2009 Blog Ödülleri Haber - Gündem Kategorisi 2.si

Bu sene 2. si düzenlenen Blog Ödüllerinin Ntvmsnbc'nin sponsorluğunu üstlendiği Haber- Gündem kategorisinde 2 .oldum. Oylama süresince son ana kadar desteklerini esirgemeyen tüm okurlarıma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Henüz 6 aydır yayımda olan gündem ve hayata dair izlenim, paylaşım ve yazılarımı içeren blogum'un kısa bir sürede bu seviye'ye gelmesi beni çok sevindirdi.

Blogum her gün daha çok gelişmekte ve içeriği ve ziyaretçi sayısı hergün katlanarak artmakta. Facebook grubumuzda bugün 400'ü devirdik. Aslında oylama sistemi vb bir çok konularda iyi ve kötü yönde tartışılan bir yarışma oldu bu sene.

İnşallah seneye daha iyi bir sistemle ve daha iyi ve kapsamlı bir organizyonla, bu sene ki eksiklerini kapatırlar ve bende kategorimde 1.lik sağlarım. Her ne kadar bir kriter olarak görmesemde bu yarışmayı Türkiye blog küresinin gelişimi açısından faydasını inkar edemem. Cumartesi günü Panellere yetişemesemde ödül törenine gidicem.

Bu konu ile ilgili diğer yazımda törende çekmiş olduğum fotoğrafları, videoları ve izlenimlerimi paylaşacağım. Kategorilerinde dereceye giren tüm blogları tebrik ediyor ve tekrar desteğini esirgemeyen tüm okurlarıma teşekkür ediyorum.

TSK'da ki Yeni Konsept Çalışmaları ile Birlikte Kısa Dönem Askerlik Kalkıyor

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ "Bedelli askerlik yok" diyerek ileride de tek tip askerliğe geçileceği yönünde mesaj verdi. TSK’daki yeni konsept çalışmalarına göre yedek subaylığın tamamen kalkması herkesin 12 ya da 15 ay erlik yapması, takım komutanı ihtiyacını, yedek subaylar yerine, sözleşmeli subaylarla karşılanması bekleniyor.

2008’in Mayıs ayından itibaren 6 komando tugayına yedek subaylar alınmamış. Aralık 2009’dan itibaren de erler de alınmayacakmış. Bu 6 tugay tamamen subay astsubay ve uzman erbaşlardan oluşacakmış. Bu şekilde terörle mücadelede görev alan tamamen profesyonel yaklaşık 9 bin 500 kişilik bir birlik oluşacakmış.

TSK, ilerki zamanlarda "Profesyonel askerlik ile mecburi askerlikten oluşan bir sisteme" geçmeyi planlıyormuş. Daha önce tümen-alay esasına dayalı olan kuvvet yapısı, tugay-tabur esasına çevrilmiş durumda. Subay ve astsubaylara ilaveten uzman erbaş sistemi ile birlikte profesyonel orduya geçişte bayağı mesafe kaydedildi bugüne kadar.

Profesyonel ordu çalışmaları tamamlandığında, zorunlu askerlik hizmeti de tek tip olacak. Yedeksubaylık ve kısa dönem erlik kaldırılacakmış. Herkes celp dönemlerindeki ihtiyaca ve yükümlü sayısına göre, 12 ya da 15 ay erlik yapacakmış. Yurt dışındakiler için dövizli askerlik devam ederken, yurt içinde ancak her celp döneminde askere alınacak yükümlü sayısı, ihtiyaç duyulandan çok ise bedelli askerlik gündeme gelecekmiş. Genelkurmay, bugünkü şartlarda 2013 yılına kadar bedelli askerliğin gündeme gelmeyeceğini hesaplıyormuş.

TSK’daki reform çalışmalarının ilk aşamasında askerlik süresinin kısaltılması ve profesyonel ordu faaliyetleri olmuştu. 18 aylık uzun dönem askerlik süresi 15 aya, 16 ay olan yedek subaylık süresi 12 aya, 8 ay olan kısa dönem askerlik süresi de 6 aya indirilmişti. Artık er ve erbaşlara bazı birliklerinde görev verilmemekte.

Ayrıca Özel Kuvvetler Komutanlığı, Jandarma özel harekât taburları, 5'i Kara Kuvvetleri Komutanlığına, 1'i Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı komando tugayları, Sabit konuşlu iç güvenlik taburları ve Destek unsurları tamamen profesyonellerden oluşacakmış. İç güvenlik ve komando taburlarında görev alacak erler, Eğirdir Dağ ve Komando Okulunda eğitilecekmiş. Profesyonel olacak 6 komando tugaylarından her biri hemen hemen 1600 personelden oluşacakmış.

Sonuçta bugüne kadar olan profesyonel askerlik çalışamları Orgeneral İlker Başbuğ döneminde hızlanarak ve gelişerek devem edecek gibi gözüküyor. Kısa dönem askerlik konusunda bazı kesimler tafafından çekinceler olsada yerinde bir uygulama bence. Tabiki herşeyi zaman gösterecek.

Taksim'de 1 Mayıs

Yarın ülkemizde 1 Mayıs işçi ve emekçinin bayramı kutlanacak ve resmi tatil bilindiği gibi. Taksim'de ise muhtemelen 2 bin kişilik bir grup, anıta çelenk koyup gidecekler. Sonrasıda olaysız geçer, inşallah. Ama kutlamalar olmasa bile Taksim'de yoğun güvenlik önlemlerinin alınacağı kesin. Bu güvenlik önlemlerine esnaflarda iştirak etmiş durumdalar. Taksim esnafının olabilecek olaylar karşındaki tutumu ve önlemlerini anlatan bir röportaj'ı paylaşıyorum sizlerle.

video

Türkiye'nin Dört Bir Yanından 10 Şehit


Dün sabah Diyarbakır’ın Lice Tugay Komutanlığı’ndan yol güvenliğini sağlamak üzere bölgeye hareket eden bir tank ile zırhlı personel taşıyıcı, saat 07.00’de, Lice’ye 10kilometre uzaklıktaki Abalı Köyü yakınlarında Önden giden tank geçtikten sonra arkadan gelen Amerikan yapımı M-113 zırhlı personel taşıyıcı geçerken teröristler önceden yola döşedikleri mayını uzaktan kumandayla patlatmışlar ve 10 Askerimiz şehit olmuştu.

