Unutulanlar - Tarih Tekerrür Ediyor

"Unutulanlar- İnkılap tarihi ve İstiklal Savaşı’nın bilinmeyen detayları" Kitabının yazarı Tarih araştırmacısı Yılmaz Koç, Bu kitabında ilk Meclis’te yaşanan ve fazla bilinmeyen, ilginç olayları, tarih tekerrür ediyor dedirten olayları bir araya toplamış.

Bu tekerrür eden olaylar ise, özellikle son yıllarda oldukça gündem de olan "Sigara Yasağı" ve "Kürt Meselesi"

Meclis’te ilk sigara yasağı ne zaman gündeme geldiğini anlatan bölüm:

90 yıl önce Büyük Millet Meclisi’nin ilk kurulduğu günlerde hemen her yerde sigara içilmesi normal karşılanıyormuş. Sigaradan rahatsız olan milletvekilleri sigara yasağını, Büyük Millet Meclisi’nin toplantı salonunda uygulamak istemişler. Ancak Meclis’ten bu yasağa dair karar çıkmasına rağmen uygulamak mümkün olmamış.

Milletvekilleri uzun toplantılarda dayanamayıp sigaralarını yakıyorlarmış. Bu dumanlı ortamdan bunalan Ardahan Milletvekili Osman Server Bey, 8 Mart 1923’te önerge vererek, Meclis’in toplantı salonunda sigara içilmesinin yasaklanmasını, içenlere para cezası uygulanmasını talep etmiş. Meclis Başkanı, “önergeyi oylarınıza sunuyorum” demesine rağmen milletvekilleri, “Gerek yok” diye bağırarak, oylama yapılmasını engellemişler. Böylece Meclis’in toplantı salonunda sigara içilmeye devam edilmiş.

Kürt Meselesinin anlatıldığı bölüm:

17 Mart 1921 tarihinde TBMM’de Kürdistan ile ilgili genel görüşme yapıldı. Görüşmede, “Kürdistan meselesi diye bir mesele mevcut olmadığına” dair doğu vilayetlerinden gelen telgraflar okunmuş. Meclisi yöneten Başkan, “Son günlerin hadisesi durumuna gelen Kürdistan meselesi ile ilgili olarak Kürt kardeşlerimiz de böyle bir meselenin olmadığına dair telgraflar göndermiş. Bunlardan bir tanesini okuyalım” diyerek bir telgrafın okunmasını

istemiş... 24 Mart 1921 tarihinde tekrar Kürdistan meselesinin mevcut olmadığına dair muhtelif yerlerden telgraflar olduğu bildirilmiş.

Bu telgraflar teker teker okunmuş. 31 Mart 1921’de TBMM’ye bu konuda telgraflar gelmeye devam etmiş. Malatya Milletvekili Fevzi Efendi, bu telgraflara cevap yazılması gerektiğini söylemiş. Oturumu yöneten Başkan bu telgraflardan birinin okunmasını istemiş... Telgrafın okunması bittikten sonra Yozgat Milletvekili İsmail Fazıl Paşa telgrafların nerelerden geldiğini sormuş, Başkan, “Çapakçur, Genç ve birçok yerden” diye cevap vermişti. İsmail Fazıl Paşa, “Bitlis’ten, Siirt’ten, Süleymaniye’den mesela” deyince, Başkan da “Her taraftan geldi” diyerek, İsmail Fazıl Paşa’yı tasdik etmiş. Kütahya Milletvekili Cemil Bey bu telgraflara, Meclis namına teşekkür yazılmasını önermiş. Böylece Kürdistan meselesi olmadığına dair görüşmeler de bu çerçevede bitmiş.

90 yıl öncesin de yani bu iki meselenin de çıkış noktasının meydana geldiği zamanda, aslında ne sigara ile bir alıp veremediği varmış insanların, ne de Kürt meselesi ile ilgili. Sadece ufak tefek sorunlar varmış ve bu sorunlarda hep göz ardı edile, edile bu güne kadar gelmiş. Sonunda o zamanlar görüşülmeye bile layık görülmeyen sorunlar şimdilerde ülkemizi bir çok yönden tehdit eder hale gelmiştir.

