Kanıyla Türk Bayrağı Çizerek Kurtulan Hasan Dede

80 yaşında yedi çocuk babası Hasan Alanlı, yaklaşık 60 yıl önce vatani görevine Diyarbakır'da topçu olarak başladığını daha sonra Kore Savaşı'na katılmak üzere 33 günlük deniz yolculuğunun ardından silah arkadaşlarıyla koreye gitmiş ve orada inanılmaz bir olay yaşamış.

Korelilerin esir kampından kaçmayı başaran Hasan Dede, bu kez de dost ateşiyle yaralanmış.

Atılan bombanın şarapnel parçasıyla yaralanan 83 yaşındaki gazi kendi kanıyla beyaz gömleğine Türk Bayrağı çizerek kurtulmuş. O gün atılan bombanın şarapnelini ise 58 yıldır üzerinde taşıyormuş.

Yaşadıkları ve gördüklerinin kelimelerle ifade edemiyor, çok kötü günler geçirdiğini ancak verdiği mücadeleden dolayı onurlu ve mutlu olduğunu belirterek,

“Birçok çatışmaya girdim. Gözümün önünde arkadaşlarım şehit oldu. Özellikle Resul Çavuş'un kollarımda son nefesini verişini hiç unutamıyorum. Atılan bomba sonrası ağır yaralandı, benimle helalleştikten sonra da hayatını kaybetti. Onun şehit olduğu yerin toprağını Ankara'ya getirdim”

“Düşman bizi pusuya düşürdü. Bombalar üzerimize yağıyordu. Arkadaşlarım 'vatan sağolsun' deyip şehit oluyorlardı. Atılan bir bombanın şarapnel parçası ayağıma, yüzüme ve başıma isabet etti. Ağır yaralanmışım. Uzun süre hastanede kaldım. Başıma isabet eden şarapnel parçası beyin zarıma yakın bir yerde kaldı Alındığı zaman felç olabilirmişim. O yüzden parçayı almadılar. Bu nedenle 58 yıldır başımdaki bu şarapnel parçası ile yaşıyorum. Yapılan tedavinin ardından yeniden cepheye koşup arkadaşlarıma yardım ettim.”

“Tam 7 ay 23 gün esir kaldık. Türk askerine yakışır şekilde hiç boyun eğmedik. Hep başımız dik oldu. Bize, sürekli dağda odun kestirip taşıtıyorlardı. Bir gün 9 arkadaşımla bir yolunu bulup, dağdan kaçmayı başardık. Ancak 7 arkadaşımın vurulduğunu öğrendim. Bir arkadaşımla bizim askerlerin bulunduğu yere geldiğimizde bizi düşman zanneden Türk askerleri üzerimize ateş açmaya başladı. Hemen gömleğimizi çıkarttık, elimizi bıçakla kesip kanımızla üzerine Türk Bayrağı çizdik. Bizi böylelikle tanıdılar. Orada geçen 14 ayın ardından tekrar Türkiye'ye döndük. Ancak yaşadıklarımı bugün bile unutamıyorum. Savaşlarda projektör kullanıldığı için evde çok aydınlık bir odada oturmak istemiyorum. Teşhir olacağımı düşünüyorum. Böyle bir iz kaldı bende.”

Demiş.

Devletimiz'in yanlış politikaları'nın kurbanı olan Hasan Alanlı dedemiz gibi bir çok gazimiz, şehidimiz var. Türkiye de demokrasi'nin rayına oturmadığı bu adamlara doğru düzgün tazminat ödenmemesinden ve 3 kuruş gazi maaşına muhtaç bırakılmalarından belli...

Tövbekarlar Yarışıyor

Ülkemiz'de şarkı, oyunculuk, bilgi, yemek ve evlilik yarışmaları derken şimdi de dinler yarışacağı yani, Türk halkı'nın gözleri kapatmaya ve uyutmaya yönelik yarışmalardan biri daha peyda olmak üzere.


Kanal T'de eylül ayında yayınlanacak "Tövbekarlar Yanşıyor" adlı yarışma programından bahsediyorum.

Bir papaz, bir haham, bir Budist rahip ile bir imam, 10 ateisti kendi dinlerine yönlendirme mücadelesi vereceği konusundan ve isminden de anlaşılacağı gibi dinlerin yarışacağı, her türlü suistimale elverişli ve toplum'un her kesiminden olumsuz tepkiler almasını beklediğim bir yarışma programı.

'Tövbekarlar Yarışıyor' adlı programın fikir sahibi Seyhan Soylu, yapımcısı Ayşe Önal, moderatörü ise Gülgün Feyman'mış. Tövbe edip istediği dine yönelenlerin ödülü ise hacı olmak olacakmış.

Yazının başında "gözlerimiz kapatılıyor ve uyutuluyoruz" demiştim ya. Bu cümleler aslında Banu Avar' a ait. Avrasya tv'de yayınlanan "Banu Avar'la Dünya Düzeni" programında bu konunun işlendiği facebook'ta arkadaşlarımla da paylaştığım bir video'yu alt satırda izleyebilirsiniz.

