Trabzon'daki Teröre Lanet Mitinginden

Trabzon meydan parkında yapılan sivil toplum kururluşlarının öncülük ettiği "Teröre Lanet" mitingindeki vatandaşlar "Tarihimizden aldığımız cesaret ve damarlarımızdaki asil kandan gelen kuvvetle tüm dünyaya haykırıyor ve diyoruz ki; gelecek bin yıllarda da buradayız. Aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun, milletimizin başı sağ olsun. Hepimiz Mehmetçiğiz."

Mesajı vermişlerdi. İşte o mitingde bir muhabir'in yaptığı konuşmadan görüntüler:

video

Bir Amcam ne de güzel söylemiş orda "Apo'nun pkk'nın bayraklarını toplatamayanlar Azerbaycan bayraklarını toplattılar" Bir kardeşim " İçerdekiler bile dağa çıkalım bizi ancak öyle affederler" Bir teyzem de " Madem suçsuzlardı 30 sene dağda ne işeri vardı?

Hepinizin ağzına yüreğine sağlık. Ne yalan söyliyeyim haksız değilsiziniz söylediklerinizde. Açılım adı altında böylesine peşkeş çekilmemeli bu vatan. Böylesine rezil edilmemeli şehit aileleri, bu milletin onuru ayaklar altına alınmamalı!

Elif Şafak Aşk - Aşk'ın 40 Kuralı

Elif Şafak’ın Aşk romanında bahsedilen Aşk'ın 40 kuralı ve bu kuralları konu alan bir video bu seferki konumuz.

Ön sözünde "Aşk’ın hiçbir sıfata ve tanımlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındadır, merkezinde, Ya da dışındasındır, hasretinde…" yazan, defalarca okuduğum ve arkadaşlarınıza verebileceğiniz en değerli hediyelerden biri olan, bu kitaptaki Aşk'ın 40 kuralı için Elif Şafak:

"Bunların hepsi hayali kurallar. Ben bunlara ´Gönlü Geniş Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 Kuralı´ diyorum. Roman çıktığından beri bunlar çok konuşuluyor. İnternette dolaşıyor. İmza günlerinde bana getirilen kitaplara bakıyorum. Hep kuralların altı çizilmiş. Bütün bunlar beni mutlu ediyor. Bu kuralları kurgulamak bana da iyi geldi. Ama ben hiçbir zaman bunları ´kişisel gelişim kuralları´ gibi düşünmedim. Bunlar sadece dostane fısıltılar. Yoksa okura bir şey öğretmek gibi bir tavrı olmamalı yazarın." demiş

Aşk'ın 40 Kuralı yada Gönlü Geniş Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 Kuralı şöyle sıralanmış roman da.

1. Kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer Tanrı dendi mi evvele aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

2. Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

3. Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahire manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninın batınisıdır. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayesiz kalır tarif etmeye.

4. Kural: Kainattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa sonsuza dek O’nda kalır.

5. Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. ‘Aman sakın kendini’ diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ‘bırak kendini, ko gitsin!’
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

6. Kural: Şu dünyada çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

7. Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

8. Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

9. Kural: Sabretmek öyle durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

10. Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney -çıktığın her yolculuğun içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.

11. Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “Sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

12. Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

13. Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

14. Kural: Hakk’ın karşısına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın.” Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir “diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

15. Kural: “Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldur. Tek tek hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, attığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.”

16. Kural: Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

17. Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

18. Kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.

19. Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

20. Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22. Kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

23. Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

24. Kural: Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25. Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeye başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26. Kural: Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

27. Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı bir laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.

28. Kural: Geçmiş zihinlerimiz kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.

29. Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten” ne yapalım kaderimiz böyle “ deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamı değil sadece yol ayırımlarını verir. Güzergah bellidir ama dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatın hakimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

30. Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez. Kusur örter.

31. Kural: Hakk’a yaklaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker; kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

32. Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yakut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

33. Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.

34. Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35. Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36. Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri san tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı’da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O’nun bilgisi dışında yaprak bile kımıldamaz. Sen sadece buna inan!

37. Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölme zamanı.

38. Kural: ’Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?’ diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile tıpatıp aynıysa yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39. Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden bir hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her Sufi için Yeni bir Sufi daha doğar.

40. Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalı, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.

Bu kuralları bir çok sitede bulabilme olanağınız var zaten. Benim bu içeriği oluşturmamdaki asıl neden aşağıdaki konu ile ilgili videodur. Çünkü bizim milletimiz'in okuma alışkanlığı pek yoktur ve çabuk sıklır okumaktan, fakat video'ya ve görsel olan şeylere bayılır.

Bende böylesinin daha faydalı olacağını bildiğim için bu video'yu paylaşma gereği duydum. Sizde buyrun izleyin.

video

Aşk Geliyorum Demez Filmi

Aşk Geliyorum Demez filmi Aşk Tutulması filmi'nin tutması sonucunda aşk tarafı daha ağır basan fakat yine Fener'in de konunun için de yer aldığı bir film olarak göze çarpıyor. Filmin sloganıysa sonlara doğru Altan Ertekli'nin söylediği şu cümle "Aşk geliyorum demez, ama gidiyorum der" Yönetmenliğini Murat Şeker'in yaptığı filmin esas oğlanı yine Tolgahan Sayışman, fakat bu sefer ona karnı burnun da olan Bergüzar Korel eşlik etmiş.

Diğer önemli rollerde Zeki Alasya, Altan Erkekli, Altan Gördüm, Sarp Apak var. 95 dakika sürecek olan filmin 6 kasım'da vizyona girmesi bekleniyor. Filmin konusndan biraz bahsedecek olursam;

Ali, handaki esnaflardan birinin yakışıklı ve çapkın oğludur. Gözde ise hanı satın alan zengin müteahhidin, yardımsever, doğaya ve hayvanlara düşkün kızıdır. Müteahhit, hanı satın alır ve yıkıp alışveriş merkezi yapmaya karar verince, esnaf Ali’den Gözde’yi etkileyerek hanı kurtarmasını ister. Bir yardım gecesinde tanışan Ali ile Gözde birbirlerinden çok etkilenirler, komik ve romantik bir hikaye başlar...

Bir han esnafının hikayesinin antlatıldığı bir film esasında. Benimde izlemeyi düşündüğüm filmler arasında bu filmi, Aşk Tutulması filmini izleyip beğenenler kaçırmasın derim.
video

Türkiye'nin Durum Özeti

Dünyanın en sömürgeci ülkelerinden biri olan İngiltere'nin ilkokulların da okuma kitabı olarak okutulan “The Little Red Hen” kitabındaki "Kırmızı İbikli Küçük Tavuk" öyküsü Sanki öykü değil, ülkemizin neden bu günlere geldiği anlamamızı sağlayan bir proje'nin aslı.

Bu öyküyü yazan Türkiye’den esinlenmiş olabilir, öyle değilse de Türkiye’yi '"Kırmızı İbikli Tavuka" çevirenler bu öyküden esinlenmişlerdir mutlaka...

