Uluslararası üne sahip çalışmalara imza atmış yönetmen ve 3d grafik sanatçısı Erdem Çetinkaya'nın "Altın Oran ve Kabe Mucizesi" adlı keşfini sizlerle paylaşıyorum bu sefer.
Bu paylaşmış olduğum video Kabe mucizesi ve diğer mucizeleri kapsayan "Kutsal Gizemler" isimli eylül ayında vizyona girmesi beklenen belgesel-sinema çalışmasından bir kesittir. Kutsal Mekke şehrinde binlerce yıldır gizli kalmış akıl almaz sırların bilimsel kanıtlarıyla ortaya çıkışına şahit olacağınız, altın oran ve kabe mucizesi gibi daha bir çok keşfin bulunduğu bu önemli belgesel hakkında daha detaylı bilgi için tıklayın.
Bu aralar ülkemizin gündemi yoğun malumunuz. Birde bu yoğun gündeme muhtemelen lig tv ve albüm yayınlarından dolayı 25 mart günü bloggum'a erişim yasağı eklendi bilindiği gibi. Yasaklamanın okurlara bir etkisi olacağını sanmıyorum.
Bir çok kişi bu yasağı anlamamıştır çünkü Youtube vb siteler için bir çok pc'ye ayar çekilmiş durumda. Lig tv olayına gelince ücretsiz olarak blog hizmeti veren tüm servislerde bu olay mevcut ve önüne geçilemiyor. Geçildiği zamanda böyle üzücü olaylar yaşanıyor. Sonuçta Okan Yüksel gibi bir çok kaliteli blog burada yayın yapmakta. İnşallah blogspot'ta olduğu gibi kısa bir sürede bu yasak sona erer.
Bloggum yöneticileri'de artık bu konuda üzerlerine düşen görevleri yaparlar umarım. Ama bu zihniyet değişmedikçe yasağın kalkmasıda bloggum yöneticilerinin önlem almalarıda bir anlam ifade etmez. Pek umudum yok aslında yinede bu tür sorunlara inşallah kalıcı bir çözüm getirilir diyorum.
Yerel seçimlere 2 gün kala sonuçlar nasıl olur? Yada nasıl olursa daha iyi olur? Gibi sorular çoğalmakta. Bu soruların cevabı ise aynı tas aynı hamam gibi bir şey aslında. Pek bir şey değişecek gibi görünmüyor. "Seçimlerde adaya mı yoksa partiye mi oy verirsiniz?" Birde bu var karışık bir durum sonuçta.
Nihat Genç bu konu ile ilgili bir bir şeyler söylemiş oda tv muhabiri ile yaptığı görüşmede, konuya iyi bir şekilde açıklık getirmiş. Bende birşeyler şeyler yazmayı düşünüyordum 29 mart'ta olabilecek yerel seçim sonuçları hakkında ama Nihat Genç bana söyleyecek söz bırakmamış. Buyrun izleyin.
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nunda bulunduğu önceki gün düşen helikopterden BBP'den gelen açıklama ile kurtululan olmadığı bilgisi verildi.
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatı siyasi mücadeleler ile geçmişti bilindiği üzere, kazadan hemen önceki mitinginde söyledikleri ise;
"Devletten yardım almıyoruz ilk kez helikopter kiralıyoruz"
“Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi gitti. Bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur.
Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da, milletle olmayacağız. Yarın ahirette Allah, bize ‘Niye iktidar olmadın’ diye sormayacak. Sorsa da ‘Vermediniz’ diyeceğiz.”
Kör ölür badem badem gözlü olur ya, bundan sonrada öyle olur artık. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, kazanın gerçekleştiği Göksun ilçesinde ki adaylarını geri çektiklerini söylemiş. Bu kararı vefat haberini almadan önce vermişler, diğer partilerin de bu konudaki hassasiyetleri nasıl olur bilemiyorum.
Türkiye siyasetinde ortaya koyduğu çabaya ve fedakarlığa saygı gösterilmesi gereken Muhsin Yazıcıoğlu ve kazada hayatını kaybendenlere Allah'tan rahmet yakınlarına sabır diliyorum. Mekanları cennet olur inşallah...
Böyle bir bu günde facebook'ta karşılaştığım Muhsin Yazıcoğlı iyiki geberdi adlı pravakatör grubuda kınıyor, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun yıllar önce yazdığı ve bu günleri hatırlatan şiirinin videosuyla sizleri başbaşa bırakıyorum.
Bu akşam haberleri izlerken Star tv Haber Grup Başkanı Uğur Dündar'ın Ergenekon soruşturmasının 2. iddianamesinde eşi ve ailesi ile igilili yer alan asılsız suçlamalar karşında haklı olarak kelimenin tam anlamıyla çıldırdığına şahit oldum.
Daha önce hiç bu kadar sinirli görmemiştim kendisini.