video

Kanal t-elevizyon Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Özdemir'in "Tövbekar Yarışıyor" programı hakkında şunları belirtmiş:
•KANAL t-elevizyonu Medya Grup Başkanı Seyhan SOYLU’dan dünya televizyonlarında bir ilk daha… Yapımcılığını usta gazeteci Ayşe ÖNAL’ın üstlendiği HABERİN KRALİÇESİ GÜLGÜN FEYMAN’NIN MODERATÖLÜĞÜNDE ‘’ TÖVBEKÂR ‘’ İLE HERKESİ İMAN ETMEYE ÇAĞIRIYOR…
• HUZURA BU YARIŞMAYLA KAVUŞACAKSINIZ.
• DÜNYANIN EN BÜYÜK ÖDÜLÜNÜ VERİYORUZ. SİZE TANRI İNANCINI HEDİYE EDİYORUZ.
• TOPRAKTAN GELDİK TOPRAĞA GİDECEĞİZ, DAHA NEYİN KAVGASINI VERİYORUZ?
• Yapımcılığını usta gazeteci Ayşe ÖNAL’ın üstlendiği ve HER HAFTA MODERATÖR GÜLGÜN FEYMAN, İKNA KABİLİYETİ YÜKSEK BİR HAHAM, BİR PAPAZ, BİR BUDİST RAHİP VE TABİÎ Kİ BİR İMAM GÖREV BAŞINDA!
İŞLERİ ZOR, AMAÇLARI KUTSAL… BU ZORLU YARIŞMADA 10 ATAİSTTEN BİRİ İMANA GELİYOR.
• BİZ SİZİ HAKKA ULAŞTIRIYORUZ.
• İMANA GEL, TÖVBE ET, YARADAN SENİ DE AFFEDER.
• BİZ KUTUPLARI BARIŞTIRIYORUZ, ATEŞLE SUYU BARIŞTIRIYORUZ.
• BİZ YARADILANI YARADAN DA ÖTÜRÜ SEVİYORUZ.
• İSTERDİK Kİ İNSAN; ŞEYTAN’I KALBİNDE TANRI’YA SECDE ETTİRTSİN…
• TOPLUMA DİNLE İLGİLİ NİFAK SOKANLARA KIZIYORUZ.
• NOSTRADAMUS DAHİL BÜTÜN KAHİNLERİN İDDİASINI YALANLARIYORUZ, ‘’DİNLER SAVAŞI ÇIKACAK’’ DEDİLER AMA BİZ HERKES ‘’İNANACAK’’ DİYORUZ…
• MEVLANA’NIN DEDİĞİ GİBİ; ‘KİM OLURSAN OL GEL, TÖVBENİ BİN KERE BOZSAN DA YİNE GEL’
• NEYE İNANIRSAN İNAN; NEYE İNANDIĞIN DEĞİL İNANMIŞ OLMAN ÖNEMLİ; YETER Kİ TÖVBE ET….
• YARIŞMANIN BÜYÜK ÖDÜLÜ TANRIYA ULAŞMAK….
• HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAK!
• İNAÇSIZLIK DA BİR İNANÇTIR DİYENLER, KAPIMIZ SİZE AÇIK, BU YARIŞMA SİZİN İÇİN YAPILIYOR.
• BİZ BARIŞI ANLATIYORUZ, İMANA ÇAĞIRARAK UZLAŞMA YARATIYORUZ, PROMOSYON VERMİYORUZ, DÜNYANIN EN BÜYÜK ÖDÜLÜNÜ TANRI İNANCINI VERİYORUZ.
• KANAL televizyon OLARAK DÜNYA VE TÜRKİYE TELEVİZYONLARINDA İLK KEZ YERALACAK BU YARIŞMAYLA, İNANAN VE İNANMAYANLAR KARŞI KARŞIYA? AMA NE İÇİN? DAHA GÜZEL BİR DÜNYA, DAHA GÜZEL BİR TÜRKİYE VE BİRLİK BERABERLİK İÇİN…


Bizce İnanç güzeldir; kalbinizdeki ve zihninizdeki tüm düğümleri çözer. Sizce Tanrı’ya inanmamak bir inanç olabilir, ancak bizce bu bir sınır. Sınırlarınızı bütün dinleri sorgulayarak aşın.
İşte aradığınız platform; bir Haham, bir Papaz, bir Budist Rahip ve bir İmam size bugüne kadar areistlere kimsenin inandıramadığı ‘Tanrının Varlığı’nı ispat edecek? ‘Beni kimse ikna edemez, ben onları ikna ederim’ diyorsanız mutlaka bu yarışmadaki yerinizi alın…

Beyninizi uyuşturan ve size hiçbir şey kazandırmayan diğer yarışmalardan bıktınız mı?
O zaman işte Kanal t-elevizyonun Türkiye’ye armağanı.
Bu yarışma Türkiye’yi barıştıracak.

Mevlana; ‘ kim olursan ol gel’ dedi, tövbekârı Tanrı’ya davet etti. Biz de Tanrı’ya sırtını çevirmiş ateisti tövbeye davet ediyoruz. Bu yarışmayla Türkiye’yi hoşgörüye çağırıyoruz. Bizce dünyayı Tanrı inancı kurtaracak, o yüzden kalbinde huzuru bir türlü bulamayan ateistlere bu yarışmayla ‘tövbe et, huzuru bul’ diyoruz.

Kanal t-elevizyon, bir ilke daha imza atıyor ve Türk izleyicisini sınırları zorlayan ilk yarışma formatıyla tanıştırıyor.
Amacımız çok basit; bu dünyada ‘Tanrı, Allah, Rab’ ismine ne dersek diyelim, yaradanın yanına herkesi ve her kesimi çekebilmek.

‘’ Dinleri iyi tanıyorum’ ama buna rağmen ‘‘ inanmıyorum’’ diyorsanız buyurun işi temsilcileriyle konuşun. Hıristiyan, Musevi, Budist, Müslüman, ateist…
Bizce en önemlisi hepsi insan…
Gelin hem tartışalım, hem de yarışalım… Bir de üzerine ödül kazanalım.

KAZANCINIZ 500 BİN TL DEĞİL AMA…
TÖVBEKÂR OLAN YARIŞMACIYI İKNA EDEN HAHAMLA KUDÜS’E HACA YOLLUYORUZ.
TÖVBEKÂR OLAN YARIŞMACIYI İKNA EDEN PAPAZLA VATİKAN’A VE DE MERYEM ANA’YA HACI OLMAYA YOLLUYORYORUZ.
TÖVBEKÂR OLAN YARIŞMACIYI İKNA EDEN BUDİSTİ RAHİPLE NİRVANAYA ULŞAMAK İÇİN TİBET’ E GÖNDERİYORUZ.
TÖVBEKÂR OLAN YARIŞMACIYI İKNA EDEN İMAMLA UMRE VE HACA GÖNDERİYORUZ.