Düşünerek okuyunuz;

Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş: Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?

Ördek cevaplamış: Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.

Domuz oradan seslenmiş: Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.

Fare hemen atlamış: Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.

Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş. Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?

Ördek: Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim' demiş.

Domuz: Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım' demiş.

Fare de: Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm demiş.

Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmış çalışmış.

Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş: Kahveleri satmama kim yardım edecek?

Ördek: Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.

Domuz: Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.'

Fare: Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.

Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içindeymiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım istemiş: Yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek?
Ördek: Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.

Domuz: Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.

Fare: Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.

Şimdilerse bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan, eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.

Bu öykü'yü okuduğumda aklıma şu eski fıkra geldi.

Çoban'ın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Cerruti ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatlı bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş.
Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?
Çoban bir adama birde koyunlarına bakmış, "Tamam" diye cevap vermiş. Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS'ini kullanarak yeri taramış, bir database velogaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Çobana dönmüş,

"Tam olarak 1586 adet koyunun var" demiş.
Çoban "Doğru" diye cevap vermiş, "Koyununu alabilirsin." Genç adam koyunu almış ve jeep'inin arkasına koymuş. Bu sefer çoban genç adama dönmüş,

"Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verirmisin?" diye sormuş.
Adam, "Evet neden olmasın" diye yanıtlamış.

"Sen Dunya Bankasi'nda Danışmansın" demiş çoban. Adam sormuş, "Nasıl oldu da bildin?".
Çoban "Çok basit" diye cevap vermiş. "Buraya çağrılmadan geldin, bu bir.. İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin. Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın!"

Böylece öykü ve bir fıkra ile esprili ama acı gerçeklerle dolu, Türkiye'nin ufak bir durum özetini de yapmış olduk.

Deney 7 Oğuz Uslu

Deney 7 Windows 7'nin lansman etkinlikleri kampasımında Microsoft Türkiye'nin düzenlediği bir yarışma. Bu yarışmada katılımcılar arasından seçilecek iki kişi yarışma süresince bir mekanda yedi gün yedi gece kendilerine verilen görevleri tamamlamaya çalışacak ve sanal topluluk oluşturma becerilerini ortaya koyacaklarmış. Ve bu gün gelmiş çatmış artık canlı olarak bu yarışma başlamış.

Yarışmanın finalistleri ise Oğuz Uslu ve Nazlı Çelebi olmuş.

Blog Küre Kardeşliği adlı 13 numaralı görev yada deney herneyse 30 blogun link listesine Windows Live Spaces alanlarını ekletmeye çalışacaklarmış.

Bende bu yazıyı 1989 yılından itibaren Balıkesir’de denek olarak yetiştirildim. Çubuk ve fasulye saymak, kızların saçını çekmek, silgi fırlatma, tüf tüf atma, online oyun oynama, çöpten adam çizme gibi bir çok zorlu eğitimden geçtim.Yıllarca normal insanların arasında, kimse bilmeden gizli bir yaşam sürdüm. Ben Oğuz ve işte bu da benim normal hayat hikayemdi. Şimdi ise olmam gereken yerde, Deney7’deyim. Şu anda benim profilimin hemen yanında duran sarışın ise, benim ezeli rakibim oluyor. Tüm hayatım boyunca tek bir amaç için yetiştirildim, “Sarışını yen, Deney7’yi kazan!”. Bunu başarmamda bana yardımcı olmaya var mısın?

Diyen Oğuz Uslu'nun bu görevini yerine getirmesi ve yarışmayı kazanmasına destek olmak için yazdım. Sizde Oğuz Uslu 'ya destek olmak isterseniz bu linkteki Oğuz Uslu'nun altında yazan yarışmacıyı destekle butonuna tıklayabilirsiniz.

Oğuz kardeş her ne kadar tiki görünümlü olsanda gönlüm senin kazanmadan yana.
Bu yarışmanın birincisi 20 bin tyl yüklü bonus kart kazanacakmış. Yarşmacıların dışında onlara destek olanların kazanacağı hediyeler ise bu linkte belirtilmiş.

Unutmadan birde spaces linkini vereyim http://deney7oguz.spaces.live.com Oğuz Uslu'nun.

Türk Olmak

Amerika'da yaşayan bir vatandaşımızın yıllar öce kaleme aldığı "Türk Olmak" başlıklı yazının, Sagopa Kajmer'in İstisnalar Kaideyi Bozmaz şarkısıyla birleştirilmiş bir videosunu paylaşıyorum bu defa. Daha önceden bu yazıyı Asim Yıldırım'da seslendirmişti stv'de. Ama bu video görsellerle ve şarkı ile daha iyi olmuş bence.

İlk başta yer alan ifade her ne kadar yanlış anlaşılsada özünde iyi ve içtenlikle hazırlanmış bir yazı ve video. Buyrun izleyin.

video

Vakit Öldürmenin En Berbat Yolu !

Ünlü insanları güvenilir gösterme ve bu sayede bu insanlardan prim yapma medyanın var oluşuna kadar dayanmakta. Bu fikrin ülkemizde ki en önemli örneklerinden biri şu an için Seda Sayan şüphesizki.
Bir insan bu kadar poh poh lanıp bu kadar göklere çıkarılır mı yahu. İnsanları bu kadar aptal yerine koymayın Allah aşkına. Bir insanı Türkiyenin en güvenilir ünlüsü seçeksiniz, bunun için yıllarca uğraş vereceksiniz ve sonunda bu insanı düzmece, insanların duygularıyla oynayan bir programda harcayacaksınız.

(Bu sözlerim sadece Seda Sayan'a değil tabiki daha niceleri var.)

Sonrada yine bu insan güvenilir diyeceksiniz. Milletimiz bu kadarını da yemez artık. Bu tür programların çoğunda düzmece olduğu çok açık, öyle olmasa bile derdinizin dermanını arayacağınız son adres bile olmamalı bu gibi saçma programlar. Derdinizin dermanını bulsanız bile sizden çok onlar bu durumdan karlı çıkacaklar, onların dertleri sizin üzerinizden ne kadar para kazandığı aslında.

Bu kadar laf ettin verdin veriştirdin de bunun kaynağı nedir senin sinirlendiren asıl olay diye soracak olursanız.

Türkiyenin en güvenilir insanı olarak topluma lanse edilen Seda Sayan'ın sunduğu Yalnız Değilsin programında ki bir düzmece olduğu iddia edilen bir haber;

Sözde Hafize Ana, oğlunu 8 yıldır görmediğini ve buna gelininin sebep olduğunu söyleyerek gözyaşlarını akıtmış ve acılı öyküsüyle herkesi duygulandırmış. Hafize Ana, programın konuğu dedektifleri de seferber ettikten birkaç gün sonra, canlı yayında 28 yaşındaki oğlu Recep`e 8 yıllık hasretin ardından kavuşmuş. Yayında gözyaşları falan o biçim, Seda Sayan da bu duygusal durumda rol icabı ağlamış. Ancak ne Hafize Ana, ne Recep ne de yaşanılanlar gerçek değilmiş tabiki. Neden mi?