Ama burada bir de şöyle bir ayrıntı var bu 10 Askerimiz Türkiyenin dört bir yanından peygamber ocağına gelmişlerdi ve hepside bu ülke için uğraş verirken bu ülkeyi yıkmak, bölmek için uğraşanların hain saldırısıyla şehit oldular. Daha kaç kez bu şehit haberlerini duyacağız. Daha neler kaybedeceğiz bu hainler yüzünden.

Kimsenin sabrı kalmadı ama bu hainlerin yandaşları, bu olaylar karşısında neredeyse sevinecek olan DTP milletvekilleri'ni yine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları meclise soktu. E ne yaptılar yada ne yapabilirler ki hainlere destek olmaktan başka. Belki biraz fazla abartmış olabilirim. Ama her şehit haberini duyduğumda DTP'ye ve bu hainlere olan öfkem katlanıyor...

Bu yazıma da Terörle Mücadele Merkezi Sitesi'nin düzenlemiş olduğu "1 Günde 10 Şehit" adlı video ile son veriyorum.

video

Domuz Gribi

Domuz gribi diye bir hastalıkta sarstan kuş gribinden umduğunu bulamayan şeytan ruhlu bilim adamları sayesinde icat olduğunu muhtemelen ve başta Meksika olmak üzere tüm dünyada paniğe yol açtı. Bu hastalık normalde domuzlarda görülen A tipi grip virüsünün yol açtığı bir solunum hastalığı olarak biliniyor ve hızla yayılabiliyormuş.

Virüsün kanatlılardan memelilere bulaşarak genetik değişiklik geçirdiği, bu nedenle kuşlardan kuşlara, domuzdan domuza ve insandan insana bulaşma özellikleri gösterebileceği görüşleride mevcut. Virüsün bulaştığı insanlarda baş ve vücut ağısı, ishal, kusma ve alt solunum yolu enfeksiyonları belirtileri görülüyormuş.

Ayrıca domuz etinin yenmesiyle domuz gribi virüsü bulaşmıyor. Gripte olduğu gibi hapşırık ve öksürükle bulaşmakta, el hijyenini de bu yüzden gayet önemli. Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor ve virüse karşı insanın doğal bağışıklığı bulunmuyormuş.

Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü , hastalığın kontrolden çıkmak üzere olan geniş çaplı salgın olabileceği uyarısında bulunmuş. Dünya Sağlık Örgütü göre, Meksika’da ölümlere neden olan domuz gribi virüsü insandan insana bulaşabilen A/H1N1 imiş.

Şu an Virüse karşı henüz yüzde 100 etkili bir önlem de geliştirilememiş. Fakat Hong Kong'da bir grup bilim adamı biraraya gelerek genetik bilgiler üzerinde domuz gribi virüsünün belirlenmesi için çalışmalara başlamış. Şu an ki testlerde domuz gribi olup olmadığını 2-3 gün içinde belli oluyormuş. Domuz gribi tıpkı kuş gribinde olduğu gibi bu hayvanlarla yakın temasa geçen kişilerde ortaya çıkıymış ve grip aşılarının etkisi henüz bilinmiyormuş.

Domuz gribi salgınınındaki ilginç bir ayrıntı ise ABD Başkanı Barack Obama'nın Meksika ziyaretinden üç gün önce başlaması. Obama'nın elini sıktığı Müze Müdürü Felipe Solis, bir gün sonra aynı hastalıktan öldükten sonra Beyaz Saray yetkililerinin Obama'nın sağlık durumunun yerinde olduğunu bildirmeleri, bu ilacın panzeheri bizde gibi bir düşünceye yol açması. Bush döneminde ki sıcak savaşların bitmesiyle bu tür biyolojik savaşlarda yeni bir starateji olabilir.

Bence Amerikan vatandaşları dahil tüm avrupa ülkeleri vatandaşlarına vize, bu ülkelerden getirilen gıda maddelerine kısıtlamar konulmalı. Ülkemize gelen yolcular ve beraberinde getirilen gıda maddelerine yasaklama getirilmeli. Sınırlarda Doktorlar, gümrükçülerin yanında bulunmalı ve gelenleri kontrol etmeli. Nitekim kuş gribi ve delidana salgının olduğu zamanlarda Türkiye'den gelenlere karşı bu yazdıklarımdan daha fazla önlem alındı bir çok ülke tarafından.

Ülkemizde domuz gribi vakaları ile ilgili yukarıda belirtmiş olduğuma benzer uygulamalar başlatılmış. Tarım bakanımız ruhsatsız domuz çiftliği bulunmadığını, bu konuda hassas olduklarını söylemiş. İnşallah öyledir. Şu an için ülkemiz tehlike altında da değil.

Lakin dikkatli olunması gerekli. Bizi de her an etkisi altına alabilir. Domuz gribi ile ilgili sorularınızı ALO 184 SABİM hattını arayarak sorabilirsiniz. İstanbul'da ise bu tür vakalar İl Sağlık Müdürlüğü ile görüşülerek Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gönderilecekmiş ve domuz gribi vakasından şüphelenilen bölgeleri, gribin görüldüğü yerleri, gripten ölen kişilerin olduğu bölgeleri takip edebilmek için google bir harita hazırlamış.

Ve sonuç olarak Kur'an da “De ki: “Bana vahyolunanlar arasında (haram dediklerinizden) yiyecek bir kimseye haram olduklarını bulduğum yiyecekler (yalnızca) şunlardır: Ölü, akmış kan, domuz eti -ki o pistir- ve Allah’tan başkasının adına boğazlandığından dolayı murdar olanlar. Kim mecbur kalırsa, zulmetmeksizin ve haddi aşmaksızın (yerse), şüphesiz Rabbin Gafûrdur, Rahîmdir.” (el-En’âm, 6/145).