Kpss Bestesi

Kpss'nin de bir bestesi olmuş sonunda.
Bir öğretmenin Kpss 'ye olan isyanını ve öğrencileri için duyduğu endişelerini anlatan "Özlemim yalnız çiçeklerime... Susuz kalmasınlar.." adlı beste'nin videosunu paylaşıyorum bu defa sizlerle.

Buyrun izleyin.

video

80'li Yıllar

80'li yıllar her ne kadar karmaşık bir zaman dilimi olsada Türkiye için o dönemde ki çocuklar için bi o kadar eğlenceli yıllardır. Ben o dönemler de çocuktum ve 80'lerde çocuk olmak Türkiye'de yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek demektir bence de.


Facebook'ta arkadaşlarımla paylaştığım, çok olumlu tepkiler aldığım ve 80'ler de çocuk olanları, çocukluk günlerine götüren video'yu burada sizlerlede paylaşmak istedim. Ayrıca konu ile ilgili "Çocuk olmak eskiden daha keyifliymiş" başlıklı yazımı da okuyabilirsiniz. İyi seyirler.

video

Hıyarcıklı Veba Salgını

Daha domuz gribi salgınıyla başa çıkılamamışken, şimdi de Libya'da "hıyarcıklı veba" salgını meydana gelmiş. 1347-1351 yılları arasında dünyada 75 milyon insanı öldüren hıyarcıklı veba salgını, Dünya Sağlık Örgütü libyaya da araştırmalara başlamış.

Akdeniz kıyısında Mısır sınırına 125 kilometre mesafede bulununan Tobruk kentinde hıyarcıklı veba salgının da son günlerde 18 vaka görülmüş ve bir kişi hıyarcıklı veba yüzünden hayatını kaybetmiş.

Hıyarcıklı veba'nın Libya da 20 yıldır ilk defa görülmesi ile birlikte; Libya Amerikan düşmanı. Sars Çinde, Çin Amerikan Rakibi, Domuz gribi Meksikada, Meksika Amerika Muhalefeti, Kene Türkiye'de, Türkiye Amerikaya Irakta yeterince destek vermiyor, doğalgazda Rusya ile arayışa girdi... Şeklinde komplo teorileri de akla gelmiyor değil.

Dünyada yılda 100 ila 200 kişinin ölümüne neden olan hıyarcıklı veba, vücutta siyah yumrularla kendini belli ediyor.. Hastalık antibiyotiklerle tedavi edilmezse birkaç günde ölüme neden olabiliyormuş.

İlk kez Asya'da ortaya çıktığı daha sonra Orta Doğu, Afrika ve Avrupa'ya yayıldığı bilinen bu Hastalık 1347-1351 yılları arasında dünyada 75 milyon kişinin ölümüne neden olmuş, bu dönemde Avrupa nüfusunun üçte birinden fazlası yok olmuş.

Tabiki o zamanlar kolu kırılan ölüme terkediliyormuş. Yani tedavi yöntemleri bu kadar gelişmemişti, fakat bu hastalık o günden bu yana değişime uğramış ve güçlü hale gelmiş olması tedbirleri elden bırakmamızı bize gösteriyor. Konu hakkında daha fazla bilgi almak için tıklayın.

Aslında spekülasyon yaratmak için yapılan bir haber gibi görülsede, bu hastalığın en ufak yayılma ihtimali bile insanı ürkütüyor.

Bu yüzden Türkiye bu tip hastalıklara karşı çok yönlü araştırmalar yapıp, kendi ulusal güvenliği için ciddi uğraş vermelidir. Dünyadaki tehditler çok dinamik bir değişkenlik gösteriyor. Bunları zamanında iyi algılayıp savunmasını uyarlayabilen uluslar ileriye çok daha güvenle bakabilir.

Sonuçta evren, dünya, ülkemiz hepsi bir. Yatlarınızda, köşklerinizde, paranın içindede uyurken başkaları açken ve onlar ortaçağ hastalıklarıyla, açlıkla, savaşarak ölüyorken ne kadar huzurlu olabilirsiniz. Bırakın artık çalmayı, çırpmayı, sömürmeyi...

Atatürk'e Benzemeyen Atatürk Posteri

Uşak'ta aile hekimliği yapacak 101 hekimin belirlenmesi için Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen kura törenine salona asılan ve Atatürk'e hiç benzemeyen Atatürk posteri tepki çekmiş.

Töreni izleyenler, ‘hiç mi Atatürk posteri görmediniz’ diye yetkililere tepki gösterirken, organizasyonu yapan Sağlık İl Müdürü Dr. Ali Taşçı, salona geldiğinde posteri fark ettiğini ve kendisinin de Atatürk'e benzetemediğini, ancak o saatten sonra birşey yapamadıklarını söylemiş.


Törene Uşak Vali Vekili Ertuğ Şevket Aksoy, MHP'li Belediye Başkanı Ali Erdoğan, Emniyet Müdürü Cafer Şahin, Sağlık İl Müdürü Dr. Ali Taşçı, Çevre ve Orman İl Müdürü Ramazan Toker, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve hekimler katılmış. Görev yerleri belli olacak hekimler heyecanla beklerken, salonda asılı Atatürk posteri herkesin dikkatini çekmiş. Davetliler posteri asanlara, ‘hiç mi Atatürk posteri görmediler’ diye tepki gösterirken, poster tören sonuna kadar salonda asılı kalmış.

Sağlık İl Müdürü Dr. Ali Taşçı, konu ile ilgili;
“Ben de salona gelince ilk dikkatimi çeken Atatürk posteri oldu. Bu konuda çok hassasız. Aile hekimliği kuraları için yapacağımız tören salonunda Atatürk posteri olmasını istedim. Bu konuda Uşak Kültür Merkezi isimli organizasyon şirketinden yardım aldık. Onların gönderdiği poster de bu olmuş. Biz de son anda fark ettik. Değiştirmek isterdik, fakat çok geç kaldık.” demiş.