IMC Ajans`ın kadrolu oyuncularından Sevil Karviç, birkaç sene önce yine bu tarz programlarda mağdur olarak ekrana çıkmışt.Yalnız Değilsin programında Hafize Ana rolünü üstlenen 69 yaşındaki oyuncunun gerçek hayatta bir kızı ve 45 yaşında bir oğlu varmış. Sevil Karviç`in oğlu ise Seda Sayan`ın programında bahsettiği gibi İzmir`de kayıp değil annesinin yanına İstanbul'da imiş.

Bu yaşanan ne ilk nede son düzmece böyle saçma programlarda yapılan. Haber takvim gazetesine ait yalanmıdır, doğrumudur orasını bilemem. Yine de bu programları izleyenlere söylüyorum, sizin vaktiniz bu kadar değersizmi Allah aşkına.

Bizzat tanık olduğum diğer bir mevzu ise;
Geçenler de çalıştığım hastendeki bir doktoru haksız yere suçlandığına tanık oldum Seda Sayan ve Müge Anlı'nın programında. Şikayet mercii bu programlar olmamalı. Hiç bir suçu olmadığı halde o doktor'un başına gerikizekalı, fesat birisinin yüzünden başına gelmedik kalmadı. Niye? Bu saçma sapan programlar yüzünden.

Vaktinizi böyle saçma sapan progamlar karşınızda geçirmek o vakti öldürmekten başka bir şey değil. O boş vaktinizi daha faydalı işlere harcayın derim ben. Uyusanız bile daha iyi boşa elektrik harcamamış olursunuz en azından.

Blog Action Day 2009 İklim Değişikliği

Tüm blog yazarlarının bir günde tüm dünyayı ilgilendiren bir konu hakkında yazı yazmalarını ve bu sayede bu konunun daha çok ses getirmesini hedefleyen bir etkinlik olan Blog Action Day(Blog Aksiyon Günü)'ın bu seneki konusu Climate Cahnage(İklim Değişiliği) Son 50 yıldır tüm dünyanın sorunu haline gelmiş olan fakat yumurta kapıya dayandıktan sonra yani bir kaç yıldır ise tüm ülkelerin tam anlamıyla önemsedikleri bir sorun aslında. Bu senede üzücü sel felaketleri sonrası bizimde önemsemimiz gereken bir konu olduğu iyice anlaşılmış oldu.

"İklim değişiklikleri ve nedenleri" Nisan, 2008 Tarihli Küresel ısınmanın etkileri ve Su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda kurulan (10/1,4,5,7,9,10,11,13,14,15,16,17) Esas numaralı Meclis araştırması komisyonu raporunda verilen biligilere göre şöyle açıklanmış:

İklim, en genel yaklaşımla ortalama hava durumu olarak ifade edilir. Bu yüzden, iklim ve hava, birbiriyle çok iç içe kavramlardır. Hava, Yeryüzünün herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda, gözlenen ve yaşanan atmosferik koşulların bütünüdür. İklim ise bu hava koşullarında uzun süreli (Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından bu süre ortalama otuz yıl olarak kabul edilmektedir) gözlenen değişimlerin ortalamasıdır.
İklim, uç değerleri, şiddetli olayları, sıklık dağılımlarını ve değişkenliği de kapsamaktadır. İklim sistemi, atmosfer, kara yüzeyleri, kar ve buz, okyanuslar ve diğer su kütleleri ile canlıları kapsayan karmaşık ve etkileşimli bir sistemdir. Bu sistem, zaman içinde, kendi iç dinamiklerinin etkisi altında ve dış etmenlerdeki (zorlamalar olarak adlandırılmaktadır.) değişikliklere bağlı olarak yavaş yavaş değişim gösterir. Dış zorlamalar, volkanik patlamalar ve güneşle ilgili değişkenlikler gibi doğal olaylar ile atmosferin bileşimindeki insan kaynaklı değişiklikleri içerir. Güneş radyasyonu, iklim sisteminin güç kaynağıdır. Yerküre’nin radyasyon dengesini etkileyen, dolayısıyla iklimi değiştiren üç temel yol bulunmaktadır:

1. Gelen güneş radyasyonundaki değişiklikler (Güneşin kendisindeki ya da Yerküre’nin yörüngesindeki değişikliklere bağlı olarak)

2. Güneş radyasyonunun yansıtılan kısmındaki değişiklikler (bu kısım albedo olarak adlandırılmaktadır ve bulut örtüsü, aerosoller denilen küçük parçacıklar ya da arazi örtüsündeki değişikliklere bağlı olarak değişebilmektedir)

3. Yerküre’den uzaya geri gönderilen uzun dalgalı radyasyondaki değişiklikler (sera gazı salımlarının atmosferdeki birikimlerine bağlı olarak).

Bunların yanı sıra, rüzgarlar ve okyanus akıntılarının, Yerküre yüzeyi üzerindeki ısı dağılımında oynadıkları rol nedeniyle, iklim üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır.
İklim değişikliği, “nedeni ne olursa olsun iklimin ortalama durumunda ve/ya da değişkenliğinde onlarca yıl ya da daha uzun süre boyunca gerçekleşen değişiklikler” biçiminde tanımlanmaktadır. Dünyamızın bugüne kadarki tarihi boyunca, yaklaşık 4,5 milyarlık bir periyotta iklim sisteminde, milyonlarca yıldan on yıllara kadar tüm zaman ölçeklerinde doğal etmenler ve süreçlerle birçok değişiklik olmuştur. Jeolojik devirlerdeki iklim değişiklikleri, özellikle buzul hareketleri ve deniz seviyesindeki değişimler yoluyla yalnızca dünya coğrafyasını değiştirmekle kalmamış, ekolojik sistemlerde de kalıcı değişiklikler meydana getirmiştir.

Günümüzde sözü edilen küresel iklim değişikliği ise, fosil yakıtların yakılması, arazi kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerindeki hızlı artışın doğal sera etkisini (Yeryüzünde ve atmosferde tutulan ısı enerjisi, atmosfer ve okyanus dolaşımıyla Yeryüzünde dağılır ve uzun dalgalı yer radyasyonu olarak atmosfere geri verilir. Bunun bir bölümü, bulutlarca ve atmosferdeki sera etkisini düzenleyen sera gazlarınca – su buharı (H2O), karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O), ozon (O3), vb. – soğurularak atmosferden tekrar geri salınır. Bu sayede Yerküre yüzeyi ve alt atmosfer ısınır. Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu sürece doğal sera etkisi denmektedir). kuvvetlendirmesi sonucunda Yerküre’nin ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışı ve iklimde oluşan değişiklikleri ifade etmektedir. Sera gazı emisyonlarındaki bu artış, özellikle 1750’li yıllardan itibaren, yani sanayi devriminden bu yana net olarak gözlemlenmektedir. En önemli sera gazı olan CO2 ‘nin atmosferdeki birikimi sanayi öncesi dönemde yaklaşık 280 ppm’den 2005 yılında 379 ppm’e yükselmiştir. Sanayi öncesi dönemde yaklaşık 715 ppb olan CH4 birikimi, 2005 yılında ise 1774 ppb’e çıkmıştır. Küresel atmosferik diazot monoksit birikimi %18 oranında artış göstermiş ve sanayi öncesi yaklaşık 270 ppb’den 2005 yılında 319 ppb’ye çıkmıştır.