Haber ile ilgili ayrıntılar ve Uğur Dündar'ın Canlı yayındaki konuşmalarından bazıları ise;
Uğur Dündar ve Aydın Doğan ile ilgili ciddi belgeler ve fotoğraflar vardı. Mesela Uğur Dündar'ın aile ilişkileri. Benim eşim evlendikten sonra hiç bir zaman tek başına yurt dışına çıkmadığı gibi hayatında Brezilya'ya gitmedi. Evliliğimiz döneminde Brezilya'ya gittiğini biri çıksın ispat etsin.
Ben şu dakikada görevimi bırakacağım. Hatta intihar bile ederim. Bu namus meselesi. Birisi iftira atacak ve siz savcı olarak onun peşine düşmek varken onu aynen alacak ve onu yandaş basının kullanması için malzeme hazırlayacaksınız. Bunun ergenekon davası ile ne ilgisi var...
Bencede ne alakası var. Uğur Dündar'ın suçu Aydın Doğan'a bağlı olarak çalışmasımı? Ayrıca haber bülteninin başında star tv'nin muhabirlerinin Melih Gökçek'in basından gizlemek istediği, miting havasında geçen konuşmasında yer aldıkları için tartaklandıkları haberi vardı.
İster Aydın Doğan ile çalışsın ister bir başkasıyla. Uğur Dündar bana göre en dürüst, en korkusuz habercilerden biridir. Bu çirkin olayı kınıyorum. Eğer izlemediyseniz buyrun video'yu izleyin sizlerinde hak vereceğinizi sanıyorum.
Daily Telegraph'ın internet sitesinde ki bir habere göre Kazakistan'daki yetkililer, yapılan nüfus sayımında Kazakistan'ın kuzeyinde,
1879 doğumlu adında bir kadının yaşadığını tespit ettiklerini belirtmişler. Kayıtlara henüz geçmemiş olsada Edison'un ampulu icat ettiği yıl 1873'da dünyaya geldiği belirlenen Sahan Dosova 130 yaşına girmekte ve resmi kayıtlarda ki en yaşlı insandan 16 yaş büyükmüş.
27 Mart'ta doğum gününü kutlayacak olan 10 çocuk annesi Sahan Dosova uzun yaşamasının, tatlıdan uzak durması, çok peynir ve yoğurt yemesi, hiçbir zaman ilaç kullanmamasına, hasta olduğunda büyükannesinin tedavi yöntemlerini uygulamasıma ve en çok da neşeli olmasına bağlıyormuş .
Dünyanın en yaşlı olarak bilinen Sahan Dosova ayrıca eski Sovyetler Birliği liderlerinden Stalin'in 1926'da yaptığı ilk sayımda da yer almış. Eee ne diyeyim işin sırrını anlatmış ninemiz, ama kim dikkat ederki bunlara bu devirde, yada becerebilir. Belki uzak doğu ülkerindekiler uyum sağlayabilir daha doğal yaşadıkları için. Tabiki tüm uzak doğu ülkeleri için geçerli değil bu durum.
O. Çocukları Filminde ki bir sahnede Demet Akbağ'nın söylemiş olduğu "Ömür uzamaz, ihtiyarlık uzar" sözü aklıma geldi. Ben o kadar yaşamak istemem açıkcası, tabiki benim elimde değil takdir-i ilahi ecelimiz ne zaman gelirse o zaman vefat edicez. Yok şunu yapacaksın, aman efendim bunu yapma falan hikaye... Bu son kısımda Recep abimizden alıntıdır :D
Geçen hafta Çankırı İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü önünde başlatılan okuma eylemi, İl Halk Kütüphanesi’ne kadar taşınmış. Öğrenciler daha sonra bukadarı ile yetinmeyip Ilgaz Dağı’nın zirvesinde yağan şiddetli kar ve fırtınaya rağmen okuma eylemi gerçekleştirmişler.
Çankırı Lisesi’nden Satılmış Çelik, Şeyda Köpürlü ve Fatma Öztürk’ün sorumluluğunda yürütülen eylem kampanyasının Ilgaz Dağı etabına Doruk Mevkii’nde Karlı ve soğuk havada 35 öğrenci ve kampanyaya destek veren 5 öğretmen katılmış. Bu eylemde ki asıl amaç ise;
"İnsanların zor şartlarda kitap okumaya çalıştıklarını göstermek"
İnternette yapılan araştırmalarda;
Türkiye’nin 2 bin 24 Halk Kütüphanesi’ne karşılık Almanya’da 10 bin 531, Fransa’da 13 bin 924, İngiltere’de 12 bin 324 kütüphane bulunduğu, Türkiye’de bir yılda basılan kitap Japonya’da bir günde basıldığı, Japonya’da yılda kişi başına 25 kitap, Fransa’da 7 kitap, İngiltere’de 12, ABD’de kişi başına 8 kitap üretilirken, Türkiye’de kişi başına bir kitaba 12 bin 89 kişi düşmekte olduğu, Almanya’da kişi başına düşen günlük okuma süresi 24 dakika iken, Türkiye’de 13 saniye olduğu göze çarpıyor.