ADD Uşak Şube Başkanı Ercan Uzun ise, durumu ‘skandal’ olarak nitelemiş

Bende Atatürk'ün saçlarını hiç bu kadar uzun görmemiştim. Saçları çok değiştirilmiş. Yoksa benzerlik var. Aranmak istenirse altında kasıt aranır. Çünkü bu kadar saçlı hiç bir Atatürk resmi yok. Yapan kişi işinin ehil'i değilse bunlar olur. Ehil olmayan kişiye bu tür işleri vermek yanlıştır. Bu sebeplerle kasıt aranabilir, çünkü gördüğüm en berbat Atatürk resmi...

Sertab Erener - Bu Böyle

Sertab Erener geçen günlerde "Bu böyle" adında bir şarkı ve 5 farklı versiyonunun olduğu bir albüm çıkardı. İlk olarak Saba Tümer'in Bu gece adlı programında seslendirdiği bu şarkıyı, geçen günler de devamlı olarak izlediğim, Beyaz Show da seslendirdi.


Sertab Erener özellikle son günlerde ff ve facebook'ta takip ettiğim, ülkemiz adına ve kendi adına iyi şeyler yapan bir sanatçı. Son seslendirdiği "Bu böyle" adlı şarkı ise gayet güzel ve değişik bir şarkı bence. Şu an şarkı'nın videosu montaj aşamasındaymış. Bu yüzden Sertab Erener'in geçen günlerde Beyaz show'da ki videosunu paylaşıyorum. Klip hazır olunca yenilerim dedim ve yeniledim.

Bu arada üstteki fotoğraf Sertab Erener'in ff'de yayınladığı son fotoğrafı.

Şarkı'nın sözleri ise:

Bu Böyle
O zor günler solan güller eskidendi. Geçti!
O zaman aşık olduğum rüzgarlar esti esti. Geçti!
Geriye sadece yarım yarım sevgiler,
Yüzüme inceden uzun uzun çizgiler..
Öznesi kalan süresi kalan cümleler
Yalan dolan cümleler kaldı

Aşk seni bulabilir de, uzakta durabilir de
Samimi oluyor derken mesafe koyabilir de
Bu böyle vurabilir de, ilgisiz durabilir de
onu sana katıyor derken tuzaklar kurabilir de
Bu böyle…

video

Geri Gelmeyen 4 Şey

"Geri gelmeyen 4 şey" adından da anlaşılacağı gibi ders alınması gereken çok anlamlı bir hikayedir. Defalarca izlediğim bu hikaye'nin videosunu paylaşıyorum bu sefer sizlerle.

Buyrun izleyin. İyi seyirler.


video

49 Yıldan Beri Uyumayan Mehmet Dede

Eskişehir'in Sültüce Mahallesi’nde oturan 84 yaşındaki evli 12 çocuk babası, Eskişehir’deki Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş.’de (TÜLOMSAŞ) işçi olarak çalıştıktan sonra emekliye ayrılan Mehmet İnanç, 49 yıldan beri hiç uyuyamadığını iddia etmiş. Mehmet Dede 3 evlilik yapmış ve bu evliliklerinden 12 çocuğu olmuş. 3’üncü eşi Lütfiye İnanç ile 30 yıldan buyana birlikte yaşıyorlarmış. TÜLOMSAŞ'ta işçi olarak çalıştığı 1960 yılında uyumama sorunu ile karşılaştığını anlatan Mehmet dede, 1960 yılından bugüne kadar hiç uyumadığını öne sürmüş. Doktorlara gittiğini ancak herhangi bir sonuç alamadığını belirten Mehmet Dede şunları söylemiş:

"1960 yılının bahar aylarıydı. Geceleri uyuyamama sorunu ile karşılaştım. Birkaç gün kısa süreli uyudum. Ancak daha sonra hiç uyuyamadım. Doktorlar da benim durumuma şaşırdı. Eskişehir’in yanı sıra İstanbul’a da gittim. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tetkikler yapıldı, tedaviler uygulandı ancak bir sonuç elde edilemedi. Tetkikler sırasında uyuyamadığımı belirlemek isteyen doktor ve hemşirelerin kendileri uyudu. Doktorlar bana dünyada bir benim, bir de Afrika kökenli İtalya’da yaşayan bir kişinin bu tür rahatsızlığının bulunduğunu söyledi. Bana önerilen her yolu denedim. Hipnozdan tıbbi tedavilere kadar her şey uygulandı, ancak uyuyamama sorunuma çözüm bulunamadı. Doktorlar beni Amerika Birleşik Devletleri’ne göndereceklerdi. Ancak çevremdeki bazı insanlar bana ‘Gidersen kafatasını açarlar’ deyince korkup gitmedim." demiş.

İlk yıllarda uyuyamamasını sorun etmiş. Ancak daha sonraları alışmış. Hatta Mehmet dede, oturduğu semtte bulunan arkadaşlarının yıllar önce kendisine inanmayarak iddiaya giriyorlarmış ama her defasında kaybediyorlarmış :D

"Kendi arkadaşlarım bana inanmıyordu. Bir grup arkadaşım benimle 90 gün uyumama konusunda iddiaya girdi. Bu arkadaşlar sırayla yanımda kaldı. 39’uncu günde pes ettiler. Onlardan at arabası, tabanca ve iddiaya girdiğimiz çeşitli ödülleri kazandım. Ancak bunların hepsini onlara geri verdim. Uykusuzluğumun başladığı dönemlerde fabrikada çalışıyordum. Akşamları eve geldiğimde eşim ve çocuklarım gece uyuyordu. Ben ise uyumuyordum. Bu duruma zor alıştım. Geceleri inşaat işlerinde çalışmaya başladım. 20- 30 kişilik ekip kurup 35’e yakın ev yaptık. Şuan oturduğum iki katlı evi de kendim yaptım."