Küresel iklim değişikliği, yerkürenin uzun jeoloji tarihi boyunca yaşanan iklimin doğal değişkenliğine ek olarak insan etkinliklerinin neden olduğu bir değişikliktir. Buna paralel olarak, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde (BMİDÇS) iklim değişikliği, “karşılaştırılabilir bir zaman döneminde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak, doğrudan ya da dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan etkinlikleri sonucunda iklimde oluşan bir değişiklik” biçiminde tanımlanmaktadır. Fosil ve biyokütle yakıtların yakılması, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının en büyük kaynağıdır. Çimento üretimi karbondioksit, tarım ve katı atık düzenli depolama sahaları metan gazı salmaktadır. Gübre kullanımı ve naylon üretimi, diazot monoksit ve buzdolabı ile klimalar florine sera gazı emisyonlarını artırmaktadır. Arazi kullanımı değişiklikleri de iklim sistemini önemli ölçüde etkilemektedir. Tarım amaçlı kullanım için arazi açılması, koyu renkli yüzeyin miktarını artırmakta ve sonuç olarak gelen güneş radyasyonu yansımaktan çok emilmektedir. Arazi açılması ayrıca, ormanların tahrip edilmesi nedeniyle, karbondioksiti tutan ve depolayan ağaç ve bitkilerin azalması anlamına gelmektedir.

Çölleştirme, atmosfere geçen toz miktarında artışa neden olması dolayısıyla güneşten Yerküre yüzeyine gelen enerjiyi azaltarak küresel ısınmayı yavaşlatan bir etkiye sahip olabilmektedir. Şehirleşme, şehir ısı adalarının, yani şehirlerde çevrelerine göre daha sıcak alanların oluşmasına yol açmaktadır.

Bu bilgilere göre tüm insanlığın yapması gereken başlıca şeyler ise:

Atmosferi tahrip eden sera gazı salınımı azaltılmalı.
Ormanlar ve yeşil alanlar korunmalı, geliştirilmeli, yatak alanları genişletilmeli.
Tatlı su kaynakları korunmalı ve bunlardan azami ölçüde yararlanılmalı.
Denizler ve göller kirletilmemeli, deniz ürünleri korunmalı.
Toprak ve sulak alanlar korunmalı.

Ülkemizde yapılması gerekenler ise:

Sera gazı üretimi kısıtlanmalıdır.
Otomotiv sanayinde alınacak tedbirlerle zararlı gaz üretimi azaltılmalı, sanayi tesislerinde filtre ve arıtma tesislerinin kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. Bu konuda yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarına öncelik verilmeli.
Kömür, odun ve petrol gibi fosil yakıtlarla ısınma geleneğinden uzaklaşılmalı.
Ormanlar ve meralar mutlak korunmaya alınmalı.
Suların kirlenmesi önlenmeli, sanayi kirliliğini önlemek için sanayi tesislerine atık su arıtma zorunluluğu getirilmeli.
Kuruyan göller ve sulak alanlar yeniden kazanılmalı.
Erozyon önleme çalışmaları etkin seviyeye çıkarılmalı.
İç Anadolu Bölgesinde yer altı suyu kullanımı yasaklanmalı, bu bölgede mevcut su imkanlarına uygun tarım yapılmalı.
GAP, 2023 yılına kadar mutlaka tamamlanmalı, Fırat ve Dicle sularından en ileri teknik kullanılarak azami ölçüde yararlanılmalı...

Bireysel olarakta hiç değilse enerji tüketiminizi mümkün olduğunca azaltarak iklim değişikliğini önleme konusunda bir adım atabilirsiniz.

Benim aktaracaklarım bu kadar şimdilik konu hakkında Safa Paksu gayet yerinde kaynaklar ile daha detaylı bir yazı hazırlamış buraya tıklayarak o yazıyı da okuyabilirsiniz.

Son olarak bu konuya ilgi çekmek için hazırlanmış bir video'yu paylaşıyorum sizlerle buyrun izleyin.

Hissettiğinizde Artık Çok Geç

video

Uzak İhtimal Filmini İzleyin Derim

Uzak İhtimal filmi izlemeyen çoğu kişinin dini bir film olarakta nitelendirebileceği, fakat İstanbul'a gelen bir müezzin, kilisede yetişmiş bir kız ve bir de sahaf'ın genelde yer aldığı yalnızlık, aşk ve dostluk filmi aslında.

İlk başta sanat filmi denilen içinde pek diyaloğun bulunmadığı sıkıcı filmler vardır ya onlar gibi herhalde dedim.

Evet aynen öyleydi ama pek sıkmadı beni nedense.

Din filmin arka fonunda yer alıyor resmen, filmde bahsettiğim gibi aşk ve yalnızlık konuları işleniyor daha çok. Yeni yüzler'in ön planda olması filmin inandırıcılığı açısından iyi olmuş bence.

Oldukça dar bir bütçe ve 4 hafta gibi kısa bir sürede çekilen dar kalıplı bir film söylediklerimin dışında. Yönetmenliğini Ahmet Hakan'ın kardeşi Mahmut Fazıl Coşkun'un yaptığı film'in senaryosunu Tarık Tufan ve Görkem Yeltan yazmış deniyor ama, bu konuda dedikodular da yok değil.

Ayrıca görüntü yönetmenliğini Refik Çakar, sanat yönetmenliğini Selda Çiçek, kurgusunu da Çiçek Kahraman yapmış. Filmin müzikleri Rahman Altın'a aitmiş. Film'in başrollerini paylaşan Nadir Sarıbacak, Görkem Yeltan'ın oyuculukları ise benden tam not aldı. Film eleştirmeni gibi hissettim kendimi, e nede olsa işin içindeyim biraz :D

Tabiiki film'in ödül almışlığı ve alacağıda var, ülkemizde pek fazla kişiye hitap etmediğinden gişede hak ettiği alamayacaktır, fakat yurtdışında daha fazla ilgi görmüş ve göreceğe benziyor.