Sigara konusunda bügünkü gelişmeler gayet iyi yönde seyretmekteyken, Kürt meselesi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Hükümet açılım adı altında bu meseleyi çözmek için adım attı. Ama bu yaptıkları Kürt meselesinin çözümüne uzun dönemde pek katkı sağlamayacak ve daha çok kutuplaşmaya, bölünmeye yol açacak gibi görünüyor.

İlk bakışta iyi ve çözüme dayalı bir olay gibi gözükebilir. Fakat iyice irdelendiğinde ülkemizin güvenliğini tehdit eden sorunlar ortaya çıkarmaktadır. İnşallah hükümet bu açılım sevdasından vaz geçerler demiyorum. Hiç olmassa gerçekte barışa hizmet eden ve bölünmeye yol açmayacak bir yol izlerlerler. Yani bu açılım pkk açılımı olmaktan döner bir an önce inşallah.

Yılmaz Koç Utulanlar kitabında bu 2 konun dışında "Atatürk'ün, 1920 yılı başlarında Büyük Millet Meclisi'nin açılması için çalışmalar sürerken bayrak rengi olarak gök mavi rengi düşünmesi", "Atatürk’ü kim, niye düelloya davet etti?" gibi bir çok ilgi çekeçek konuya yer vermiş.

En iyisi siz kitabı edinin, tarihin bilenmeyen ve az bilenen bu detaylarını öğrenmiş olun. Şu an internet'ten kitabı edinebilceğiniz bir kaç adres var. Fakat şu ana kadar linkini verecek kadar güvendiğim bir site olmadığı için sahaflara uğramanızı tavsiye ederim.

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Kurban bayramı, zengin fakir kaynaşması gibi sosyal dayanışmayı sağlayan, Allaha kulluk vazifelerimizden birini yerine getirdiğimiz, diğer taraftan da insanlara karşı mesuliyetlerimizi ifa etmiş olduğumuz dini bir bayramdır.

Evlenmeme az bir süre kala kaldığı için biraz daha değişik duygularla ve telaşla karşılayacağım bir bayram olacak bu sefer benim için. Gerçi Kurban Bayramını hesaba katmadan önce bu ayın 28'in de evlenmeyi planlıyorduk. Ama durumu farkedince bir hafta daha ertelenmiş olduk düğün tarihini.

Bu arada düğün ve nikah törenime gelmek isteyen okurlarım, blog yazarı olan arkadaşlarım, buraya tıklayıp katılımlarını bildirebilirler. Ayrıca düğün ve nikah törenimin fotoğraf ve videoları belirtmiş olduğum link'te olacaktır.

Lafı daha fazla uzatmadan, bu yazımı okuyan herkesin kurban bayramını şimdiden kutlar, sevdikleriyle beraber mutlu ve huzurlu bir bayram geçirmelerini dilerim.

(DSHP) Demokratik Sol Halk Partisi

Demokratik Sol Halk Parti (DSHP) bilindiği üzere 3 gün önce kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’nca onaylandı. Bu onayın ardından Rahşan Ecevit'in desteğiyle bir çok kişinin özellikle Ceviz Kabuğu programından tanıdığı Gazeteci Hulki Cevizoğlu'nun başkanlığında resmen kurulmuş oldu.

Partinin Genel Başkanı Hulki Cevizoğlu geçen gün yaptığı DSHP'nin kuruluşu ilgili açıklamada, "Partimiz şu anda tüzel kişiliğin resmen kazanmıştır. Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasal sıkıntılara çare olmak üzere, Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Bülent Ecevit'in antiemperyalist çizgisi, hak, adalet ve eşitlik çizgisini korumak için bu parti kuruldu" demiş.


Ağzında buğday başağı olan kanatlarını açık, mavi üzerine beyaz güvercinden oluşan ve DSP 'nin amblemine benzerliği ile dikkatleri çeken DSHP Partisinin amblemi ilk günden tartışmalara yol açtı.