Mehmet dede artık uykusuzluğu dert etmiyor, aksine bunu ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak değerlendiriyormuş .


"Çünkü uyumamama rağmen gayet sağlıklıyım. Zaman diye bir sıkıntım yok. Tüm işlerimi yapabiliyorum. Allah herkese böyle dert versin" diyormuş.

Ayrıca evinde patik ve bereler ördüğünü, evinin yanın kurduğu küçük atölyede meşrubat şişesi kapaklarından duvar süslemeleri, mala ve keser sapları yapıyor ve sürekli olarak gazete ve kitap okurmuş.

Ne diyeyim "Allah herkese böyle dert versin" eğer bir yorgunluk hissetmiyorsa hakkaten şahane bir durum. Zaten 84 yaşında olmasına rağmen bir şikayeti olmadığınıda belirmiş.

Mehmet dede'nin hikayesini duyduğumda aklıma Erdal Dermir Kıran'ın "Sadece Aptallar 8 Saat Uyur" adlıkitabı aklıma geldi. Kitabın adına bakmayın bu adamın kitaplarının adı hep ilginç ve tepki verilebilecek şekildedir.

Rss kitap adlı blogunda Rıza Selçuk Saydam kardeşim bu kitap ilgili açıklamalarda bulunmuş buraya tıklayıp bakabilirsiniz.

Tarım ve Gıda Bakanlığı

Dün yapılan ve yaklaşık 7.5 saat süren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında Başbakanlık Merkez Bina'da yapılan toplantının ardından kameralar karşısına geçen Hükümet sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının


adının Tarım ve Gıda Bakanlığı şeklinde değiştirileceğini belirterek, hazırladıkları kanun tasarısının sadece isim değişikliği getirmediğini, statik bir bakanlık yerine daha dinamik bir Tarım ve Gıda Bakanlığının kurulmasının amaçlandığını bildirmiş.

Ayrıca, Avrupa birliği açısından önemli tarım sektörüne ilişkin dört önemli tasarıyı Bakanlar Kurulu'nda imzaya açılmış.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, Tarım ve Gıda Bakanlığı şeklinde isim değitirmesi ile ilgili tasarının köylü bitirildiği için köyişleri bakanlığına gerek kalmadığından dolayı trajik bir yönüde var aslında...

Tabiki bu isim için yaptığım bir yorum :D

Yeni oluşturlan bu Bakanlık içiresindeki köylülerin yeri nasıl olacak onu da ilerleyen günlerde görürüz artık.

Bu haber ile ilgili Cihan haber ajansından edindiğim bilgiler ise;


Cemil Çiçek, Başbakanlık Merkez Bina'daki Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, tarımla ilgili önemli bazı yasal düzenlemelerin müzakere edildiğini bildirdi.

Bunlardan birisinin Tarım ve Gıda Bakanlığının Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun Tasarısı olduğunu belirten Çiçek, mevcut bakanlığın isminin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğunu, geçen dönemde çıkan yasayla köy hizmetlerinin il özel idarelerine devredilmesi nedeniyle bunun bir anlamının kalmadığını, onun için yeni bir isimle bu bakanlığın kurulmasının gerektiğini anlattı.

Tarım ve Gıda Bakanlığının aynı zamanda AB ile de bağlantılı bir düzenleme olduğunu ifade eden Çiçek, bu tasarıyla sadece isim değişikliğinin getirilmediğini, statik bir bakanlık yerine daha dinamik bir Tarım ve Gıda Bakanlığının kurulmasının amaçlandığını vurguladı. Çiçek, ''Etkin, verimli bir hizmet sunabilmesi bakımından da bakanlığın yapısı büyük ölçüde değişiyor'' dedi.

Mevcut bakanlıkta 5 tane müsteşar yardımcısı bulunduğunu, bunun 2'ye düşürüldüğünü, bunun aynı zamanda kamu yönetimindeki reform kapsamında Meclis'e gönderdiği ikinci tasarı olacağını ifade eden Çiçek, acil durumlarla ilgili kanunun geçen hafta TBMM'de yasalaştırıldığını anımsattı. Üç ayrı kuruma bağlı olarak çalışan Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Sivil Savunma ve Başbakanlık Acil Durum Yönetiminin birleştirilerek tek çatı haline geldiğini, böylece daha etkin hizmet sunma imkanının elde edileceğini anlatan Çiçek, şunları söyledi:

''Şimdi burada da 5 müsteşar yardımcısı 2 müsteşar yardımcısına indiriliyor. 15 birim var, 10'a düşürülüyor. 25 genel müdür muavini var. Genel müdür muavini kadroları kaldırılıyor. 187 şube müdürlüğü var. Bu 187 şube müdürlüğünün tamamı kalkıyor. 119 adet il müdür yardımcılığı var, il müdür yardımcılıklarını kaldırıyoruz. 12 adet araştırma enstitüsü müdür yardımcısı var. Bunlar da yeni teşkille ortadan kalkmış olacak.

Böylece bu kanunun yürürlüğe girmesi halinde kariyer uzmanlığı sistemine geçilecek. Bakanlığın benzer ve birbirini tamamlayan hizmet üreten birimleri birleştiriliyor. Böylece büyük ölçüde kadro israfı önlenmiş oluyor. Bunun beraberinde getirdiği bir kısım harcamalar da ortadan kaldırılacak. Tarım Reformu Genel Müdürlüğü kaldırılıyor. Bakanlık Teftiş Kurulu kaldırılıyor. Hizmet birimlerinde denetim grupları oluşturulmakta. Taşradaki araştırma enstitüleri ve laboratuvarların sayısı azaltılmakta ve yeniden yapılandırılmaktadır. Böylece daha dinamik bir Tarım ve Gıda Bakanlığının kurulması imkanını getirmiş olacaktır.''