Türkiye’de toplumsal yaşamda kitabın yeri yok denecek kadar az. Ülke olarak, eğitim kurumları olarak okuma alışkanlığı kazandırma konusunda son derece başarısızız. Uzmanlara göre evin köşesinde kitaplığın olması, çocukta kitap okuma alışkanlığını sağlamakta büyük önem taşıyor. Okumadıkça gerilemekteyiz. Kitap okumayı bir ihtiyaç olarak görmemiz lazım.
Ayrıca Çankırıda ‘500 eve 500 Kütüphane’ adı altında bir kampanya başlatıp, bir yıl içinde okul öğrencilerin tamamına 6 kez 500 adet kitap dağıtılmış.
Çankırı kent tarihinin ve kültürel birikiminin araştırılarak bunları yayın hale getirme noktasında Türkiye’ye örnek olma yolunda ilermekte. Diğer illerimizde de bu tür konuların daha aktif ve yapıcı olarak gelişmesi dileğiyle...
"One Hundredth of a Second" Adlı bir gazetecinin yaşadıklarını insani boyutta ele alan, savaşın soğuk yüzünü insanın iliklerine kadar hissettiren bu kısa film'in boğazına bir yumruk gibi çökeceğini sanıyorum.
Filmde mesleğine odaklanıp ve bir süre sonra insanlığı bırakan, haberi önceleyen foto muhabirin yaşadıklarını anlatılmakta.
Aynı zamanda, Doğu ile Batı arasındaki "yaşayan ve izleyen" durumunu açık bir biçimde ortaya koymakta. Yukarıda ki görüntü ise herşeyi özetliyor. Bu gün facebook'ta ki arkadaşlarımla paylaştığım bu yürek burkan kısa film'i burada sizlerlede paylaşmak istedim.
Bu aralar fazla siyasi olaylara girdiğimin farkındayım. Bu yüzden biraz ortam yumuşasın diye 2 güzel şarkı paylaşayım dedim sizlerle :D Şarkıların ikiside amatör ve melankolik fakat yinede çok güzeller bence. Besteleyenlerin, söyleyenlerin ellerine sağlık çok güzel şarkılar gerçekten. Hele hele hep aynı şarkıları ve şarkıcıları dinlemekten bıktıyasanız, eminim bu şarkılar size ilaç gibi gelecektir. İlk paylaştığım şarkıyı kim söylüyor kime ait bilmiyorum, eğer bilen olursa yazının sonuna yorum olarak yazarsa sevinirim.
İkinci videoda ki şarkı ise Küresel ıkınma adlı 2006 yılı başlarında aynı firmada çalışan Umut Karabay ve Turgut Raviş'in tanışması ile temelleri atılmış, Serdar Özmen ile Aykut Karabay'ın katılımının ardından Bora Par'ın da gruba dahil olmasıyla son halini almış ve grup elemanlarına ait olan noter onaylı besteleri düzenleyerek dinleyicilere sunmayı tercih eden bir grup'a ait.
Küresel ıkınma'nın diğer şarkı ve demolarını dinlemek için ve grup hakkında bilgi edinmek için tıklayın. Şarkılarının bazılarını dinledim gayet iyiler, fakat bana Grup 84'ü çağrıştırdılar nedense.
Hey gidi günler hey eskiden kaset falan alırdık artık bazı şarkıcılar, gruplar albüm bile çıkarmadan şarkılarını internet'te paylaşıyorlar.