Film hakkında daha detaylı bilgileri buraya tıklayarak film'in kendi sitesinden alabilirsiniz. Son olarak sinema da tercihini genel de yerli filmlerden ve dram, aşk filmlerinden yana kullanan (Tabiki sinemaya sevgilimle birlikte gitmemden de kaynaklanıyor bu durum biraz :P) biri olarak Uzak İhtimal filmini izleyin derim.

Birde en iyi film ödülünü veren Rotterdam Film Festivali Jurisi film için “Eşsiz bir yaratıcılıkla karşı karşıyayız. Bu, sadeliğin zaferi...nefes ve nefes, anbean merakımızı canlı tutan, her karesinde tutarlılığını koruyan olağandışı bir film” demiş.

video

Mutluluk İçin Engel Yoktur

Mutluluk için aslında hiç bir engelin olmadığını anlatan çok güzel bir video paylaşıyorum yine sizlerle. Bu video'yu özellikle Hülya ve Arzu hanıma ithafen yayınlıyorum.

Hülya hanım bu tür paylaşımları takip eden, yorumlarını ve beğenisini belli etmekten çekinmeyen, Arzu hanım ise Tam da video da anlatılmak istenen, hayatın karşısına çıkardığı engelleri mutluluğa çeviren bir insan olduğu için bu video'yu yayınlarken aklıma gelen ilk 2 isim oldular.

Bu arada sürekli video paylaştığım, bazı haberleri yayınladığım ve buna benzer olaylar için eleştiriler almaktayım bir süredir. Şunu açıkça belirteyim burası benim beğenilerimin, tepkilerimin, yorumlarımın ve kişisel yazılarımın yer aldığı bir blogdur.

Sonuçta her haberi, her izlediğim video'yu yayınlamıyorum. Benim görüşlerimi içermeyen yasadışı, vicdanımın rahat olmadığı ve ticari bir kaygımın olduğu hiç bir içerik yoktur bu sitede ve asla olmayacaktır.
Bilginize...
video

Osmanlının Yardımseverliği

Osmanlı Devleti'nin 1845'te büyük bir bölümü kıtlık nedeniyle açlıkla yüz yüze gelmiş İrlanda halkına dönemin İngiliz Büyükelçisi Mösyö Velsle kanalıyla bin altın yardımda bulunduğu ve bu maddi yardım üzerine İrlandalı asilzadeler bir teşekkür mektubu gönderdiği arşiv çalışmaları socunda orataya çıkmış.

Ayrıca bu yardımın anısına İrlanda'nın başkenti Dublin yakınlarındaki Drogheda adlı kentin belediye binasına da bir teşekkür plaketi asılıymış.

Bahsetmiş olduğum Padişah Abdülmecid'e hitaben yazılan 1847 tarihli mektupta şu ifadeler yer alıyormuş.

"Majesteleri Osmanlı Padişah'ı Sultan Abdülmecid Han'a, Tanrı majestelerinden razı olsun.

Biz aşağıda imzası bulunan İrlandalı asilzadeler, ileri gelenler ve tüm halk olarak, majesteleri tarafından çilekeş ve ıstıraplı İrlanda halkına gösterilmiş olan ihsan ve teveccühün cömertliğine en derin teşekkür ve minnetimizi ifade etmek ve halkımız adına İrlandalıların sıkıntılarını hafifletmek ve acılarını dindirmek için gönderilen bin altınlık cömert yardıma, teşekkür için müsaadenizle hürmetlerimizi sunuyoruz.

Eşine az rastlanır türde, ülkemizde ansızın ortaya çıkan kıtlık ve fakir halkın karşı karşıya kaldığı çaresizlik Allah'ın hikmetiyle takdir olunmuştur. İrlanda halkının, bu durumda kendilerini ve ailelerini açlık ve ölümden korumak adına diğer ülkelerin şefkat ve cömertliğine başvurmaktan başka seçeneği kalmamıştır. Majestelerinin bu zor durumdaki insanların yardım talebine verdiği mertçe cevap büyük Avrupa devletlerine kıymetli bir örnek olmuştur. Bu, vaktinde yapılmış hayırlı davranış, pek çok kişiyi ferahlatmış ve ölümden kurtarmıştır.

Onlar adına tekrar majestelerine minnettarlığımızı sunmak, idareniz altında bulunan ve ihsanınızda payı olan halkınızın ve ülkenizin, katlanmak zorunda kaldığımız sıkıntılardan muhafaza buyrulması dileğimizi izninizle ifade ediyoruz."


Büyük patates kıtlığı İrlanda'da 1845-1850 yılları arasında patates, kısmi ürün kaybına neden olan bir parazit istilasına uğramış. O dönemde büyük çoğunluğu tarıma bağlı İrlanda halkının 1 milyona yakını, bunun üzerine baş gösteren kıtlık sonucu kıtlıkla ilişkili hastalıklardan hayatını kaybederken, pek çoğu da Amerika Birleşik Devletlerine göç etmiş. Bu sırada İrlanda asilzadeleri de çeşitli ülkelerden İrlanda halkına yardım çağrısında bulunmuşlar.

19. yüzyılın ortalarında Avrupa'nın başka ülkelerinde de kıtlık yaşanıyormuş, Osmanlı'nın Macaristan, Hollanda, Polonya, Sumatra hatta ABD gibi ülkelere de bu tür yardımlarda bulunmuş.

Osmanlı İmparatorluğu dünyanın neresinde kıtlık varsa özellikle geçimini ziraatla temin eden ülkelere yardım talebi gelmesini de beklemeden yardımda bulunmuş.

Koruyucu bir yapısı olan Osmanlı İmparatorluğu gerek Avrupa gerek Orta Doğu ve Afrika topraklarından kendisini mesul addediyorve yardım ihtiyacını tespit ederse büyük devlet olmanın şiarıyla yardım ediyormuş.

Bu bahsettiğim yardımlar sadece maddi olarak değilmiş.
Gerekirse askeri, gerekirse sözlü yardım edilmiş. Mesela Macaristan Kralı ve İsveç Kralı Demirbaş Şarl bize sığmış. Fransa Kralı Fransuva, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Şarlken'e esir düştüğünde İmparator'a 'Bu devirde kral esir almak caiz değildir. Ya kralı bırakırsın ya gerekeni yaparım' şeklinde haber göndermiş."

Sonuçta Osmanlı her zaman kendisi kıtlık çekerken bile yardım elini uzatmaktan çekinmiyen bir imparatorlukmuş. Ama şu da varki Osmalı'dan iyiliği görende, sırtından vuranda hep aynı devletler olmuş...

Özlü Sözler

Özlü sözler ve anlamlı sözlerden oluşan, özellikle iş hayatını ilgilendiren, Pinhani'nin Haftanın Sonu adlı şarkısının da renk kattığı güzel bir video paylaşıyorum bu defa sizlerle buyrun izleyin.

video

Kiracı Hakları ve Kiracı Kanunu Yenileniyor

Kiracı hakları ve kiracı kanunu bugün itibariyle AB`ye uyum kapsamında hazırlanan Borçlar Yasa Tasarısı mesliste görüşülmeye başlanmış.