Genel Başkan Hulki Cevizoğlu bu konu hakkında, "Önemli olan ilkeler. Bu ilkeler, Demokratik Sol Halk Partisi'nde hayat buluyor. Orada yaşatılacak, orada sahiplenilecek. Pasif değil, aktif politika uygulanacak. Türkiye'nin sorunlarına canla, başla, korkmadan, üşenmeden, yorulmadan koşturacağız. Amblemimiz herkesin sevip benimsediği bir amblem. Özgürlüğü ve barışı simgeliyor. Kimsenin kuşunda, taşında gözümüz yok. Bu zaten Ecevit'in güverciniydi, Ecevit'in sembolüydü. Bunun için başkaları düşünsün, biz bu yolda gidiyoruz" "Amblem sahibine döndü. Ecevitlerin amblemiydi bu. DSHP'nin iki tarafa kanatlarına açmış güvercini uçmaya hazır, yuvasında yatmış kuluçkaya yatmış değil" "Ecevit'i de simgeleyen, sembolleştiren barışın güvercini var. Ecevit'in bütün renkleri, hem şekil olarak, hem de ilke olarak var" açıklamalarını yapmış.

Partideki kurucu üyeler arasında Rahşan Ecevit de bulunuyor. RahşanEcevit'in İçişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği'ne verilen kuruluş listesinde, meslek grubunda, “ev hanımı” olarak yer alıyormuş. 103 üye arasında Astsubay, Doktor, Eczacı, İnşaat Mühendisi, Gazeteci, Maden İşçisi, Esnaf, Turizmci, Avukat, Fotoğrafçı olmak üzere pek çok meslek grubundan kimse bulunmaktaymış. Kurucu üyelerin yaş ortalaması 55 olan partinin şu an hiç Milletvekili bulunmuyor.

DSHP partisi ile ilgili şu ana kadar olan gelişmeler bu kadar. Şu an için parti için pek fazla yorum yapamayacağım fakat, birçok sorun varken ve solda bileşme gerekirken, solda liderlik kavgası solun kendisine zarar vermesinden başka bir işe yaramayacağı halde sol partiler çoğalmaya devam ediyor.

Gerçi milletimizin de benim de kimseden ve kurulacak hiç bir partiden pek umudu yok ama yinede, adıyla DSP'nin halk versiyonu izlenimi veren bu parti Türkiye için hayırlı olur inşallah ve soldan bölünüp, sonra da hezimete uğrayan bir parti olmaz diyorum.

Gerçi bilenler bilir fakat, bilmeyenler buraya tıklayıp Hulki Cevizoğlu hakkında bilgi alabilirler. Hulki Cevizoğlu'nun DSHP başlıklı yazısını okumak için de buraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca yukarıdaki görsel belirttiğim siteden alınmıştır.

24 Kasım Öğretmenler Günü


Bugün 24 Kasım yani, Öğretmenler günü. Öğretmenlik kutsal bir meslektir ve bu işi yapacak kişilerin işlerine gönül vermeleri gerekmektedir. Çünkü, tüm meslek gruplarına dağılan kişiler öğretmenler tarafından yetiştirilmektedir.

Atatürk "Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" ve "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir." demekle, öğretmenliğin önemini vurgulamış zamanında. Bir milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çalışmalarına bağlıdır ve Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı da öğretmenlerdir.

Öğretmenlerimize geleceği şekillendirme gücüne sahip olduklarını bir kere daha hatırlatmak isterim. Asla rehavete kapılmadan Atatürk ilke ve inkılaplarını anlayan nesillerle yola devam etmek için, bu güne kadar bizlere emeği geçen tüm öğretmenlerimize teşekkür ediyor, Şu an ve bundan sonra bu güzel görevi yerine getirmeye devam edecek öğretmenlerimize, sorunların en aza indirildiği bir çalışma hayatı beklentisiyle ile üstün başarılar dilerim.

Son olarak bu yazıyı yine başladığım gibi, sevgili büyük eşsiz deha Mustafa Kemal Atatürk'ün "Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem; bilgiyi insan için gereksiz bir süs,bir baskı aracı olarak görmek değil,yaşamda başarıyı ulaşmayı sağlayan,iş içinde kullanılabilen bir araç durumuna getirmektir." "Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir." sözleriyle ve aşağıda bugünün anınsa yer verdiğim anlamlı bir video ile bitiriyorum.