ULUSAL BİYO GÜVENLİK

Çiçek, üzerinde durdukları ve imzaya açtıkları yine Tarım ve Köyişleri Bakanlığıyla ilgili ikinci yasanın, ''Ulusal Biyo Güvenlik Kanun Tasarısı'' olduğunu bildirdi.

Bu tasarının hazırlanma gerekçesinde dünyada gelişen teknolojiler sebebiyle ulusal biyo güvenlik konusunun yeni baştan ele alınması gerekliliğinin yer aldığını anlatan Çiçek, şöyle devam etti:

''Dağınık mevzuat tek elde toplanıyor. Böylece tek kanun çatısı altında mevzuat birleştirilmesi sebebiyle bu alandaki boşluk ortadan kaldırılmış olacak. Kanun taslağında önerilen sistem, AB sistemiyle benzerlik arz edecek. Böylece bizim sistemimizde biyolojik çeşitlilik konusuna daha fazla önem verilmiş olacak. Kanunun yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılmış olacak. Kanunla konulan değişik seviyelerdeki bilimsel eleklerden geçen ve sosyo ekonomik değerlendirmede yeterli bulunun genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim hakkını elde edebilecektir. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle bebek mamaları ve küçük çocuk ek besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç kullanımı yasaklanmıştır. Dolayısıyla bu alandaki bir başıboşluk, düzensizlik ortadan kaldırılmış olacaktır.''

HAYVAN TİCARETİ

Bakan Çiçek, üçüncü olarak üzerinde durdukları tarımla ilgili diğer konunun, Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı olduğunu belirtti. Bu kanunun da getirdiği önemli yeniliklere dikkati çeken Çiçek, şöyle konuştu:

''Yetki karmaşası evvela önlenmiş oluyor. Yetki ve sorumluluğun AB müktesebatına uygun hale getirilmesi ve tek otorite altında toplanması sağlanmış oluyor. Her üç tasarıda da dikkat ettiğimiz husus, bu alanları düzenleyen birden fazla yasa olup, her birisi ayrı dönemde çıktığı için ciddi bir mevzuat karmaşası var. Bu da bürokrasiyi artırıyor. Vatandaşlar bu konularda yatırım yaparken, iş takip ederken, 'hangi makam yeteri kadar yetkilidir' bir o daire, bu genel müdürlük gidip geliyor. Dolayısıyla bu alanda bir önemli adım atmak suretiyle artık bu söylediğimiz başlıklar altında tek otorite bu işlerde karar vermiş olacak.

Ayrıca, tarladan sofraya gıda güvenliğini sağlamak bakımından da bu yasa tasarısı çok önem arz ediyor. Sadece gıdaların üretilmesi yeterli olmaz, aynı zamanda bunun güvenilirliği de önem arz etmektedir. Ayrıca, bu kanun tasarısıyla hayvan ticaretiyle uğraşanlar belgelenecek. Hayvan nakilleriyle ilgili hayvan refahı kuralları getirilecek. Özellikle bunlar uluslararası kurallardır. Veteriner sağlık ürünlerinin üretimi, satışı, uygulanması ve kontrolüne ilişkin kurallar tek bir yasada toplanmış olacak. Bitki sağlığı açısından önemli düzenlemeleri getiriyoruz. Gıda güvenliği açısından ve yem açısından da önemli düzenlemeler bu yasayla geliyor. Daha evvel bu alanları düzenleyen yasalar da yürürlükten kaldırılmış olacaktır.''

KAT MÜLKİYETİ KANUNUNDA YAPILACAK DEĞİŞİKLİK

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, geniş bir vatandaş kitlesi bakımından merak edilen Kat Mülkiyeti Kanunu'nda yapılacak değişiklik konusunun da Bakanlar Kurulu'nda ele alındığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye'de inşaat sektörünün gelişmesiyle birlikte kat irtifakı tesis edildiği halde henüz birçok vatandaşımız kat mülkiyetine geçememiştir. Bununla ilgili bir yasayı biz 14 Kasım 2007 tarihinde çıkardık. 2007 tarihinde çıkan 5711 sayılı kanunla 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'na eklenen geçici bir maddeyle kat irtifakı tesis edilmiş, üzerinde yapı tamamlanmış, ana gayrimenkullerle ilgili olarak iki yıl içerisinde kat mülkiyetine geçişini bu yasayla düzenlemiştik. Fakat aradan geçen süre içerisinde maalesef çok değişik sebeplerden dolayı henüz kat mülkiyetine geçememiş çok sayıda vatandaşımız var, hak sahipleri var.

İki yıllık süre içerisinde kat mülkiyeti tesis edilmediğinde belediye hududu içerisindeyse belediyeler, belediye hududu dışındaysa mülki amirler tarafından, basında da yer aldı bin TL idari para cezası verileceği yazıldı. Dolayısıyla kanunun süresi 28 Kasım 2009'da bitiyor. Son güne getirmemek bakımından böyle bir yasal düzenlemeyi getiriyoruz.

Bu yasal düzenleme, kırtasiyecilik ve bürokrasinin mümkün olduğunca bertaraf edilmesi suretiyle vatandaşların yükünün azaltılması, Medeni Kanun'un öngördüğü tapu sicili ve planların güncel tutulmasının sağlanması, devlet herhangi bir mali kayba uğramadan kat irtifakı tesis edilmiş yapılar için resen kat mülkiyetine geçilme imkanını getiriyoruz. Çünkü öbür türlü bir gayrimenkul üzerinde çok sayıda vatandaş hak sahibi oluyor.

Bunların bir kısmını bulmak mümkün değil, bir kısmı yurt dışında ya da bir süre sonra kat irtifakı sahibinin vefat etmesi sebebiyle miras problemlerinden dolayı kat mülkiyetine geçilemiyor. Bu da vatandaşları büyük ölçüde sıkıntıya sokuyordu. Böylece resen kat mülkiyetine geçmeyi mümkün kılacak bu düzenlemeyi de getirmiş oluyoruz. Bundan sonra bu evrak tamamlandığında kat mülkiyetine resen geçilecektir. Bu sıkıntı da ortadan kalkacak, bürokrasi de azalmış olacak. Bu konu bugün Bakanlar Kurulunda konuşuldu. Ümit ediyoruz ki TBMM tatile girmeden kısa sürede yasalaşabilirse vatandaştaki tedirginlik de büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak.''