Hazırlanan bu tasarı 650 maddeden oluşacakmış ve tasarının kiralar ile ilgili bölümünde kiracılar için pek de sevindirici haberler yok.

Gerçi ev sahipleri içinde sevindirici olmayan maddeler var fakat, kiracıları ilgilendiren maddeler daha ağır bana kalırsa.

Herhalde bu tasarıyı hazırlayanların hepsi ev sahibi, kiracı olacak halleri yok ya...
İşte tasarının kiracıları ve ev sahiplerini ilgilendiren maddeleri:

Elektrik faturasını ödemeyen ya da 10 yılı dolduran kiracı evden çıkartılabilecek, ev sahibi akrabasını mazeret gösterebilecek.

Depozitolar kontrol altına alınıyor. Buna göre; konut ve çatılı işyerleri için verilen miktar 3 aylık kira bedelini aşamayacak.

Faturasını ödemeyen kriacı evden çıkartılabilecek.

Eşinin rızası olmadan ev boşaltılamayacak, kira sözleşmesi fesh edilemeyecek.

Mal sahibi, üst ve alt soyunun (torun, kardeş vb.) gereksinimlerini gerekçe göstererek kiracının çıkmasını talep edebilecek.

Kira artışı bir önceki yıla ait Üretici Fiyat Endeksi`ni geçemeyecek. 5 yıl aynı evde oturan kiracı, emsal kira bedellerine göre `hakkaniyet ve dürüstlük kuralına uygun` oran isteyebilecek.

Mal sahibi, 10 yıl sonunda en az 3 ay önce haber vermek koşuluyla herhangi bir sebep göstermeden sözleşmeye son verebilecek.

Eşlerden biri, herhangi birine banka kredisi, kredi kartı gibi çeşitli işlemler için kefil olacaksa eşinin yazılı iznini alacak.

Kiracı, komşulara gerekli saygıyı gösterecek. Aksi taktirde mal sahibi, 30 gün içinde durumunu düzeltmesi için ihtarda bulunacak. Kiracının yüksek sesle müzik dinleme, gürültü yapma, balkonda mangal yakma gibi davranışları komşular tarafından istenmezse, ev sahibi yazılı bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilecek.

Tarlabaşı

Tarlabaşı 1980'de Bedrettin Dalan zamanında Tarlabaşı Caddesi'ndeki yüzlerce tarihi nitelikli yapının izinsizce yıkalarak Taksim'den tamamen koparılıp içine kapalı bir alan haline getirilen, sonrasında en çok göç alan, her türlü suçun legal sayıldığı, kendi sakinlerinden bir başkasının girmediği, şimdi de yani Kadir Topbaş zamanında yenilenme projesiyle gündeme gelen bir yerleşke...

Bu yenilenme projesi beraberinde bir çok tartşımayıda getirmişti ve halende getirmekte. Ben bu yenilenme projesinin Bedretin Dalan yaptıklarına nazaran daha insancıl ve iyi buluyorum. Fakat bu proje rant için mi yapıldı?, burada yaşayan insanların geleceği nasıl olacak?

Büyük Şehir Belediyesinin bu gibi sorulara daha gerçekçi yanıtlar vermesi gerekiyor.

Bu konu uzaar gider siz en iyisi buyrun, foto muhabiri Fatih Pınar'ın hazırlamış olduğu Tarlabaşı'nın yenilenmeden önceki halini içeren foto belgeseli izleyin.
video

Imf İçin Youtube Yasağı Kaldırıldı

Bugün Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'ndeki bilgisayarlara ayarlama yapılmış bu sayede Imf konukları Youtube ve yasaklı tüm sitelere rahatlıkla girebilmiş.

Bürokrasiden her zaman şikayet eden ve bu konuda çözümler sunacağını dile getiren Başbakan yasaklı sitelere kendi ve çıkar ilişki olanlar için çözüm üretmek ve izin sağlamaktan başka bir şey yapmıyor.

Aslında tüm siteler sembolik olarak yasaklı uyanık Türk halkı için ama yinede insanın canını sıkıyor bu anlamsız yasaklar ve ikiyüzlü tavırlar...

Doğa İçin Çal - 45 Müzisyen ile Divane Aşık Gibi

Yurtdışında ki "Playing For Change Stand By Me" projesinin Türkiye versiyonu "Doğa İçin Çal" projesi yani Seller, taşkınlar, buzulların erimesi, kıyıların denizler tarafından yutulması ihtimali ve sağlıklı beslenme, tarım gibi sorunları ele alma amacı ile aralarında Aslı, Erol Evgin'in oğlu

Murat Evgin ve Cem Karaca'nın oğlu Emrah Karaca'nın da bulunduğr 45 Farklı Müzisyen ile Divane Aşık Gibi Şarkısını Seslendirmiş.

Projede yer alan sanatçıların bir özelliği ise her birinin Türkiye'nin farklı bölgelerinde doğmuş olması. Yurtdışında 2005 yılında, Amerika Birleşik Devletleri, Santa Monica'da başlayan proje 4 yıldır dünyanın farklı bölgelerinde devam ediyormuş. Türkiye'de agaclar.net'in adı altında gerçekleştirilen proje "Playing For Change Stand By Me" tarafından desteklenmekteymiş.

Benim oldukça beğendiğim bu çalışmayı buyrun sizde izleyin.
video

Ortak Atm Komisyon Oranları

Ortak Atm ile ilgili detaylar gün ışığına çıktı.

Ortak Atm Komisyonları Oranları Komisyonları Oranları 0,25 ile 2 lira, para çekmede ise 1.70 kuruş ile 5 lira arasında değişiyormuş.

Bazı bankaların komisyon oranları ise:

Anadolu Bank
Komisyon alınmıyormuş, bildiğim kadarıyla
Yapı Kredi Bankası
Bakiye Görüntüleme 0,50 kuruş
Para Çekme Komisyonu 3.5 Lira
İş Bankası
Bakiye Görüntüleme 0,25 kuruş
Para Çekme 1 lira 70 kuruş
Akbank
Bakiye Görüntüleme 0,50 kuruş
Para Çekme 4 lira
Ziraat Bankası
Bakiye Görüntüleme 0,20 kuruş
Para Çekme çekilen miktarın yüzde 1 75 kuruş
Garanti Bankası
Bakiye Görüntüleme 0,50 kuruş
Para Çekme 4lira
Citibank
Bankanın ATM`lerinden işlem yapılabiliyor ancak banka ilgililerine komisyon miktarı bilgisi gelmemiş.
Fortis
Bakiye Görüntüleme 2 lira
Para Çekme 4 lira

Görünen o ki vatandaştan para sızdırmanın bir yolunu bulmuşlar yine. Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) Genel Başkanı Fuat Engin,bu haksızlığa bir demiş.Fuat Engin, `23 bin ATM`nin ortak kullanımı, bankacılık sektörü için 300 milyon dolarlık tasarruf sağlarken, fatura her zaman olduğu gibi tüketiciye kesiliyor. Başka bankaya ait ATM cihazından 10 lira çeken bir tüketici, bunun için 4-5 lira komisyon ödemek zorunda kalıyor` demiş.