Nükleer Kabusa Son Vermek Senin Elinde

Öncelikle bir soru sorayım sana, Nükleer ile yaşamaya gerçekten hazır mısın? Herhalde kimse evet cevabını veremiyecektir, sen de tabiki. Ne duruyorsun o zaman! Şu anda hükümetin üzerinde karar vermeye çalıştığı nükleer santral ihalesini iptal ettirmek, nükleer kabusa son vermek senin elinde. Hemen şu an bu linkteki mutasyona uğramış kalp resmine tıklayıp. Greenpeace Türkiye'nin düzenlemiş olduğu,

"Nükleere karşı 1 Milyon İmza" kampanyasına katıl ki kimsenin kalbi mutasyona uğramasın. Bu imzaların 26 Nisan'a kadar yani Çernobil faciasının yıldönümü'ne kadar 1 milyona ulaşması lazım. Sonuçta bir Hükümet ne olursa olsun 1 milyon kişiyi görmezden gelemez herhalde.

Ülkeleri yönetenler ve dünya üzerindeki kapitalizm ve bir çok kötü yönlü strateji karşısında Greenpeace ve bu gibi oluşumların pek etkili olacaklarını sanmayabilirsin. Ama hiç olmassa karınca hikayesi vardır ya, aynen ordaki gibi en azından bu konudaki duyarlılığını gösterip, elinden geleni yapmalısın!

Bu arada yukarıda belirtmiş olduğum link aslında Greenpeace'nin, sloganı "I lovve Nuklear" olan blogu. Bu blogu takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsin. Sakın imzamı attım yeter diye düşünme! Sitede en altta bulunan Connect yazısının yanında bulunan sosyal mecralardan hangilerini kullanıyorsan, o hesaplarında ki arkadaşlarını bu konuda bilgilendirmek için o linklere tıklayıp onları da davet et ki, arkadaşların da kendi ve daha sonraki gelecek nesiller için üzerlerine düşen görevi yerine getirsinler.

Geçen günler de Greenpeace eylemcileri “Nükleerle yaşamaya hazır mısın?” sloganıyla başlattıkları kampanya etkinliklerinin ilk ayağında “Abarjazz Avandgard Müzik Grubu” ile Tünel Meydanı’ndaydılar. Gaz maskeleri ve varillerle gerçekleştirilen eylemde hükümetin nükleer santral projelerini iptal etmesi istendi. Bu renkli ve sıradışı eylemin görüntüleri izlemediysen, buyur izle.



Son olarak Greenpece Türkiye üyeleri "80’lerin Rus icadı Tetris’e evet, 80’lerin Rus nükleer teknolojisine hayır de" demişler ve Nükleer tetris oyunu yapmışlar buyur sende Tetris’le oyna ama geleceğinle oynama!

















Farmville'ye Sıkı Rakip Bahçivanlar Diyarı

Bahçıvanlar diyarı adı verilen bu oyun Facebook'ta bir çok kişinin müptelası olduğu Farmville oyununa ciddi bir rakip olacak gibi gözüküyor. Hemen hemen pc başında hiç oyun oynamayan biri olarak bu 2 oyun için de yorum yapamayacağım.

Eğer farmvilleden sıkılan, alternatif arayan veya ben köyümü özledim sanal da olsa bağ bahçe işleriyle uğraşmak istiyorum diyen varsa buraya tıklayabilir.

Bahçivanlar diyarı hakkında yazma fikri, hangi siteye girsem karşıma bu oyun ile ilgili bir reklamın çıkması aslında. Bu site de oyunun reklamı falan yok, çok şükür. Bu arada ben de oyundan anlamam, bana ne farmvilleden, bahçivanlar diyarından diyorsanız, aşağıda yer verdiğim Zeki Müren'in Bahçevan filmin'deki ilk sahneyi izleyin o zaman.

video

Öyle Zamma Böyle Protesto Yakışır

Geçen günler de metrobüs biletlerine yapılan zam için bir çok eylem yapıldı. Tüketiciler Birliği, metrobüs ücretlerine yapılan zammın iptali için Bölge İdare Mahkemesi'ne başvarcaklarını bile söylediler.