Hükümet Sözcüsü Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Çek Cumhuriyeti'nin AB Dönem Başkanlığında, ''Vergilendirme'' faslının müzakereye açılma imkanı olabileceğini söyledi.

Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, ''Türkiye'de Tarım Havzaları Üretim ve Destekleme Modeli'' adı altında Tarım ve Köyişleri Bakanlığının Bakanlar Kurulu'na bir plan sunduğunu ve eylem kararı bulunduğunu söyledi.

Bu çalışmayla ilgili Bakanlar Kurulu kararı alınacağını ve arkasından yönetmelik çıkarılacağını anlatan Çiçek, bu yıldan itibaren uygulamanın başlayacağını ifade etti.

Model hakkında bilgi veren Çiçek, bugüne kadar üretim ve kalkınma planlarının sadece coğrafi bölgeler ve il idari sınırları esas alınarak yapıldığını anımsattı.

Tarım sektöründe ülkenin arz ve talep dengesinin istenilen düzeyde sağlanamadığını vurgulayan Çiçek, şöyle devam etti:

''Bunu hepimiz biliyoruz. Belli bir zirai ürünün fiyatı artığında, o sene herkes aynı ürünü üretiyor. İkinci sene tam tersi bir sonuç ortaya çıkıyor. Arz ve talep planlaması yapılmadığı için bu hem bütçeye büyük ölçüde yük getiriyor hem de vatandaşların mağduriyetine neden oluyor. Dünyadaki gelişmeler de takip edilerek bu plan yapılmadığı için tarımdan istenilen faydayı sağlamıyoruz. Dolayısıyla, bu modelin uygulanmasıyla birlikte etkin üretim planlaması yapılabilecektir. Biyolojik çeşitlilik, toprak ve su kaynaklarının korunması mümkün olabilecektir. Tarımda verimlilik artacak, üreticinin karı artacak, arz-talep dengesi sağlanacak, alımlardan doğan kamu finansman yükü azalacak ve Türkiye'nin uluslararası rekabet gücü artabilecektir. Dolayısıyla bu ve benzeri amaçların gerçekleştirilmesi açısından bu modele karar verilmesi gerekiyordu. Bakanlar Kurulu olarak biz bu işe karar vermiş olduk. Bakanlar Kurulu'nun kararının tamamlanmasını takiben bununla ilgili ikincil mevzuat düzenlemesi de yapılacak. Böylece, bu modele 2009 yılının ikinci yarısından itibaren geçme imkanımız olacaktır.''

AB MÜKTESEBATI İLE İLGİLİ KONULAR

Çiçek, her zaman olduğu gibi bugün de Bakanlar Kurulu'nda AB ile ilgili konuların görüşüldüğünü söyledi.

Geçmişte AB müktesebatına uyum bakımından bir kısım paketler çıkarıldığını anımsatan Çiçek, tek seferde birden fazla kanunda değişiklik yapan kanunlar çıkarmak suretiyle belli bir takvime kadar Türkiye'nin mevzuat uyumun sağlanmasının amaçlandığını ifade etti.

''Artık bu türlü paketleri çıkarmıyoruz ama bugün bahsettiğimiz yasaların, kat mülkiyeti hariç her üçü de doğrudan doğruya AB müktesebatıyla ilgilidir'' diyen Çiçek, çıkarılan yasaların, hem iç hukukta önemli düzenlemeleri içerdiğini hem de AB'ye uyum açısından yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmiş olduğunu ifade etti. Çiçek, ''Onun için tarım ve gıda güvenliği fasıllarının açılabilmesi bakımından bu yasa tasarıları önem arz ediyor'' değerlendirmesinde bulundu.

Geçen hafta ''Vatandaşlık Kanunu''nun çıkarıldığını hatırlatan Çiçek, bunun hem Türkiye'nin ihtiyaçları hem de AB kriterleri açısından önemli olduğunu belirtti.

Çiçek, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın verdiği bilgiye göre, ''Vergilendirme'' faslının, Çek Cumhuriyeti'nin dönem başkanlığında açılma imkanının olabileceğini söyledi.

Hükümet'in AB konusundaki kararlılığını ifade bakımından Brüksel'de Türkiye'nin bina satın aldığını ifade eden Çiçek, bundan sonra bu binada Türkiye'nin müzakereleri daha rahat yürütebileceğini söyledi.

Binanın, Türkiye'nin malı olduğunu ifade eden Çiçek, ''İç tadilatı yapılıyor. Böylece hem oradaki görevli arkadaşımız hem de müzakereyi yürüten arkadaşlarımız bundan sonra Brüksel'deki bu merkezde daha rahat çalışabilecekler'' diye konuştu.

Bakanlar Kurulu'na, ''Türkiye'nin AB'ye üyeliği açısından 2009'un önemli olduğu'' yönünde bilgi verildiğini anlatan Çiçek, şunları kaydetti:

''Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda zaman zaman muhalefet eden ülkelerin başında Fransa geliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin tanıtımı önem arz ediyor. Onun için oluşturulan bir ortak fonla bu yıl Fransa'da, önümüzdeki seneye de sarkabilecektir, 'Türk Mevsimi' adı altında Türkiye'nin çeşitli yönlerden tanıtımıyla ilgili bir hazırlık çalışması yapılıyor. Bunun planlaması yapılıyor. Bu çalışmalar parlamento seçimlerinden sonra Avrupa'da uygulamaya konulacak.