Fuat Engin, "Bu anlayış tüketiciye sormadan cebinden parasını alma anlayışıdır. Bu durum ben bildiğimi yaparım, yasa hukuk tanımam anlayışıdır" diye konuşmuş.

TÖF Başkanı Fuat Engin ayrıca, "Türkiye`de son 5 yılda 3.6 milyar kez ATM`de işlem yapıldığı göz önüne alındığında ve uygulamanın yürürlüğe girdiği 01.10.2009 tarihinden itibaren yapılan işlem sayısı ve her bir işlemden alınan 4-5 TL hesaplandığında ortaya çıkan haksız kazancın boyutu, ATM`lerin sömürü aracı olarak kullanıldığı gerçeğini net bir biçimde ortaya koyacaktır" dedi. TÜDEF Genel Başkanı Ali Çetin ise, bu yolla 300 milyon dolar bankaların tasarruf edeceğini ancak tüketicinin cebinden "ortak soygun parası" olarak 2,4 milyar lira para çıkacağını öne sürmüş.

"5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu'nun 24. maddesinde konuya ilişkin hüküm açık" diyen Faut Engin sözlerini şu şekilde sürdürmüş: "Kart hamilinin yaptığı işlemler nedeniyle, sözleşmede yer almayan faiz, komisyon veya masraf gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilemez ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamaz. Tüketici Örgütleri Federasyonu ve üye tüketici örgütlerini arayan binlerce tüketici yurttaşın uygulamaya ilişkin ortak bakış açısı "bu durum çağımızın modern soygunudur" ifadesidir. 4822 sayılı kanunla değişik 4077 sayılı kanunun başta amaç maddesi olmak üzere ilgili hükümleri ile 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 24. Maddesini ihlal ederek yasa hukuk tanımaz uygulamalarına devam eden bankaları uyarıyoruz."

TÜDEF Başkanı Ali çetin, "ortak soygun noktalarında" para çekme ve bakiye sormadan ücret alınmamasını isterken, tüketicileri, mecbur kalmadıkça `ortak soygun noktalarından` uzak durmaları konusunda uyardı. Bankaların halen yasadışı olarak tüketiciden kredi kartı aidatı olarak yılda 1,6 milyar lira, banka kartı ya da hesap işletim ücreti olarak ise 6 milyar lira ücret aldığını hatırlatan TÜDEF Başkanı Ali Çetin, "ortak soygun" da hesaba dahil edildiğinde, bankaların tüketiciden yasa dışı olarak aldığı paranın yılda 10 milyar liraya ulaşacağını öne sürdü. Dünyanın her tarafında kriz döneminde bankalar batarken Türkiye'de yüksek kârla elde ettiğine işaret eden Çetin, "Bu yüksek kârın kaynağı tüketici, soygunu yapan bankalar, soyguna gözcülük eden BBDK'dır" ifadelerini kullanmış.

Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, 1 Ekim'de uygulamaya geçen ortak ATM uygulamasında bankaların tüketicilerden haksız komisyon aldıklarını savunarak, uygulamaya son verilmemesi durumunda gerekli hukuki başvuruları yapacaklarını söylemiş.

Sonuçta konu netleşene kadar, komisyon alabileceğimiz bankaların kartlarıyla başka ATM cihazlarını kullanıp işlem yapmamalıyız.

Dersimiz Atatürk Filmi

Dersimiz Atatürk filmi şu an yapım aşamasında olmasına rağmen izlenmesi gereken filmlerden biri olacak diye düşünüyorum.

Dersimiz Atatürk filminin izlenmesi için ilk 3 nedenim ise:
İlk'i filmin yazarının Çılgın Türkler ve Diriliş kitaplarını yazarı olan Turgut Özakman’ın olması.
İkincisi Halit Ergenç'in Atatürk'ü iyi canlandıracağını düşünmem.
Sonuncusu ise filmin yapımcısının ve yönetmeninin Hamdi Alkan olması.

Film'de ayrıca, Çetin Tekindor ve Batuhan Karacakaya rol alacakmış. Filmin konusu ilkokul 5. sınıfta okuyan bir grup çocuğun, Atatürk’ü daha iyi anlamaları için verilen ödev aslında. Bu ödevi anlatacak öğretmeni yani "Tarihçi Dede" yi Çetin Tekindor canlandırcakmış.

Ayrıca Turgut Özakman, film ile ilgili , “Birliğimizi, dirliğimizi, geleceğimizi korumak için herkese gerçek Atatürk’ü anlatmak zorundayız. ‘Dersimiz: Atatürk’ bu büyük ödevin bir adımıdır” demiş.
Unutmadan filmin vizyon tarihi 18 mart olması bekleniyormuş. Açıkçası Can Dündar'ın filmi "Mustafa" beni pek tatmin etmemişti. İnşallah bu film "Mustafa Kemal Atatürk" e yakışan iyi bir film olur.

Film ile daha fazla veri edinemedim şu ana kadar. Filmi ile ilgili fragman ve resimler çıktıça bu yazının içine eklerim artık. Sağlıcakla kalın.

Her Şeye Rağmen Mutlu Olmak Gerekir

"Her şeye rağmen mutlu olmak gerekir, şu kısa hayatımızda." İşte bu sözü çok güzel anlatan bir video paylaşıyorum bu defa sizlerle.

Yukarıda paylaşmış olduğum resimdeki ufaklık için ise mutluluk bir güvercini kovalamak, baksanıza ne kadar sevinçli...

Her an mutlu olmanız ve yaşadığınız hayata şükretmeniz dileğiyle. Buyrun izleyin.
video

Böbreğini Satan Kışlacık Köyü

Böbreğini Satan Afyonkarahisar'ın kışlacık köyü sakinleri diye bir haber hiç de kulağa hoş gelmiyor. Bir Köyün adının böbreğini satan köy olarak anılması köy sakinleri için yürekburkan, insanın vicdanını sızlatan bir durum.

Tarım ve hayvancılıkla geçinemeyen köylüler, kredi kartları yüzünden bor batağına girmişler ve bir gün

köylülerden birine bir teklif gelmiş: "Böbreğini sat, tekiyle de yaşarsın"diye.

Bu teklifle beraber kışlacık köyünün kaderini değişmiş.

Köylülerden bazıları "Bizim köyümüz böyle şeyleri bilmezdi. Kredi kartından dolayı borçlananlardan biri böbreğini "atıyor, ardından da bu duruma düşenler, borçlananlar aynı yolu izliyor" demiş.