Ama en ilginç protesto TKP'li öğrencilerden oluşan bir grubunun Mecidiyeköy İstayonun da "Koyun değiliz, ulaşım zammını kabul etmiyoruz." pankartları açıp, ardından para ödemeden, turnikelerden atlayarak geçmeleri oldu.

Bu öğrenci grubu yaptıkları basın açıklamasın da "Bu zamları kabul etmiyoruz. Geri aldıramazsak, sırada doğalgaz var. Elektrik zammı var. "Milyon dolarlar verdikleri metrobüsler arıza yapar, asfaltı erir, daha milyon dolarlık fatura çıkar." demişler.

Her ne kadar TKP lıların yaptığı çoğu eylemi haklı bulmasamda. Bu eyleme söyleyecek bir sözüm yok. Önce aktarmayı kaldırıp, sonradan sessizce zam yapacaksın, daha sonra bu zam yetmiyecek ardından enflasyon oranından yüksek bir zam daha yapıp, Metrobüs'ü Zambüs'e çevireceksin. Millette hiç sesini çıkarmayacak. Yok öyle yağma. Metrobüs'ten yedikleri kazığın acısını milletten çıkarıyorlar diyeceğim ama. Hiç sanmıyorum öyle olduğunu.

Son olarak benden bir aferin öğrencilere "Öyle Zamma, Böyle Prostesto Yakışır" diyorum.

2012 Filmi İzlenir


2 gün önce vizyona giren 2012 filmi sinema severlere hiç değilse oyunculuk, görsel ve ses efektleri açısından hayal kırıklığı yaşatmamıştır kanımca. Benim için öyle oldu çünki, filmin konusunu aylar öncesinden beri biliyordum ve beğenmiyordum. Filme gidince de fikrim değişmedi.

Bu filme gitmemin ana nedeni mesleğimin geldiği son noktayı görmek esasında. Gerçekten o müthiş efektleri nasıl yaptıklarını çözebilmiş değilim. Finale Cut Pro'da biraz uğraştım ama o gerçekçiliği yakalayamadım bir türlü.

Bazı teorisyenlere göre 21 Aralık 2012 tarihinde dünyanın sonunun geleceğini öngören Maya medeniyetinin bu öngörüsünün doğru çıktığı bir geleceğin anlatıldığı filmin yapımcılığını Sony firması, yönetmenliğini ise Roland Emmerich üstlenmiş. Filmin başrollerinde John Cusack , Thandie Newton , Woody Harrelson , Amanda Peet , Danny Glover , Oliver Platt ve Chiwetel Ejiofor yer almakta.

Sizin de eğer bir film de aradığınız ilk kraterler görsellik ve şahane efektlerse yada bu tür filmleri seven biriyseniz film vizyondan çıkmadan mutlaka izleyin derim. Çünkü ev de nasıl bir sistemininiz olusa olsun, özellikle sinema da izlenmesi gereken bir film. O görsel şöleni ve ses efektlerini ancak sinema salonun da layığı ile izleyebilirsiniz.

Bu içeriği oluşturmamın ilk nedeni ise aşağıda yer alan filmin 5 dakikalık bölümünün yer aldığı video dur. Eğer filmin fragmanını izlemek isterseniz buraya tıklayıp kendi sitesinden izleyebilirsiniz. İyi seyirler.

video

Yazılarım Nasıl Hayat Buluyor?

Yazılarını beğenerek okuduğum, takip ettiğim değerli blog yazarlarından biri olan İdris Cin bana "Blog yazılarınızı nasıl hayata geçiriyorsunuz" konulu bir mim paslamış geçen gün. Dün nöbetteydim, bügün de nihayet evimin mobilyaları geldi. Yani akşama kadar evle uğraşmış oldum. Ancak bilgisayar'ın başına oturabildim adam akılllı. Daha fazla geçikmeden bu mimi cevaplamak için hemen harekete geçeyim

dedim. Malum evlilik telaşı ve işlerimin yoğunluğu nedeniyle bu aralar pek boş vaktim olmuyor. İnşallah bu durum evlendikten sonra tekrar rayına girecek inşallah. Neyse konuyu daha fazla uzatmadan İdris bey'in göndermiş olduğu mim'i cevaplayayım.