Dendiği halde domuz etini yemekte ısrar edenler bu tür musibetleri gördükçe akıllarını başlarına devşirirler ve ülkemizde ki insanlar bu salgından etkilenmezler inşallah.

Domuz gribi ile ilgili gelişmeleri ve daha ayrıntılı bilgileri Sağlık bakanlığı'nın hazırladığı sayfadan ve İstanbul sağlık müdürlüğü'nün hazırladığı sayfadan öğrenebilirsiniz.

Çanakkale Savaşı'nın hiç yayınlanmamış görüntüleri

Türk Silahlı Kuvvetleri Foto Film Merkezi Komutanlığı tarafından 26 Şubat 2009'da hazırlanmış olan ve 18 dakika 35 saniye süren, Çanakkale savaşı'nın hiç yayınlanmamış görüntülerinin yer aldığı bir video'yu paylaşıyorum bu defa.



Video "Çanakkale Geçilmez" yazısı ve "Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı" türküsüyle başlıyor. Ayrıca Çanakkale'de çarpışan Türk askerinin cephedeki ve cephe gerisindeki durumuna ilişkin görüntüler ve Atatürk'ün cephede çekilmiş bir çok fotoğraf''ı bu videoda bulunmakta.

Videoda ki görüntülere baktığınızda vatanımızın nasıl kurtarıldığını daha gerçekçi bir şekilde görmüş olacaksınız. Tarihsel, eğitsel ve açıdan çok değerli olan bu video'yu mutlaka izleyin ve Laik, Antilaik, Türk, Laz, Kürt, Sağcı, Solcu kavgalarının ne kadar boş olduğunu ve bu saydığım görüşteki tüm insanların, tek bir devlet tek bir bayrak için nasıl mücadele verdiklerini görünce bir kez daha bu vatan'ın ne kadar değerli olduğunu anlamış olun!

video

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

TBMM'nin açılışında savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacı ile başlayan ilk adı Hakimiyet-i Milliye bayramı olan 1929 dan beri 23 nisan Ulusal Milli Egenemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanan, dünyada ilk ve tek resmi çocuk bayramı olan, aynı zamanda Atatürk'ün çocuklara yani geleceğimize verdiği değeri gösteren bu bayram bugünde tüm çoşkusuyla, farklı milletteki çocuklarla beraber ülkemizde kutlanmakta.

Ayrıca Cankız Onur Kum'un başlattığı bloglar arasında 23 Nisan'da bu blog benim etkinliğine bende nacizane bir katkıda bulunmak istedim.

Tüm dünyada barış olsun bush ölsün çok çocuk öldürdü fener şampiyon olsun alex gitmesin auorilio geri gelsin



Etfarımda kardeşimden başka çocuk bulamadım. Aslında bu blogu ona vermekle iyimi yaptım bilmiyorum. Kendisi çok masum görünüşlü fakat oldukça fırlama ve haşarı bir çocuk olan kardeşim Ercan'a bir şeyler yaz dediğimde yukarıdakileri yazdı ve sıkılıp kaçtı :D

Aynı zamanda Nisan’da başlayan "Otizm Farkındalık Ayı" na ilginizi çekmek ve bu konuda “Otizm ve Yaygın Gelişim Bozukluğu” (YGB) olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimi ile topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amacıyla kurulan, kâr amacı olmayan bir Sivil Toplum Kuruluşu olan Tohum Otizm vakfını sizlere tanıtmak istedim. Bu konuda bilgi edinmek ve otistik çocuklar adına yararda bulunmak için tıklayın.

Son olarak Çağan Irmak'ın çekmiş olduğu "Düşlerimde Atatürk" adlı bu günü çocuklara armağan eden Atatürk adına yapılmış kısa filmi paylaşıyorum sizlerlerle.

video

Duman Grubu ve "Rezil" Şarkısı ile İlgili İddialar

Bu aralar en iyi ve en sevilen Türk rock gruplarından biri olan Duman Grubu hakkında bir çok haber çıktı, bu haberlerler yeni albümlerinin yanısıra Rezili isimli şarkıda İhlas suresinde ki "Lem Yelid Ve Lem Yuled" kısmını "Lem Yelid Ve Löp Yutar" şeklinde değiştirerek kullanmaları ile ilgili. Bu olay bir çok forumda sitede tartışılan bir konu haline geldi, geçen günlerde de bana bu konu ile ilgili dönüp dolaşan bir e-posta göndermiş arkadaşlarımdan biri.

E-postada ihlas ayetinin küçük düşürülmeye çalışıldığı ve albümde ateizm temasının işlendiği iddia ediliyor.

Duman grubu üyeleri ise Rezil şarkısının ortada dönen tezgahlara ve dinin suuistimal edilmesine karşı bir mesaj olduğunu söylüyorlar. Lem Yelid'i deforme etmek kimsenin haddine değil,bizim de, Lem Yelid'in arkasından gelen 'löp yutar' ifadesi tezgahın fiili. Yani dörtlüğe bakarsanız, son iki dizede yıkılan dergah, löp yutan tezgahtır. Lem Yelid'le kesinlikle bağlantılı değildir.

Ayrıca Türkiye vatandaşı ve Müslüman olmasak böyle bir şeyi yazmaya hakkımız bile olmaz. Birbirimizi eleştirerek bir yere geleceğiz. Formlarda yazıldığı gibi algılanırsa çok çirkin yerlere gelir, böyle şeyler olsun istemiyoruz. Bunu tepki çekmek için de, gündem olmak için de yapmadık.

Hepimiz Müslüman'ız, Lem Yelid'i deforme etmek kimsenin haddine değil, bizim de haddimize değil, demişler bir röpartajlarında. Bu şarkı her ne kadar akp ile ilintili olarak gözüksede kim iktidar da ise sandık onu arkasındadır, şarkıdaki eleştirleri sadece akp'ye yüklememek lazım demişler. Ateizm propagansadası yaptıkları yönünde ki eleştirileri ise hiç takmıyorlar. Biz böyle bir şey yapmadığımızı biliyoruz, öyle yazanlar'ın ateizm'in propagandasını yaptığını söylemişler.