Bu olay geçen gün 6 ilde eşzamanlı yapılan organ mafyası operasyonu ile gün ışığına çıkmış.

Antalya, İstanbul, Tekirdağ, Eskişehir, Çanakkale ve Afyonkarahisar’da eş zamanlı olarak düzenlenen operasyonla İnternet üzerinden veya tanıdıkları aracılığıyla buldukları nakil hastalarıyla maddi durumu iyi olmayan ve para karşılığı organlarını satmak isteyenleri buluşturarak komisyon alan 10 kişilik çeteyle birlikte, organlarını para karşılığında satan 29 kişi de gözaltına alınmış.

Gözaltına alınanların neredeyse tamamı Afyonkarahisar’ın Kışlacık ve Boyalı köylerinde yaşıyormuş.

Yaşananlardan sonra 150 haneli, 750 nüfuslu Kışlacık Köyü suskun. Köylüler, ’Böbreğini satan köy’diye anılmaktan üzgün, alay konusu olduklarını düşünüyor. Böbreğini satanların işsiz ve borç batağında olduğunu söyleyen köylüler, “Bizim köyümüz böyle şeyleri bilmezdi. Kredi kartından dolayı borçlananlardan biri böbreğini satıyor, ardından da bu duruma düşenler, borçlananlar aynı yolu izliyor” diyor. Köy sakinlerinden İbrahim Koç ise kızgın: “Borca girmiş, kredi kartı borcu olanlar varmış. O yüzden böbreğini vermiş. 100 milyar da borcum olsa saçımın telini bile satmam. Borç ödenir, bunun mazereti olmaz!”

Kışlacık köyünde maddi durumu kötü olan Mehmet Özen, organ çetesiyle görüştüğünü itiraf etmiş. Emniyete ifade vermeye çağrılan Mehmet Özen, eğer operasyon olmasaydı kendisinin dün yani çarşamba günü Antalya’ya gideceğini ve yarın da böbreğini vermek için operasyona gireceğini söylemiş: “Beni görüşme için Antalya’ya çağırdılar. Ameliyattan önce 10 bin dolar, ameliyat masasına yatınca da hesabıma 15 bin TL yatacaktı. Bir kişi de benden önce ameliyata gitti ama kalp ameliyatı olduğu için olamamış. O yüzden ‘Bir yakınını getir’demişler. Sonra onu da uygun bulmamışlar, o da ameliyat olamadı. Operasyon olmasa ben de bıçak altına yatacaktım.” demiş.

Köyün Muhtarı Ahmet Demir ise köylerinin bu şekilde anılmasına çok kızmış: "Kimisinin maddi sıkıntısı varmış, kredi kartı borcunu ödeyecekmiş kimi çocuğunu evlendirecekmiş ama ben bunu bilemem. Organlarını verenlerden bazılarının durumu çok düşük değil. Çalışarak herkes karnını doyurur. Olaya karışan kaç kişi olduğunu bilmiyoruz. Bir kişi köydekileri ayartmış böylelikle böbreklerini vermişler. Bizi dünya aleme rezil ettiler. Kim böyle bir şey olsun ister köyümüzün adını rezil ettiler." demiş

Kronik böbrek hastası sayısının her geçen gün yükseldiği, bu hastalığın her 6 kişiden birini tehdit ettiği ülkemizde, 50 bin kişi böbrek nakli beklemekte .

Hükümetin yanlış politikaları yüzünden kredi kartlarına umudunu bağlayan ve sonunda varından yoğundan olan insanların organlarını satması, bu gibi olayların çoğalması işten bile değil.
Haberleri izlediğimde bir aileden anne, baba ve oğul'un böbreklerini sattıklarını ve o gece baskın yapılmasa bir adam böbreğini satıp oğlunu evlendireceğini de duymuştum.

Sonuçta Kışlacık köyü değil onları bu hale getirenler rezil oldu aslında. Aslında haberini başlığı "Böbreğini Satmak Zorunda Kalan Köy" de olabilirmiş. Tabiki ne kadar zorda kalırsa kalsın insanın bir organından vazgeçmesi kolay olmasa gerek.

İnşallah böyle olayalar bir daha yaşanmaz demek istiyorum ama adım gibi biliyorum yaşanacak ve gizlice her gün yaşanmakta. Keşke hepsi böyle kendi rızasyla organlarını verenlerin haberi olsa. Birde kendi rızası olmadan kaçırılan ve organları alınan bir çok insan var ülkemiz de.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!

Okullarda söylenen Ne Mutlu Türk’üm Diyene sözünü Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg azınlıklar raporunda eleştirmiş.

İlgili raporda göya Ne mutlu Türk'üm diyerek etnik ayrımcılık yapıldığı öne sürülmüş. Hükümet ise verdiği yanıtta “Türk kelimesi bir etnik, dil veya dini kökene dayanmıyor, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını ifade ediyor” demiş.

Hükümetin’nin bu konuda verdiği verdiği 11 sayfalık cevabi raporda ise Hammerberg’in “Ne Mutlu Türk’ün diyene” sözünün “etnik ayrımcılık” olarak ifade edilmesine eleştiri getirilmiş.

Cevabta, özdeyişin bir etnik grubu yüceltmek için değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olanların ülke toprağına bağlılığını ifade ettiği belirtimiş. Türk kelimesinin bir etnik, dil veya din kökene dayanmadığı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını ifade ettiği kaydedilmiş. Hükümet tarafından ayrıca “azınlık” tanımının Lozan Antlaşması ile belirlendiği de vurgulanmış.

Yani AB'de sözde açılım yapıyor. Ama böyle açılım olmaz olsun. Thomas Hammerberg sanki kendi ülkesinde veya başka AB ülkelerinde böyle şeyler yok. Türkiye vatandaşı Türk'tür ve her Türk Ne mutlu Türk'üm Demeli.

Bu söz hiç bir azınlık veya etnik köken için ayrımcılığın nedeni olmamıştır ve olamaz. Eğer bu söz bir gün tüm Türkiye vatandaşları tarafından içtenlikle söylenmezse O zaman Türkiye Cumhuriyeti'de varlığını yitirmiş demektir. Sonuçta bu AB'nin iyi niyetli olmayan bir tarafını da görmüş oluyoruz.

Hala bu hükümetin Türk düşmanı Avrupa Birliğine girmek istemesini anlayamıyorum. Bir an önce anlamsız AB inadından vazgeçilmeli yoksa ne Türklüğümüz kalacak nede değer verdiğimiz onca şeyler...

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !

Olacak O Kadar'dan Atatürk Dersi

Olacak o kadar'ın bu haftaki bölümünde Levent Kırca Atatürk düşmanlarına inceden bir ders vermiş. Ben çok beğendim doğrusu. Video'yu AKP-DTP-AB-ABD Düşmanları adlı bir facebook grubundan edindiğim için başta öyle bir yazı var. Sizde buyrun izleyin.
video