Aslında ben daha yeni, yani diğer blog yazarlarına nazaran amatör sayılırım blog konusunda . Gerçi bu iş amatör ruhla yapılır. Ama İdris ve Süleyman hocam gibi bir blog yazarlarını örnek aldığım için kendimi amatör hissetmem doğaldır. Bu güne kadar bu işe gereken özeni gösterip, pek fazla vakit ayıramadım. İnşallah evlendikten sonra gerçek anlamda bu işe sarılıp, mesleklerim ile alakalı bilgi ve tecrübelerimi de aktaracağım.

Gelelim nasıl blog yazılarımı nasıl hayata geçirdiğime.

İlk önce konuyu belirlerim. Çoğu zaman gündem de olan haber hakkında yorumlarımı sunarım. Bazen bu konuda eleştirilerde alırım. Ama asla bir sitedeki içeriği aynen kopyalamadım. Zaten internetten ziyade 15 yaşından beri günde 2-3 gazete okuyan biriyim ve gündem de var olan bir haber benim ilgimi çektiyse ve onu paylaşma ve yorumlama gereği duyuyorsam kollarımım sıvarım. Bu durumda çoğu zaman haberin bazı bölümlerini yayımlarım, ancak artık ya kaynak belirtiyorum yada pek fazla haberin detayına girmiyorum. Zaten burası benim gündemimi oluşturan bir blog esasında.

Daha sonra konu ile ilgili görsel ararım, bulduktan sonra biraz üzerinde oynamam gerektiğini hissedersem ufak, tefek değişiklikler uyguladıktan sonra resmi eklerim. Eğer konuyu tamamlatıcı bir video bulursam onu'da mutalaka yazıya eklemeyi unutmam. Zaten her yazım da mutlaka resim vardır. Bir çoğun'da da video. Zaten mesleklerimden biri de bu yönde. İlerde inşallah paylaşımdan ziyade, kendi montajladığım video ve görselleri kullanacağım.

Tabiki her zaman gündemdeki haberler ile alakalı yazmıyorum. Bazen önemli ve paylaşma isteği duyduğum bir anımı yada beğendiğin bir film, müzik veya bir kitap hakkında görüşlerimi ve tavsiyelerimi sunarım. Bazen de sadece kendi montajladığım veya paylaşma isteği duyduğum bir video için blog oluştururum. Ne zaman yazdığıma gelince, genel de geceleri yada izinli olduğum günler de eğer başka bir işim yoksa o gün yazarım. İmla kurallarına ise dikkat ederim. Fakat bu konuda kendimi geliştirmem gerektiğini de biliyorum. Bu işlerin sonunda, konuya uygun başlık ve etiketleri belirledikten ve yazıyı son kez okuyup yayımlarım.

Benim konu hakkında anlatacaklarım bu kadar. İnşallah işlerimi yoluna koyduktan sonra Süleyman hocam gibi bu işi daha fazla önemseyerek, iyice araştırma yapıp, yani bu işin hakkını vererek kaynak niteliğinde bloglar oluşturacağım.

Son olarak bu mimi beğenerek takip ettiğim blog yazarlarından Erdal Ali ve Hülya Konar'a paslıyorum.

Kapatıyoruz Dönemi

Yurdum insanının dehasına, uyanıklığına, ticari zekasına hayran olmamak elde değil! Konumuzun çıkış noktası Mehmet Koçoğlu adında bir işadamı'nın Kapatıyoruz! fikri ile köşe olması. Mevzu şöyle gelişiyor 2001 de ki krizde firmasını kapatmak zorunda kalan Mehmet Koçoğlu elinde kalan malları satmak için astığı ve üzerinde kapatıyoruz yazan bez afişi yeni bir iş modeline dönüştüyor ve bu yolla büyük bir gelir elde ediyor. Buraya kadar herşey normal, ticari zekasını ve fırsatçılığını kullanmış diyebilirsiniz.