Kısaca bu konuda ki iddiaları ve duman grubunun vermiş olduğu cevapları açıkladım. Benim duman grubu hakkında ki fikrim ise başarılı bir şekilde Türk rock müziği yaptıkları. Tamam şarkılarının sözlerini bende pek sevmiyorum.

Zaten rock ve benzeri müzik türleri, felsefe ve şarkı sözleri bakımından bana ters. Fakat müzik evrenseldir, bir çok yabancı rock gruplarını dinlerim. Sözlerini de ne takarım nede anlarım. Zaten rock, metal, heavy metal gibi müzik yapan bir çok yabancı grup bilerek veya bilmeyerek, satanizm ve ataizm'in propagandasını yapıyorlar. Ama bu demek değilki bu kişiler ve onu dinleyenler satanisttir veya ateisttir.

Birde şu var kendileri her ne kadar bu sözlerin ses getireceğini tahmin etmediklerini söyleselerde, ben bunu bir strateji olarak görüyorum. Keşke daha farklı bir stateji belirleselerdi ve din istismarı ile ilgili düşüncelerini yanlış anlaşılmaya mahal vermiyecek şekilde dile getirselerdi, kaş yapayım derken göz çıkarmasalardı.

Bu arada Kaan Tangöze veya grup üyelerinden biri atesist yada satanistde olmuş olsalar beni ırgalamaz. Beni yaptıkları müzik ilgilendirir.

Sonuçta ben dumanıda dinlerim metallica'yi da dinlerim onuda dilerim bunu da dinlerim ve dinleyeceğimde fakat dinlediğim müzikler benim inancımı asla etkilemedi. Etkiliyeceğini de hiç sanmıyorum.

En nihayetinde duman grubunu karalama girişiminde bulunanları, artık ne kadar doğrudur bilmiyorum ama chp'ye benzetiyorum, akp'ye yüklendikçe akp'nin ekmeğine yağ sürüyorlar ya, o hesap. Tabiki bu sadece bir benzetme siyasi bir yorum falan değildir, sakın yanlış anlaşılmasın.

Benim konu hakkında edindiklerim ve düşüncelerim bu kadar. Şarkının sözlerini de bir alt satırda belirttim, varın gerisini siz söyleyin. Birde bu blogu takip edenler bilir çoğu yazımda video paylaşırım konu ile ilgili olarak. Bu seferde kuralı bozmayayım grubun en son çektiği ve yeni albümlerinde en çok tutulan parça olan "Dibine Kadar"ın videosunu yazının sonuna iliştirdim. Şunu da söyliyeyim ben albümü müzikal açıdan da bir kaç parça dışında pek beğenmedim. Tabiki bu benim kişisel görüşüm...

Rezil

Ortada bir yanlış var
Yanlışı yapan yanar
Arkasında sandık var
Değmesin akıncılar

Geri kaç geri kaç, oğlancık
Senin de başın yanar
Ortada bir yanlış var
Memleket uyurgezer

Aldırma geldik oyuna
Kandır beni, kandırsana
Rezil kandırsana

Ortada bir dergah var
Devrilir başın yarar
Arkasında tezgah var
Lem yelid ve löp yutar

Geri kaç geri kaç, oğlancık
Senin de başın yanar
Ortada bir dergah var
Memleket uyurgezer

Aldırma geldik oyuna
Kandır beni, kandırsana
Rezil kandırsana

Ortada bir gerçek var
Gerçeği gören de var
Arkasında mercek var
Ve muhtelif sakıncalar

Geri kaç geri kaç, oğlancık
Senin de başın yanar
Ortada bir gerçek var
Memleket uyurgezer

Aldırma geldik oyuna
Kandır beni, kandırsana
Rezil kandırsana

Söz-Müzik: Kaan Tangöze

video

İngiltere'nin Recep İvedik'e Benzeyen Popstarı Susan Boyle

İngilterede ITV1'in düzenlediği "İngiltere Yıldızını Arıyor" adlı popstar yarışmasında 48 yaşındaki Susan Boyle, birbirine karışmış kaşları, taranmamış saçı ve kıyafeti ile birlikte recep ivedik'e benzer görüntüsüyle kimsenin ihtimal vermemesine, gülmesine ve alay konusu olmasına rağmen,

Sefiller müzikalinden 'I dreamed a dream' şarkısının muhteşem bir versiyonunu söyleyerek bütün jüri üyelerini ve salondaki misafirleri sergilediği performansla şaşkına çevirmiş.

Susan Boyle, güçlü sesiyle büyük alkış alırken, sesinden etkilenen bazı jüri üyeleride ağlamış. Ayrıca yerel bir kilisede çalışan popsstar adayı, hiç evlenmediğini ve öpüşmediğini de anlatmış. Bu olanlardan sonra ingiltereli müzik yapımcıları Susan Boyle'nin peşine düşmüş ve bakımsız, bizim recep ivedik'e benzeyen bu tuhaf popstar'ın videoları Youtube'da sayıları 2 milyona varan kişi tarafından izlenmiş şu ana kadar. Bakalım burada ne kadar izlenecek İngiliz popstar Susan Boyle'nin videoları? Video ingilizce fakat yinede şaşkınlık içinde izleyeceğinize eminim. Zaten türkçe olmasınada pek gerek yok hareketlerden herşey gayet net bir biçimde anlaşılıyor. İyi seyirler :D

video

Mimar Sinan

Bu gün bilindiği gibi dünyanın en iyi ve en önemli mimarları arasında gösterilen, günümüzde Mimar Sinan adıyla adı ile anılmasına rağmen gerçek adı Sinan bin Abdülmennan olan Mimar Sinan'ın doğum günü. Mimar Sinan On yedi yıl yeniçeri olarak çalıştıktan sonra 1538 yılında baş mimarlığa atanmış ve ölünceye kadar elli yıl kesintisiz bu makamda kalmış.