Gerçi bu grup albüm çıkarma hazırlığındaymış şu sıralar. Bu arada yazının başlığı amatör şarkılar ama, hiç de amatör değiller bence, hatta biraz ileri gidersem hakaret bile sayılabilir, bu söz onlar için. Peki sizce? Yada albüm çıkarmayan grup ve şarkıcılar amatör mü sayılır? Gerçi öyle olmadığı her gün daha iyi anlaşılıyor :D Neyse siz şarkıları dinleyin en iyisi:D
İlk Şarkı: Gitme
İkincisi ise;
Küresel Ikınma'dan-Geri Dön
Uzun metrajlı acılar çektim seninle Yüreğimin filmine ben Bilirsin ben sevmeyi senden öğreniyorum Dön artık yalvarıyorum
Gün gelir anlarsın sende beni Yarana değdiği zaman yalnızlığın eli Gün olur devran döner yakarlar senide Bir zamanlar senin beni yaktığın gibi
Şimdi sensiz yalnızlığının başkentinde ben acımın tekrarını izliyorum cenaze evindeki bir çocuk gibi hayatımın anlamsızlığını yaşıyorum
1990 yılın'dan beri Türk cumhuriyetlerinde resmi olarak kutlanan Nevruz bayramı dünde Türkiye ve Türk cumhuriyetlerinde çeşitli etkinliklerle bayram havasında kutlandı. Bu havanın bozulduğu tek bölge güneydoğu oldu tabiki. Nevruz'u ne amaç uğruna bile kutladıklarını bile bilmeyen kişiler nevruz bayramını dtp ve bölücü terör örgütünün propagadasına dönüştürdüler. Güneydoğuda ki hemen hemen tüm eylemlerinde kullanıkları çocuklar yine ön saflardaydı. Özellikle başı poşulu bir çocuk Diyarbakır’da sahneye çıkarılıp, oyuncak Kalaşnikofla ve terörist edasıyla poz verdirilmiş. 3 sene önce benim adımı bile anmasın dediği (dtp) partinin başkanı Ahmet Türk abdullah öcalan'ın serbest bırakılması sorunların çözümlenmesi için gereklidir demiş. Nasıl oluyorda bir Milletvekili böyle konuşabiliyor aklım almıyor. Acaba bunlar Milletin vekilimi yoksa pkk ve abdullah öcalan'ın vekilimi demiyorum. Çünki herşey apaçık ortada yalnız benim içime sinmeyen bu sözleri söyleyen, pkk'yı savunan, açıkça destekleyen birisinin soyadının Türk olması...
Hatay'ın Kırıkhan İlçesinde ki Özel Hacı Ömer Meto İlköğretim Okulu Öğrencilerinin Düzenlediği Çanakkale Şehitlerini Anma Programında Çanakkale destanını canlandırdığı oyun sergilenmiş ve büyük bir ilgi görmüş. Oyunda yaralı olarak esir düşen düşman askerine Türk askerlerinin gösterdiği şefkat ve yardım izleyenler tarafından en beğenilen kısım olmuş. Çanakkale destanımız vatan aşkı, bayrak aşkı, namus aşkı ve bağımsızlık aşkının eseri olduğu için bu tiyatro ve bu gibi etkinlikler ülkemiz için büyük önem arzetmektedir. Çanakkale destanı, Kurtuluş Savaşı'nın temelinin atılmasında ve ülkemizin bağımsızlığa kavuşmasında atılan ilk adımdır. Bu nedenle bu savaşı geleceğimiz olan gençlere en iyi bir şekilde anlatıkları ve onlarında yeni nesillere aktarmalarını sağladıkları için Özel Hacı Ömer Meto İlköğretim Okulu öğretmenlerine teşekkürlerimi sunarım.
Şu sıralar yerel seçim kampanyaları aldı başını gidiyor. Öyle bir hal aldıki bu yerel seçim kapmanyaları insanın aklı almıyor yapılanlara. Milleti çileden çıkarmak üzereler neredeyse. Telefonla aramalarmı dersin, Parti başkanıyla yan yana çekilmiş bir fotoğrafın olduğu türk kahveleri mi dersin, Meydanlarda sabah kahvaltılarımı dersin, Boş yere asfaltlanan, taş döşenen yollarmı dersin, Usb bellekler mi dersin, Şuursuzca yapılan yardımlar mı dersin, Parti liderlerinin 5 yaşındaki çocuklar gibi birbirlerine sataşmalarımı dersin... Say say bitmiyor bunlar sadece benim başıma gelenler, gözlemlediklerim. Daha neler var neler. İnsan ne diyeceğini bilemiyor. Kalkıpta oy alma uğruna yapılan bu rezillikleri görünce insanın hiç de seçim sandığa gidesi gelmiyor. Biraz daha gerçekçi olmayı başarabilseler keşke ama nerdee 18 yaşın altındakiler bile bu yapılanlara gülmekte. Oy kullanmadıkları halde yapılanları iğrenç ve aptalca buluyorlar. Benim nacizane tavsiyem Adayların oy toplamak Türk toplumunu aptal yerine koymadan daha akıllıca yöntemler bulmaları. Yada seçim kampanyalarına ayrılan ödeneğin azalması. Ama bunun olması imkansız hele hele Akp hükümetinde. Sayısal olarak bilemem ama Akp'nin bu konuda başı çektiğini düşünüyorum. Bu yazıdaki resim ise; Bobiler.org'da yayınlanmış olan Akp'nin Domalan Belediye Başkan Adayı'na Fotomontajla yapılmış, milleti kahkalar boğan reklam afişi. Allah iyiliğinizi versin, bu krizde de milleti güldürdünüz ya helal olsun size...:D
Çanakkale zaferi ile ilgili paylaşımlarıma Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale Şehitlerine yazmış olduğu dizeler ve Çanakkale zaferi'nin 90.yılında hazırlanmış, bu şiir'in olduğu video ile son veriyorum.