Ama konu biraz irdelendiğinde çok daha farklı sonuçlar ortaya çıkıyor.

Bir çok haber sitesinde ve haberin aslında gizliden bu iş modelini destekler şekilde bu haberin altına uzmanlar bu iş modelini beğendi, falan filan diye yazılmış. Konuyu değerlendiren uzmanlar işe sadece para kazanma gözüyle baktıkları için bu yöntemi doğru buluyorlar.

Ama ben konuyu genel olarak ele almak istiyorum. Aslında bu tür dükkanlar bir çok yerde karşımıza çıkıyor. Hatta kapımızın önüne kadar ilanları geliyor.

Bir çoğumuza da cazip gelmiştir böyle dükkanlar, alışveriş bile yapmışızdır hatta. Ben bile evlilik hazırlığı içinde olduğum dönem de bu tür bir mobilya mağazalardan birinden alışveriş yapmayı düşünmedim değil. Ama biraz araştırdaktan sonra bana göre olmadığını anlayınca vazgeçtim. Zaten satılan malların garantisi yok ve bir çoğu benim ve nişanlımın zevkine ve istediğimiz kaliteye uygun değillerdi.

Aslında bu tür yöntemler yıllardır ülkemizde farklı, farklı şekillerde uygulanıyor. Fakat bu haberin gündeme gelmesinin asıl nedeni, bu uyanık işadamının kapatıyoruz'u marka haline getirip patentini alması. Bu uyanık işadamı konu ile ilgili "Tüketiciyi asla kandırmıyoruz, mallar bitince gerçekten dükkanı kapatıyoruz" demiş.

Mehmet Koçoğlu her ne kadar inkar etsede batan, biten, düşen şirketlerden 10 liralık malı 1 liraya alarak bu ticareti yaptığı için düşüne tekme atmış oluyor.

Adını henüz koyamadığım bu ticaret modeli için; Ülkemizdeki ekonomik düzeyin düşüklüğünü ve cin fikirli insanların ne kadar çok olduğunu göz önüne aldığımda geç bile kalındığını söyleyebilirim.

Ne diyeyim "Mevzu ekmekse gerisi tefarruattır" sözüne itibar edildikçe daha çok böyle ticaret modelleriyle, garip garip olaylarla karşılaşırız...

Dünyanın 7 Harikası

Dünyanın 7 harikası nedir? Size göre. İlk önce bu sorunun cevabını düşünün ve sonra videoyu izleyin derim. Video'da anlatılan 7 harika ise ne elle inşa edilebilecek ne de para ile satın alınabicek şeyler. Sizi göre dünyanın 7 harikası neymiş bakalım, şu klişeleşmiş 7 harikanın dışında. Belirlediğiniz 7 harika'yı yorum olarak aktarabilirsiniz.

video

GDO'ya Hayır!

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğinin 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle beraber GDO'ların ticareti serbast bırakılmış oldu. Tanzanya'da bile yasaklı olan bu ürünler bizim ülkemizde artık yasaklı değil!
Bu konu ile ilgili bazı linkler:

Gdoyahayır.org
GDO zararlı mı yararlı mı
Ankara köleliği resmileştirdi
"Bu yönetmelik sağlık açısından bir skandal"
GDO'lu ürün in mi, cin mi yasak mı, değil mi
Genetiği değiştirilmiş organizmalar
Frankeştayn

Yıllar'dan beri ülkemizde var olan var olan bir sorun bu aslında. Fakat son gelişmeler ile birlikte daha karamsar bir tablo ortaya çıkıyor ve gdo sorununun çözümlenmesi gerekeceği yerde, bu durum iyice yasallaşıp göz ardı edilmeye çalışılıyor ve nihayetinde bu sorun git gide büyüyor.

Yukarı da belirttiğim linklere tıklayıp, konu hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz. Bu arada yukarıdaki görsel gdoyahayır.org'a aittir.