Kanuni Sultan Süleyman, II.Selim ve III. Murad'ın saltanat dönemlerinde hakim olan Osmanlı klasik mimari üslubu ile adi özdeşleşmiş olan Mimar Sinan, dünya yapı sanatının en büyük ustalarından biridir. Çağdaşları ona saygı ile "Koca Sinan" diyorlarmış. Avrupa'dan esen Barok rüzgârları onun bıraktığı izleri dağıtıncaya kadar yüzlerce Osmanlı mimarı, gösterdiği yolda yürümüş. Günümüzde, Mimar Sinan Türk kültürünün başlıca simgelerinden biri sayılmanın da ötesine geçmiştir.

Mimar Sinan'ın yıllar öncesinden söylemiş olduğu "Dünya durdukça, eserlerimi gören aklı selim sahiplerinin, cabamın ciddiyetini göz önünde bulundurarak bana insaf ile bakacaklarını ve beni hayırlı dualarla anacaklarını umarım, İnşallah" sözü bugünkü durumunu anlatmakta. Googlede bugün Mimar Sinan için özel bir logo düzenleyip anasayfasında yayınladı ve onu andı. Mimar sinan hakkında daha fazla bilgi edinmek ve tüm eserlerini görmek için tıklayın.
Mimar Sinan'ı bir kez daha anıyor ve bu yazıma onun eşsiz şaheserlerinden oluşan kısa bir video ile son veriyorum.

video

Parayla saadet olmuyor

9 çocuk babası Ahmet Bayram 2005 Aralık’ında bir iş için Van’a gittiğinde cebindeki son parayla Erzurum’a dönüş için bilet almış, kalanıyla da "Belki şans bize de güler" diyerek, çeyrek bir Milli Piyango bileti almış.


Yoksulluk içinde yaşarken almış olduğu biletten 1 milyon 250 bin TL ikramiye kazanmış.

Yeni yaşamı gözünü kamaştırınca gece alemlerine karışmış, eşinden boşanıp konsomatrisle evlenmiş, yani haydan geleni huy'a harcamış nitekim, sonunda birbiri ardına yaptığı hatalarla hem paralarını hem de ruh sağlığını yitirmiş. Rüyaya dönüşen hayatı, evinin banyosuna intahar ile son bulmuş.

Bu ibret verici olay "Parayla saadet olmaz" sözünü bir kez daha doğrulamış oldu böylece. İstasistikler ve bu örneklerin fazlalığıda bu gibi ani değişimlerin insanları kötü yönde etkilediğini göstermekte. Kısa yönden zengin olmanın götürdükleri, getirdiklerinin yanında hiç sayılır. Sözün özü Allah kimseye çok verip azdırmasın az veripte arattırmasın...

Galatarasaray ve Fenerbahçe Rezaleti !

Dün akşam oynanmış olan Galatasaray Fenerbahçe rezaletinin 90+3. dakikasında Emre Aşık ile Lugano arasında başlayan olay bir anda büyüdü ve fubolcular kısa bir sürede birbirine girdi. Bu olayın başlangıcında, Lugano'nun, Emre Aşık'a arkadan kafa attı ve yaklaşık 15 dakika süren olaylarda birçok Galatasaray ve Fenerbahçeli futbolcu resmen kavga etti.

Çıkan arbadenin sonrasında hakem Fırat Aydınus Galatasaray'dan Arda, Emre Aşık, Fenerbahçe'den ise Lugano ve Semih'e kırmızı kart gösterdi. Maçta bir Fener'in kazanmasını beklerken taraftarı olduğum takımın futbolcusu Lugano'nun Emre Aşık'a kafa atması ile başlayan bu olaylara çok üzüldüm. Her ne kadar kışkırtılmış olsada yaptığı yanlıştı.

Dünyanın sayılı derbilerinden biri olarak gösterilen bu karşılaşmada futboldan daha çok bu kavganın öne çıkması beni üzdü. Şimdi hata ondadır veya bundadır demiycem sonuçta ben bir Fenerbahçe taraftarıyım fakat 2 takımdaki futbolcularıda kınıyorum.

Netice de dünya derbisi dediğimiz maç mahalle maçı gibi sona erdi. Zaten futbol adınada zevkli bir maç değildi. Kısacası ben bugün bir futbol değil, derbi hiç değil, tam anlamıyla bir rezalet izledim. Neyse daha fazla konuyu uzatmıyayım olay ile ilgili Süper Ligde yaşanmasını istediğimiz, fakat Türkiyenin en önemli ve büyük takımlarından Galatasaray ve Fenerbahçe futbolcularının rezaletini buyrun izleyin.

İnşallah bir daha izlemek zorunda kalmayız demek istiyorum, ama daha çok izleriz biz bu görüntüleri...

video

Google'de Engellenmek Üzere

Başlık biraz abartılı gelmiş olabilir fakat son günlerde çıkan "yakında google de engellenir" dedikodusu gerçek olmak üzere. Türkiye’yi dünyada "sansürcü" ülke konumuna sokan bazı gruplar, YouTube'nin kapanmasına yol açmışlardı bilindiği gibi.



Ardından Blogger, Wordpress, Bloggum kapandı gerekçeler yanı olmasada şimdide Google’ın kapatılması için başvuruda bulunulmuş.

Atatürk’ün hatırasını korumak için Atatürkçü Düşünce Derneği adına avukat Kutlay Alpuğan tarafından verilen dilekçede, sözkonusu kelime "Kemalizmin Karın Ağrısı" yazılmasının ardından ortaya
çıkan http://sites.google.com/site/kemalizminkarinagrisi sitesinin ana başlıklarında Atatürk’ün kişilik hakları da dahil olmak üzere her alanda hakaret edildiği ve küçük düşürüldüğünü savunmuşlar.

Site 'ye girdiğim de "Üzgünüz, ancak bu site şu anda sayfa görüntüleme sınırını aşmış bulunuyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin" yazısı karşıma çıktı.