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi? En kesif orduların yükleniyor dördü beşi, Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer. Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında, Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk; Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ! Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil, Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil, Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına; Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam, Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam. Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer... Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak, Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak. Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman? Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm. Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler, Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi; "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi. Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek: İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek. Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar... Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. "Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına; Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın; Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât! Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Dünya üzerindeki hiçbir millete nasip olmayan şanlı bir tarihe sahip aziz Türk Milletinin 18 Mart Şehitler günü yarın düzenlenecek çeşitli etkinliklerle kutlanacak. Belirlenen programlar ise; Genelkurmay Başkanlığı 18 Mart Şehitler Günü nedeniyle afişler bastırıp yayınlamış. “Şehitlere Minnettarız, Geriye Dönmeyi Asla Düşünmediler, Sırtında Milletin Onuru Zaman Mekan ve Sözlerin Tükendiği Yerde” sloganları taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayınlanan afişlerde Kurtuluş Savaşı ve Atatürk ile ve günümüz TSK’dan fotoğraflara yer verilmiş. Bu arada, 18 Mart Şehitleri Anma Günü nedeniyle bir duyuru yapan TSK Mehmetçik Vakfı, Ankara Kocatepe, İstanbul Sultan Ahmet ve İzmir Hisarönü Camiilerinde yarın öğle namazını mütakip mevlit okutacakmış.
Dört yıl süren, sömürgeci tutumun ürünü Dünya Savaşı için, hepimizin aklında kalan en önemli olay; milletimizin kanıyla, canıyla vatanını koruduğu ve destanlar yazdığı Çanakkale Savaşlarıdır. Bugün bizler gibi; o dönem, topraklarımızı bölüp parçalamak isteyen toplumların torunları da, Çanakkale Zaferi’ ni tanımakta, yaşananları okumakta ve nesilden nesile anlatmaktadır. Zira; Çanakkale Zaferi, sadece bir milletin değil, tüm milletlerin örnek alması gereken dayanışma, birlik-beraberlik ve vatan sevgisinin eşsiz bir göstergesi olmuştur. Günümüz Türkiye’ sinde, bu vatanın bütünlüğünü bölüp topraklarını parçalamak; ülkemiz insanlarının kardeşlik duygularına nifak tohumları ekmek isteyen mihrakların ve onların yolunda gidenlerin de, 94 yıl önce elde edilen bu zaferden almaları gereken büyük dersler olmaktadır.
18 Mart Çanakkale Zafer’ inde, al kanlarını bayrağımıza renk, canlarını vatanımıza toprak yapan tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Bu millet, üzerinde bayrağımız dalgalandıkça, cumhuriyetimiz şahlandıkça onları asla unutmayacak ve her zaman hatırlayacağız...
Gelelim bugün kü Çanakkale ile ilgili diğer paylaşımıma. Bu seferki paylaşımım, Bigalı Köyü meydanında, Atatürk Evi'ne giden yolun hemen başında yer alan Çanakkale Savaşları Gelibolu Milli Parkı Alan Kılavuzu olan Mehmet Tosun tarafından,
1995 yılından beri süren çalışmalarla bir araya getirilmiş, ücretsiz olarak hizmet veren "Bigalı Köyü Harp Hatıraları Galerisi"
Galeride, Çanakkale savaşlarından kalan, pek çoğu harp sahalarında bulunmuş olan malzemeler sergilenmekteymiş. Mataralar, süngüler, çatal-kaşıklar, dürbünler, barutlar, mermiler, mermi sandıkları, tabancalar, tüfekler, dikenli tel makasları, el bombaları, kazma - kürekler, kılıçlar, düğmeler vb. pek çok malzemeyi galeride görebilirsiniz.
Girişinde ücretsiz olan bu sergiye bağışta bulunabilir veya destek amacıyla, sergide yer alan, harp hatırası hediyelik eşyalardan satın alabilirsiniz. Galerinin internetteki adresi ise: http://www.bigalimuzesi.com/
18 mart çanakkale zaferimizin yıldönmü yaklaşmakta, bu aralar Çanakkale ile ilgili yazı ve paylaşımlara ağırlık vermeye çalışacağım. İlk olarak Türkiyenin sanal müzesi 360tr.com'da 18 martta Gelibolu yarımadasında yer alan şehitlikler internet üzerinden gezilebileceğini öğrendim ve sizlerle paylaşmak istedim.
Hazırlıkları halen devam etmekte olan proje inşallah 18 Mart'ta ziyaretçilerin beğenisine sunulacak.
Şehitler abidesini ve etrafını sanal da olsa ziyaret etmek için tıklayın.
Ben bu çalışmayı gayet iyi buldum ve beğendim. Şehitlikleri gezmeye fırsatı olmayanlar yada hiç gitmemiş olanlar mutlaka izlesin derim. Şehitlikleri gezmiş kadar olacaksınız ama ben bunla yetinmeyin hayatınızda bir defeda olsa Çanakkalede ki şehitlikleri gezin derim.