AB üyesi ülkelerde parlamento seçimleri var. Bu, Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Bazı ülkelerde Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği sadece bizi ilgilendirmiyor, içeride de iç politika konusu olarak işleniyor. Türkiye olarak da bu parlamento seçimlerini yakinen takip ediyoruz. Bu konuyla ilgili olarak da Sayın Bağış, Hükümet'e bilgi sunmuştur. Ayrıca genel konuları da görüşmüş olduk.''

Metrobüs Şoföründen Dayak

Milliyet gazetesi'nin yazarlarından Ece Temelkuran'a Halkevleri Genel Sekreteri Oya Ersoy'dan gelen Metrobüs soförünün 2 gence attığı dayağı konu alan mektubu sizlerle paylaşıyorum.



20 Mayıs Çarşamba günü saat 17.00 civarında Köprü durağından Söğütlüçeşme istikametine giden metrobüse bindim. Metrobüs şoförü iki durak sonra binip ön koltuğa oturan ve daha sonra bir başka şoför olduğunu anladığım biriyle konuşuyordu.

Söğütlüçeşme’ye girmek üzereyken şoför kontağı kapattı ve hışımla arkaya doğru gitti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, şoförün, lise çağlarında, yanında kız arkadaşıyla oturan bir gence “Burası sevişme yeri değil” diye bağırarak tokadı yapıştırdığını gördüm.
Doğal olarak yerimden kalkarak olaya müdahale ettim:
“Birine tokat atamazsın. Buna hakkın yok!”:

Kameradan izliyorlarmış!

Çocukların yanına giderek avukat olduğumu, şoförü hem savcılığa hem de İETT’ye şikâyet edebileceklerini söyledim. Yolcular şoföre tepki göstermeye başlayınca şoförle yolculuk sırasında sohbet eden diğer şoför gelerek, “Şoförün dikkatini dağıtıyorlardı” dedi.
Durum anlaşıldı. İki şoför, işi gücü bırakmış, metrobüste bulunan kameradan gençleri izliyorlarmış. Bu yetmezmiş gibi araç kullandığını unutup, bir de yanındaki bir başka şoför arkadaşıyla gençlerin dedikodusunu yapıyormuş.

Ne yapıyordu bu gençler? Genç erkek, sevgilisinin omzuna başını yaslamış. Ve belli ki birbirlerine sevgilerini anlatıyorlardı. Gençlerin birbirlerini sevmesine tahammülsüzlüğün, düşmanlığın kaynağı ne? Bizim vergilerimizle maaşı ödenen bu şoför, kontak kapatıp bir genç çocuğun yüzüne tokat yapıştırma meşruiyetini nereden alıyor?

Ahlak zabıtalığına soyunmak

AKP’li belediyenin “ahlak zabıtalığına” soyunan bu şoförün aklına, azaltılan metrobüs sayısıyla kucak kucağa metrobüslere tıkıştırılan, günde onlarca taciz vakıasının yaşandığı metrobüslerde halkın insanca ulaşım hakkı için kontak kapatmak geldi mi hiç?

Ya da belediyelerde taşeron çalıştırma, güvencesizleştirme, sendikal baskılar yaygınlaşırken hizmet üretiminden gelen gücünü kullanmayı hiç düşündü mü?

Tartışma hararetlendi, metrobüs saat 17.15’te Söğütlüçeşme’ye, son durağına yanaştı. Metrobüste bulunan herkes, olayın mağduru çocuklarla birlikte şikâyet edecek merci aradık.
Bir polis ya da bir görevli yok mu derken, şoför metrobüsü çalıştırıp son hızla son duraktan kaçtı. Kaçarken de durdurmak isteyen olaya tanık yolculardan birinin kolunu yaraladı.
Biz yine hep birlikte şikâyet edecek bir görevli aradık ve bulduk. Görevli kaçan metrobüs şoförünü tespit etmek yerinde çocuklara nasihat verdi:

“Şoförü plaka numarasından bulamazsınız, metrobüsün yanında yazan numara lazım, karakola gitmeyin, siz haksız çıkarsınız, iett.gov.tr’den şikâyet edin”. Bu sözler üzerine, yine duruma müdahale etmek zorunda kaldım, “Mutlaka savcılığa şikâyet edin.
Ayrıca İETT’ye şikâyette bulunun. Bunlar üstünü kapatırlar.”
Olaya tanık olmak için telefon numaralarımızı verdik, yolculardan biri cep telefonuyla tartışmaları çekti. Ancak umutsuzum. Muhtemelen 18 yaşından küçük bu iki genç şikâyetçi olmaktan çekinecekler.

Ahlak ve namus terörü!

Metrobüsün şoförü, yolcu olarak binen ikinci şoför, son durakta yetkili olan kişi... Üçü de İETT görevlisi.

Biri fail, diğerleri failden yana, olayın üstünü kapatmak için uğraşıyor. Kim topladı bunları İETT’ye? 1994’ten bu yana 15 yılda, belediyeye ait sosyal tesislerden otobüs şoförlerine kadar yaşanan değişim kimin eseri?

Daha da önemlisi 15 yılda kökleşen kadroların ve zihniyetin estirdiği “ahlak” ve “namus” terörü karşısında yaşanan suskunluk, “Polise giderseniz haksız çıkarsınız” tehdidiyle, yani devletin kolluk güçleriyle teminat altına alınırken, bu tokadı münferit olarak değerlendirmek mümkün mü?

Metrobüs şoförünün attığı tokat aslında o gençlere değil hepimizedir ve bizi bir an önce “uyandırması” gerekmektedir.

Sizi bilemem ama mektubu okuyunca sanki bu ülkede değilde İran, Suudi Arabistan gibi şeriat kanunlarının uygulandığı bir ülkedeki soför canlandı gözümde. Tamam gençlerin yaptıklarını savunmuyorum fakat şoför'ün dikkati yolda, arabada olması gerekirken bu kadar etraf ile ilgilenmesi şaşırtıcı. Mevzu ne olursa olsun bu olayının yaşanmış olması gayet ürkütücü...