarihi ve İstanbul araştırmacısı İstanbul'u karış karış gezmiş biri olan Haldun Hürel okuyucularını mecazi anlamda 2600 yıllık tarihi bir kent olan İstanbul'da yolculuğa çıkaran İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık kitabında İstanbul'un bilinmeyen yönlerini, İstanbul’un heyecanlarla dolu efsanelerini, duyulmadık anıları, unutulup kalmış öykülerini, hemen tüm tarihi ve mimari eserlerini, belediyesini, semtlerini, hatta sokaklarını bile anlatıyor. İşte bu kitap'ta bahsedilen İstanbul'un günümüzde hala bir çok kişi tarafından bilinmeyenleri.
1932 yılında “Konstantinopolis” adı yasaklandı ve bunun yerine kentin resmi adı “İstanbul” oldu.
Fatih Sultan Mehmet’in kente girdiği güne dek kentliler birey olarak kendilerine “Romaioi” yani “Romalı” diyorlardı. Hatta, İstanbul’un fatihi 2. Mehmet’in diğer bir unvanı da “Roma İmparatoru”ydu.
İstanbul doğumlu gençler ilk kez, 1909 yılında 5. Murat zamanında askere alınmaya başlandı.
1869’da Şehremini Server Paşa, ilk kez atlı tramvayı İstanbullularla tanıştırdı.
Bu tramvaylar, kente elektrikli tramvayların girdiği 1914’e dek kullanıldı.
Beyoğlu ilk kez 1856-57’de aydınlatıldı. O güne dek İstanbul geceleri kapkaraydı. Sadece belirli günlerde ve Ramazan gecelerinde bazı meydanlar ile önemli geçiş yerleri, katrana batırılmış bezlerin yakılmasıyla aydınlatılırdı.
Beyoğlu’ndaki ilk fotoğraf stüdyosu, Kevork ve Vichen Abdullah biraderler tarafından Sultan Abdülmecit döneminde 1858’de açıldı.
İstanbul’da ilk otomobil, 1895’te Basra mebusu Zehirzade Ahmet Paşa tarafından kullanıldı.
10 Kasım 1918’de ilk kadın tiyatrocular sahnelerde görüldü.
Artık işlevselliğini yitiren Topkapı Sarayı, 18 Ekim 1924’de, Ayasofya ise 1935’te müzeye dönüştürüldü.
Kaime adı verilen ilk kağıt paralar, Abdülmecit devrinde 1839’da piyasaya sürüldü. O zamanlar bu paralara “Kaime-i buteber-i nakdiye” deniyordu. Osmanlı ilk sahte parayla 16. yüzyılda 2. Selim döneminde tanıştı. Bunlara “Kızık akçe” diyorlardı.
İstanbul’un en büyük türbesi, Hatice Turhan Sultan Türbesidir. Sirkeci’ye giden yol üzerinde bulunan türbe, 1663 yılında bitirildi.
Fener’in tepelerinde bulunan Aziz Maria kilisesi ise İstanbul’da 700 yıldan fazla zamandır hala kilise olara kullanılan tek eser olma özelliğini taşıyor. Bizans İmparatoru 8. Mikael Paleologos’un meşru olmayan kızı Maria Paleologina, daha önceden var olan bu kiliseye 1282’de son şeklini vermişti.
İlki 1503’te 2. Beyazıt döneminde Eftalzade Seyyid Hamüdiddin Efendi adlı bir Şeyhülislam tarafından yaptırılan sebillerin sonuncusunu ise 1896’da Nermidil Kalfa yaptırdı. Sebil geleneğinin sürdüğü 400 yılda yaptırılan 125 sebilden sadece 30’unun ayakta olduğu belirlendi.
Topkapı Sarayı’nın bahçesinde yer alan taş taht da İstanbul’un gizemli ve sevimli eserlerinden birisi. Topkapı Sarayı’nın bahçesindeki hekimbaşı kulesinin arkasına dayanan taş tahtın, bahçedeki oyun ve müsabakaları izlemek için Sultan4. Murat’ın çocukluk yıllarında yaptırdığı sanılıyor.
Kanal İstanbul Projesi

1 yorum yapılmış:
16 08 2010 07:16
İstanbul gerçekten eşi bulunmaz bir şehir. İstanbul'u İstanbul yapan 3 şey var: tarih, boğaz ve haliç ve maalesef biz ilkine pek değer vermyoruz. yazıda 400 yılda yaptırılan 125 sebilden sadece 30’unun ayakta olduğu belirtilmiş, başka istatistiğe gerek var mı?
Yorum Gönder
Yorum yapmadan önce Adı/URL seçeneğini seçip en azından ismininizi belirtmenizi, Türkçemizi en iyi şekilde kullanmaya gayret göstermenizi ve hakaret içeren yorumlarda bulunmamanızı rica ederim.
Bu blogu takip etmek isterseniz facebook, friendfeed, twitter ve rss seçeneklerinden size en uygun olanını kullanıp, güncel içeriklerden anında haberdar olabilirsiniz. Ayrıca herhangi bir konuda benimle iletişime geçmek isterseniz, buraya tıklayın. Sağlıcakla kalın.