Bu sefer yeni keşfettiğim bir şarkıyı ve sanatçıyı sizlerle paylaşıyorum. Bahsettiğim sanatçı Cüneyt Ergün. Cüneyt Ergün 29.12.1978 yılında Adana'da doğmuş ve müziğe 4 yaşında ıslık çalarak başlamış.
Daha sonraları ilk bestelerini dinlettiği arkadaşlarından olumlu sinyaller aldığını farketmiş.
İlk okul, orta okul ve liseyi Istanbul'da bitirdikten sonra Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi Müzik bölümünden mezun olmuş. Uzun yıllar Istanbul, Antalya ve Konya'da cesitli mekanlarda sahne almış. Öğrencilik yillarinda bir sokak fanzininde denemeler ve şiirler yazmış. Bu şiirlerinden biri Altay Öktem tarafından hazırlanan bir şiir antolojisinde "Şehrin Kötü Çocukları" kendisine yer bulmuş ve yine yazar tarafindan aldığı övgüler bir gün kendi kitabını yazabileceğinin ilk ışıkları olmuş ve şu sıralar "Yerçekimsiz Söylemler Kılavuzu" adli kitabini yayına hazırlıyormuş.
Müzik ögretmeni olan Cüneyt Ergün, yerçekimine ' hoşçakal ' diyeceği o kaçınılmaz an gelmeden önce edebiyat ve müzik alanında anlamlı ve kayda değer işler yapmayı planlamaktaymış...
Bahsettiğim şarkı ise;
Bilinmeyen Saati Uygulaması
Hiçbir vücut ısısı değiştirmiyorsa mevsim normallerini
Sevmek de yok artık!
Sevmek yok artık!
Hiç kimseyi!
Sen yaz saati uygulaması ben kış saati
Ortak bi takvimimiz bile olmadı!
Seni bir saat ileri almışlar beni bir saat geri
Bu zamanlar yoksa bize düşman mı?
Bilemem...
Aklın kimde kalır?
Bilemem...
Hatrın kimde kalır?
Bilemem...
Kimler sensiz kalır?
Bilemem...
Hangi yol düz gider?(Hangi yol güze gider?)
Bilemem aşklar ne için biter!
Şarkının "Cesaretin Varmı Aşka" adlı 2003 fransız yapımı bir filmdeki sahnelerle oluşturulmuş videosunu buyrun izleyin.
Sürekli olarak takip ettiğim hemen hemen tüm yazılarını okuduğum Tunç Kılınç'ın blogu Fikir Atölyesinde geçen günlerde güzel bir fikir üretilmiş yine. İyilik Bul, İyilik Yap film'indeki konuya benzer nitelikte olan bu fikrin adı Faili Meçhul Kıyak.
Blog dünyasıyla azda olsa ilgilenen birisi bu fikri duymuştur zaten. Bu fikrin asıl amacı adından da anlaşılacağı üzere karşılık beklemeden, tanımadığınız birine ufak bir kıyak yapıp mutlu olmasını sağlamak.
Bugün dünyada benzeri olmayan 41 mısralık uzun bir metin olan, milli birliğimiz sembolü İstiklal marşımızın 88. yıldönümü bu yıl ilk defa resmi olarak kutlandı. Bilindiği gibi marş önerisi İsmet Paşa'dan geldi. İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu’da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genelkurmay Başkanı İsmet İnönü'den geldi. İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığı'na iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi.Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı. Marş 48 Saatte Bitirildi. O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif'in yazmaya başladığı ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın seçici kuruluna sunuldu. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis’in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi. Mehmed Akif, İstiklal Marşı şairi olması bakımından "Milli Şair" ismini almıştır. İstikla mrşımızın kısaca bu şekilde oluşmuştur. Türk Ulusunun duygularına tercüman olmuş şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u da bu vesileylede anmış olduk. Mehmet Akif Ersoy'un Türk milletinin İstiklal Marşı'nı yazdığı tarihi mekan Taceddin Dergahı'nda tören düzenlendi. Etkinliklerde İstiklal Marşı'nın tamamı öğrenciler tarafından bir kez daha büyük heyecan ve gururla seslendirilmiş. Etkinliğin devamında tarihi Türk Ocağı'nda canlandırmalar da yapılmış. Gazi Üniversitesi'nde saat 14.00'te TBMM Başkanı Koksal Toptan'ın da katılacağı bir tören yapıldı. Panelde, Prof. Dr. Nazım Hikmet Polat, Dr. Mehmet Can Doğan ve Erbay Kücet birer tebliğ sundu. Ayrıca Kızılay Metro İstasyonunda açılan "Mehmet Akif Ersoy fotoğraf sergisi" de bir ay boyunca açık kalacakmış. Son olarak İstiklal Marşı'nın 10 kıtasınında yer aldığı iyi bir biçimde seslendirilmiş bir videosuyla yazıma son veriyorum. İyi seyirler.
Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde, yapılan çalışmalarla turizme açılmış olan Taylıeli Köyü'nün kahvesi tiyatro salonuna dönüştürülmüş. Son olarak Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencileri Ahmet Nedim Hergül'ün yazıp, yönettiği ‘Sigaranın Dumanı’ adlı oyunu sergilemişler. Oyunu, Burhaniye Turizm Müdürü Ünal Oltulu izleyip, öğrencilere ve Ahmet Nedim Hergül'e tebriklerini sunarak birer kitap hediye etmiş. Süha Öztartar'ın başlattığı tiyatro çalışmalarına destek veren kahvehanesini tiyatro salonuna çevirmiş. Kahvehanede birde şiir okuma yarışmaları düzenliyormuş. İrfan Suyabatmaz da şiir yarışmaları düzenlediklerini, resim sergileri açtıkları Taylıeli Köyü'ndeki sosyal faaliyetleri artırmayı hedeflediklerini belirtmiş. İnşallah bu gibi çalışmalar yurdumuzun her yerinde özellikle de köylerde devam eder. Her yörenin,köyün,bucağın kendine göre tarihten gelen uslübu,anlayışı ve kültürü var. Köylerimiz ve köylülerimiz en büyük şehirlerimizden daha medeni ve şehirli bence, çünki yüzyıllardır aynı yerde yaşıyorlar,yaşadıkları coğrafyaya en güzel şekilde adapte olmuşlar,göç almamışlar, köyün sakinleri en küçüğünden büyüğüne birbirlerini tanıyorlar. Ortak kültürleri, ucuz tv programlarıyla biraz yıpratılmış veya üstü tozlanmış olsa da bunu tiyatro çalısmalarıyla ve güzel sanatlarla yeniden gün yüzüne çıkardıkları için kendilerini tebrik ediyorum.
Malumuz bugün tüm dünyada Kadınlar Günü olarak kutlanmakta . Türkiye'de ise 1927 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlanmış. 90'lı yıllar ve sonrasında ise daha geniş katılımlarla kutlanılmakta. Esasına bu tip özel günleri pek sevmem. Bir günde insanlar yüm yaptıklarını unutturmaya ve o güne özel davranışlar sergiliyorlar ve sonrası malum. "Aynı tas aynı hamam" devam ediyor hayat. Fakat bugün ayrı, hergün kutlanacak bir gün bu. Çünki kadınlar olmasa bizim olma ihtimalimiz olamazdı. İyi ki varlar. Aslında 1975 yılında Birleşmiş Milletler genel toplantısında Kadın hakları, uluslararası barış günü olarak kabul edilmiş. Bu kabulün altında iki temel nedeni ise;
Dünya barışının korunması, Sosyal gelişim ve temel insan haklarının kullanılması için kadınların da eşitlik ve kendilerini geliştirmelerine olanak tanınması gereksinimi. Kısacası kadınlardan yola çıkılarak barışa vesile olmak istenmiş. Fakat bugünkü durum ortada. Ne dünyada, nede Türkiye'de, kadınlar için de, barış için de, hiç de olumlu gelişmeler yaşanmamaktadır.
Türkiyede kadınlara ait bu yılki çarpıcı istatistikler ise:
Aile içi şiddetin yüzde 87'si, kadınlara karşı işleniyormuş. Şiddetin yüzde 34'ü fiziksel,
yüzde 53'ü sözlü olarak gerçekleşiyormuş. Bu oran gecekondu semtlerinde
yüzde 97'lere çıkıyormuş.
Kadınların yüzde 20'si okur-yazar değilmiş.
Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6'sı işsizmiş.
Kadınların yüzde 40'ı görücü usulüyle evleniyor, yüzde 20'si ise nikahsız yaşıyor.
Kadınların yüzde 55'i doğum kontrolü uygularken,
yüzde 64'ü hamilelik döneminde doktora gitmiyormuş.
Yılda 2 bin 500 kadın anne olmak isterken yaşamını yitiriyormuş.
Eğitim gören 100 kadından sadece 2 tanesi yüksek öğrenim görüyormuş.
Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 27'lerde bulunuyormuş.
Türkiye'de 850 kaymakamın sadece 17'sini kadınlar oluşturuyormuş.
Hakim ve cumhuriyet savcısı sayısı içindeki kadın oranı ise yüzde 18
Meclis'teki 550 milletvekilinin 24'ü kadın. Belediye başkanlarının ise sadece
binde 5'i kadınlardan oluşuyormuş.
Türkiye'de kadınların yüzde 35.6'sı bazen, yüzde 16.3'ü sık sık aile içi tecavüze uğruyormuş.