Yayınlardan sorumlu olanların tespit edilemediği belirtilen dilekçede, "Ancak sitenin google tarafından desteklendiği sayfanın son kısmında belirtilmiştir. Bu nedenle ilgililer hakkında gerekli kovuşturmanın yapılarak cezalandırılmaları için dava açılmasını talep ediyoruz" denilmiş. Muhtemelen google kapanacak çünkü diğer yasaklamalarda buna benzer nitelikte idi. Eğer google kapatılmassa diğer servislerin açılması gerekecek.

Bu arada google aramalarına eklenen yeni özelliklerden olan yaptığımız aramalara benzer aramaların da karşınıza çıkması benim pek hoşuma gitmedi açıkçası. Sadece se yazınca çıkan sonuçlar malum..

Ben bir avukat değilim fakat bu kadar radikal düşünüp google altyapısını kullanan bir site ve ya siteler yüzünden google'nin kapanmasına yol açmalarını anlayamıyorum. Tamam bir şekilde internet'teki kirlenmeleri durdurmak lazım ama akıllıca ve teknolojik olarak daha yerinde bir çözüm bulunarak yapılmalı bu tür girişimler.

Ben şahsen yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum, çünki google sitenin içeriğini değil alt yapısını, hosting, subdomain vs olarak destekler. İnşallah bu yanılgılgıdan ve yanılgılardan bir an önce dönülür. Yada en azından bu site kapatılarak bu sorun çözülür.

Eğer bu sorun çözülemez ise, eminim bu suç duyurusunda bulunan kişilerde iş işten geçince fazlasıyla pişman olup google'ye illegal yollardan girmeye çalışacaklardır. Pire için yorgan yakacaklar sonrada kendileri de o ateşte yanacaklar haberleri yok! Sonuçta Atatürkçü Düşünce Derneği yüzünden İran ve Çin den bile daha sansürcü duruma düşmek üzereyiz. Bu siteyide erişime kapatmak isterseniz aşağıdaki butona tıklayın :D

www.sansuresansur.org

Blog Ödülleri 2009

Henüz 5 aydan beri yayında olan, vakit buldukça ilgim ve bilgim dahilinde haberlere, yorumlarıma ve yazılarıma yer verdiğim blogum Türkiye ve Hayata Dair ile kısa zamanda önemli gelişmeler kaydettim, siz ziyaretçilerim sayesinde. Sıra geldi 2009 Blog Ödülleri yarışmasına, Haber- Gündem kategorisinde bu yarışmaya katıldım.

Eğer sende bu blogu beğeniyor ve haber-gündem kategırisinde başarılı buluyorsan bir alt satırda belirtmiş olduğum yönergeleri uygulayıp. Bu blogu destekleyebilirsin.

İlk önce http://www.blogodulleri.com adresine giriyorsun, sağ tarafta bulunan kayıt ol butununa basıp, ardından e-posta adresini belirtiyor ve en az 6 haneli bir şifre belirliyorsun ve kayıt ol butonuna basıyorsun. Bu işlemi yaptıktan sonra senden onay kodu istenecektir. e- postana baktığında onay kodunun gelmiş olduğunu göreceksin. Bu kodu kopyalayıp istenen yere yapıştırıyorsun ve gönder butununa basıyorsun.


Artık üye oldun http://2009.blogodulleri.com/blog/turkiye-ve-hayata-dair adresine girdikten sonra belirttiğin e-posta adresini ve şifreni yazıp sağ tafarata oy ver işaretine tıkladığında oyunu vermiş olacaksın. Bu kadar basit. Beni desteklediğin için ve sabrın için teşekkür ediyor, sağlıklı mutlu ve hayırlı günler diliyorum.

Ayrıca bu blogu facebook grubundan da takip edebilirsin.
Blog ödülleri'nin sonuçları nihayet belli oldu ilgili yazılar:

Türkiye'nin Kelebekleri

Bu sefer ülkemiz'in sahip olduğu zengin kelebek çeşitliliği, kelebeklere meraklı doğa fotoğrafçılarının oluşturduğu Türkiye’deki 400 kelebek türünün 253’ünü ilk kez ulusal anlamda belgelemeyi başaran "Kelebek-Türk Gözlemcileri Grubu" ve Türkiyedeki kelebek çeşitliği hakında haber ve bilgi vermek istedim.

"Kelebek-Türk Gözlemciler Grubu" adıyla bir araya gelen 15 kelebek gözlemcisi, Türkiye’nin sahip olduğu kelebek tür zenginliğini, yayınladıkları yıllıkla gözler önüne sermişler. Yaptıkları çalışmayla Türkiye’de var olduğunu bilinen 400 kelebek türünden 253’ünü yer ve zaman bilgisiyle birlikte fotoğraflayarak listelemeyi başarmışlar.

Kelebek gözlemciliği kavramının, var olan doğal zenginliğimize karşın, henüz çok yeni bir kavram olmakla beraber doğada vakit geçirmeyi, canlılarla iç içe olmayı seven insanların, gördükleri kelebekleri fotoğraflaması ve giderek bunların türlerini merak etmeye başlamasıyla Türkiye’de son birkaç yıldır aktif hale gelmiş. Bu uğraş, başta Avrupa ve ABD olmak üzere yurt dışında oldukça yaygınmış.

Türkiye’nin kelebek çeşitliliğinin ortaya konulması ve değişimlerin takip edilerek doğa koruma programlarına katkı sağlayabilecek olması açısından kelebek gözlemciliğinin çok daha yaygınlaşması gerekmekte.

Çalışmalar, doğaya çıkan insanların daha çok kelebek fotoğrafı çekmesi ve bu kelebeklerin türünü merak etmesi sonucu, bir şekilde grubu bularak destek almaları şeklinde başlamış. Kelebek-Türk’ten önce de bu işle uğraşan gruplar varmış. İzmir’de bir grup, İzmir Doğa Fotoğrafçıları Topluluğu bünyesinde kelebek fotoğrafları çekiyorlarmış.

Kelebek-Türk de aslında fotoğraf kökenli olup, birlikte araziye çıkan kişilerin internet üzerinde bir siteye ihtiyaç duymasıyla ortaya çıkmış. Bu şekilde bir araya gelen kelebek gözlemcileri o, son derece ciddi şekilde yaptıkları arazi çalışmalarının sonucunu yıllık şeklinde sunmak istemişler. Türkiye’nin kelebek çeşitliliğini ortaya koyacak ve doğa koruma programlarına da katkı sağlayabilecek bu çalışmayı her yıl düzenli olarak yapmayı amaçlıyorlarmış.

Bitki ve kelebek çeşitliliği, farklı iklim kuşaklarının bir arada yaşanması Türkiye’yi kelebek ceşitliği açısından zengin bir konuma getiriyor. Kelebek-Türk'ün 2008 Yıllığında; Türkiye’de var olarak tespit edilen 400 kelebek türünden 253’ünün belgelenebilmiş. Bu yıl ayrıca Kelebek bilimci Prof. Dr. Ahmet Koçak ve Dr. Muhabbet Kemal Koçak'ın "İzmir Kelebekleri" çalışmaları olmuş. Akademik olarak yayınlanan bu çalışmada, 13’ü ilk kez tespit edilen 85 türü belgelemişler ve bunun sonucunda İzmir’de daha önce 109 olarak bilinen tür sayısı 122’ye çıkmış. Ama yine de belgelenebilen tür sayısı, eskiden bilinen 109 türün altında imiş. İngiltere’de ülkede var olduğu bilinen 60 türe karşın 10 bin civarında kelebek gözlemcisi varmış.

Türkiye ise tüm Avrupa’nın sahip olduğu 500 türe karşın tek başına 400 tür çeşitliliğine sahipken, kelebek gözlemcilerinin sayısı sadece onlarla ifade edilebiliyormuş. Bu yüzden keşke daha çok yaygınlaşabilseler, her ilden kelebek gözlemcileri olsa ve bu gözlemciler kendi yörelerinin çeşitliliğini ortaya koyabilseler. Kelebek gözlemleyebilmek için sadece bir fotoğraf makinesi ve dürbüne ihtiyaç varmış, doğada vakit geçirmeyi sevenleri, kelebek gözlemcisi olmak isteyenler, bu konuda daha detaylı bilgi almak ülkemiz'e ait kelebek türlerini görmek isterseniz tıklayın

Türkiye’de yeni yeni gelişmekte olan kelebek gözlemciliği için bir yol gösterici olabilecek "Türkiye’nin Kelebek Rehberi" adlı kitapda yayımlanmış. Kelebek uzmanı Dr. Ahmet Baytaş ile çevre bilimci Dr. Evrim Karaçetin’in yazmış olduğu, 300’ü aşkın fotoğraf ve her tür kelebek hakkında detaylı bilgilere yer verilerek, tehlike altında olan türlere dikkat çekilmiş.

Türkiye’nin kelebekleri, onları unutmaya yüz tutan bizleri uyandırmak için bu kitapta ve linkini vermiş olduğum sitede buluşuyor. Sitede Gülten ve Olcan Yeğin'in yer vermiş oldukları Çilli çok gözlü adı verilmiş olan bir kelebeğin videosu ile bu yazıya son veriyorum.

video

Obama'nın Ardından

ABD'nin yeni başkanı Hüseyin Barak Obama bugün Sultanahmet Camii ve Ayasofya'yı gezdikten sonra, Tophane-i Amire'de üniversiteli gençlerle konuştu ve 14.20 civarında ülkemizden ayrılarak Irak'a geçti. İstanbulda yaşayan insanlar yollarda çektiği çilelerden kurtulmuş oldu. Bugün evdeydim ve Obama'nın üniversiteli gençlerle yaptığı konuşmayı canlı olarak izledim.

Öncelikle Amerika karşıtı görüşlerin tepeye vurduğu bir dönemde Obama Türk gençleriyle buluşabilme cesaretini gösterdi. Sonuçta ağzı iyi laf yapıyor etkileşimi gayet iyi ve akıllı zamanlarda akıllı zeminlerde cevap veriyor iyi bir başkan olacağına inanıyorum ama ülkemize ve dünyaya çare olacağını ise pek sanmıyorum. İnşallah ben yanılıyorumdur. Dikkatimi çeken diğer unsurlar ise Obamanın samimi olması ve kaçamak cevaplar yerine, açıklayıcı olmasıydı. Öğrenciler ve sorular özenle şeçilmiş önceden hazırlanmış bu belli oluyordu zaten. Ama Müslüman bir ülke olarak anılmamıza rağmen konuşmada hiç türbanlı öğrenci olmayışı ayriyaten gözüme çarptı.

Neden gerçeklerden kaçarız ve göze hoş gelsin diye veya başka sebeblerle? Bu arada aylar öncesinde Obama soykırım demeyecek demiştim. Beklediğim ve beklendiği gibi oldu soykırım demedi ama sözde soykırımı kabul ettiği gerçeğinide saklamadı. Kısacası kendi aranızda halledin tarzında bir tutum sergiledi. Ortadoğu ve sözde barış konusunda ise biraz daha gerçekçi baktığını gözlemledim. Fakat Amerikanın tıpkı pkk gibi güçlendirdiği ve kendi yarattığı bir örgüt olan El Kaideyi yok edeceğini söylediğinde gülmeden edemedim açıkçası. Daha söylecek bir çok söz var fakat benim uykum geldi :D Gerçi söylesem ne fayda...

Çayı Çok Sıcak İçmek Kansere Yol Açıyor !

Bu sefer sizlerle yılın önemli sağlık haberlerinden birini paylaşacağım. British Medical Journal'da İngiliz bilim adamlarının yapmış olduğu bir araştırmaya göre çayı 70 dereceden daha sıcak içmek özafagus yani yemek borusu kanserine yol açıyormuş.


Kanser riskinin tamamen ortadan kalkması için çayı içmeden önce 5 dakika bekletmek gerekiyormuş.

İran'ın kuzeyinde bu hastalığın çok sık görüldüğü ve bu bölgede alkol, sigara tüketiminin çok az olduğu, fakat bu bölgedeki insanların çayı çok sıcak içmelerinden dolayı bu hastalığın oluştuğu belirlenmiş. Kanser riskinin ortadan kalkması için çayı içmeden önce 5 dakika bekletmek gerekiyormuş.

Aslında beni ve benim gibi çay tiryakisi olan arkadaşları yakından ilgilendiren bir haber. Bende çok çay içerim ve çay sıcak değilse hiç bir tat almam ve o çayı içmem. Ağzında kalay var derler ya benden onlardanım. Sigara alışkanlığım yok, alkol alışkanlığımda yok, bir çay alışkanlığım var.
Ne yalan söyliyeyim bu haberi pek taktığım söylenemez. Hani rakı içen öldü de su içen ölmedi mi? Derler ya benimkide o hesap. Yinede bu alışkanlığını değiştirebilecekler vardır belki diye bu haberi vereyim dedim. İnsanın aklınada gelmiyor değil acaba ice-tea vb içilmesi için yapılmış olmasın bu araştırma :D

Arif Damar

Ne mutlu ki bana, bu yazıyı Arif Damar vefat etmeden yazmışım. Ne mutlu ki en azından ölmeden bir kaç kişi'nin daha Arif Damar'dan haberdar olmasını, hatırlamasını sağlamışım. Ama blogumun analiystic raporlarına baktığım da bir kez daha, ülkemiz'deki kıymetli insanların ölmeden, kıymetinin bilinmediği gerçeğini gördüm. Bu güne kadar bu yazıdan pek ziyaretçi almamıştım.

Fakat dün itibariyle sadace bu yazıya binlerce kişi ulaşmış. Keşke daha önce de bu kadar ziyaret edilseydi bu sayfa... İnşallah bir gün bu durum değişir.

20 ekim çarşamba günü saat 03.00'te kaldırıldığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kalp yetmezliği nedeniyle vefat eden Damar'ın cenazesi, Dün Moda Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından defnedildi. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın diyorum. Kendisi aramızdan ayrıldı ama, eminim şiirleri ilelebet bizlerde, bizlerle yaşayacaktır. Bu yazıyı da Arif Damar'ın güzel ve anlamlı bir sözüyle bitiriyorum. "Güzelliklere Bakınca Uzun Yaşarsın Arkadaş!" Arkadaşlar; sizler de güzelliklere bakar ve uzun yıllar mutlu, sağlıklı bir şekide yaşarsınız inşallah.

Not: Bu yazı 23.10.2010 tarihinde, yukarıdaki satırlar eklenerek güncellenmiştir.
Bu sefer ki yazım ne gündem ile alakalı nede yeni bir şey. Bu yazıyı yazmamdaki, Arif Damar ile ilgili bir içerik oluşturmamda ki asıl amaç ölmeden bu şairlerimiz'in kıymetini bilmemiz. Nazım Hikmet'te olduğu gibi iş işten geçince bağrımıza basmayalım.

Köylüm, akrabam ve de ülkemizin önemli şairlerinden olan Arif Damar hakkında sizlere biraz bilgi vermek, Can Oyy adlı şiirini ile kendisiyle yaptığım bir röportajı yayınlamak isterdim. Fakat Yaşar Aslan benden önce davranmış, şiirlere yolculuk adlı programında Arif Damar ile çok güzel ve ayrıntılı bir röportaj yapmış. Bana da Arif Damar'ın hayatını, anılarını ve şiirlerini anlattığı bu videoları paylaşmak düşüyor.





Arif Damar 23 Temmuz 1925'te Çanakkale'nin Gelibolu ilçesi Karainebeyli köyünde doğdu. İlkokulu Çanakkale’de, ortaokulu İstanbul’da bitirdi. İstanbul Erkek Lisesi’nde 2 yıl öğrenim gördü. İstanbul'da çeşitli işlerde çalıştıktan sonra 1944’te Ankara’ya taşındı. Atatürk Orman Çiftliği'nde memur olarak çalıştı. 1950'de İstanbul'a döndü... ben daha fazlasını anlatmayayım. Detaylı bilgi almak ve tüm eserlerini öğrenmek isterseniz tıklayın.

Arif Damar'ın şiirleri yalındır, halk sözüyle aydın sözünü buluşturmak isteyen bir gayreti özenle güder her dizedesinde. İçtendir, sahihtir, yalansız, gösterişsiz ve süssüzdür. Açık, kaprissiz ve evrenseldir. Benim en çok sevdiğim şiiiri ise( Şiir'de Gelibolu'dan, Karainebeyli'den bahsedildiğinden olsa gerek.) ;

Can Oyyy

Kırık gönül eğilirmiş
Bir inceden bir inceye
Acı yürek türküsüyle
Kırık gönül tez düşermiş
Kirpiğinde türküsüyle

Acı yürek türküsüyle
Kırık gönül tez düşermiş
Kirpiğinde türküsüyle
Defnenin karşısında
Akasyanın önünde
Ay oldu
Yıl oldu
"Geceler yârim oldu"
Civan ömrüm akça yürek
"Her derde dayanırdım" Can oyyy
"Nazlım
Zalım oldu"
-Varsın olsun
Hey oğlum diye seslenir anam
"Seferberlik"ten önce Gelibolu'da
Denize inen ince bir yolda
Yürür de salına salına
Saçları topuklarına vurur
Ay çıkar aydınlanır
Ala karlı bir dağ Anadolu'da
Çakırdikenler güller
-Beyazdır gül
Yaban
Yavuzdur
Bizim ovada
"Ec'ova"da-
Ece ovası aydınlanır
Tayfur
Ilgardere
Karainebeyli
Ece Bey'in türbesi aydınlanır
Çıplak dalları akasyanın
Defnede yapraklar aydınlanır
"Geceler yârim"
Yârim katı
Akasyam
Ay battı
-Oğlum
Ay aydınlanır

Ah ilkyaz