Araştırmalar sonucunda ulaşılan ilginç bilgiler ise;
Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyormuş.
Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyormuş.
Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyormuş.
Bu sonuçların azalması için bazı girişimler yapılmakta belediyeler ve vakıflar tarafından. Fakat yeterli düzeyde olmadığı ve kalıplaşmış düşünceler değişmedikçe bu sorunların ciddi bir şekilde azalacağını sanmıyorum.
Atatürk ''Türkiye Cumhuriyeti anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir varlıktır'' sözünü boşuna söylememiş.
Bende yaşamımızın doğumdan ölüme, her anında varlıklarıyla onurlandığımız, ihtiyacımız olduğunda desteklerini esirgemeyen, eğiten, yetiştiren bizi biz yapma yolunda yüreklerindeki sevgi ve şefkati karşılıksız veren kadınların bu güzel günü kutlar ve bu gün verilen değerin diğer günlerde de verilmesini dilerim.
Yıllar öncesinden okuduğum fakat kime ait olduğunu bilmediğim kadınlar için yazılmış çok anlamlı ve gerçekçi bulduğum dizelerle yazıma son veriyorum.
Kadınların Mükemmel Gücü
Çocuk taşırlar zorlukları taşırlar ağır yükleri taşırlar
ama mutluluk sevgi ve neşe verirler.
Bağırmak istediklerinde gülümserler.
Ağlamak istediklerinde şarkı söylerler.
Mutlu olduklarında ağlarlar.
Bir kadın tanırım çok güçlü
espirileri ile sevdiklerine kendilerini iyi hissettirir.
Öyle kadınlar bilirim karlı bir günde telefon başında bekler
arkadaşının " eve güvenle geldim! " telefonunu kaçırmamak için.
Bir dost bilirim
yıllar önce söylediğim sırrı özenle tutup
asla bir daha ortaya getirmeyen.
Kadınların özel bir tarafı var.
Gönüllü çalışır hasta bakıcılık yapar
çaresizlere yiyecek taşırlar.
Öğretmen memur. doktor hemşire
yönetici avukat evhanımı komşudurlar.
Takım kıyafet giyer kot ve üniforma.
İnandıkları uğruna savaşır
haksızlığa karşı dururlar.
Barış için sevgi için doğruluk için
konuşur yürür başvurur çırpınırlar
Aynı anda göz yaşlarını silebilir
yaraya pamuk koyar
ve sırtını sıvazlayabilirler.
Ailesi daha çok yesin diye az yiyebilir
çocukları kitap alabilsin diye
yeni bir ayakkabı almadan bir kış daha geçirirler.
Okul aile toplantılarına gider
hasta çocuğu için okula koşarlar.
Dostlarını destekler
korkmuş arkadaşı ile doktora giderler.
Gerektiğinde para verir
koşulsuzca severler
bilginin güç olduğunu bilir
ama genede yumuşaklıkla işlerini hallederler.
Çocukları ödül aldığında başarılı olduğunda
yada sadece mutlu olduğunda ağlarlar.
Kimi zaman omuz kimi zaman bir çift kulak
kimi zamanda yardım eden bir ses olurlar.
Hiç güçleri kalmadığında bile
dimdik ayakta dururlar.
Zor durumları kontrol eder
yorgunken bile enerji verirler.
İhtiyacı olan bir dost için uykusuz kalır
yalnızken yanına koşarlar.
Bir kadının dokunuşu her yarayı iyileştirir.
Bir kucaklama bir öpücük kalpleri tamir eder.
Romantik bir geceyi unutulmaz yapabilir.
Kocasının çocuklarının ve arkadaşlarının
en iyi özelliklerini ortaya çıkarabilir.
Gölgede kalmaktan şikayet etmez.
Zorlamak yerine nazikçe cesaretlendirir.
Şefkatli sözler fısıldayabilir çığlık çığlığa taraftar olabilir
ve korkuları gülerek uzaklaştırabilir.
Moralini düzeltip kendine güven getirebilir
bir kayıp yada kavga sonrası aileyi bir araya getirebilir.
Kadın her çeşitte her ölçüde her renkte ve şekilde olur.
Evlerde apartmanlarda gece kondularda yaşar.
Yürür araba kullanır uçar yada koşar.
Dostuna basit bir e-mail gönderererek
ne kadar değer verdiğini anlatır.
Haksızlıkları affetmek ve unutmak için yürekleri vardır.
İyiliği unutmayan her zaman hatırlayan
Sevgi ve sadakat ile çarpan bir kalpleri vardır.
İşte dünyayı döndüren kadının kalbidir.
Bir kadın aynı anda hem ağlayabilir hem gülebilir.
hem üzgün hem umutlu olabilir.
hem affedebilir hem cesaretlendirebilir.
Kadın sadece doğum yapmaktan çok daha fazlasını yapar.
Daha 10 yaşında bile olmayan küçücük fakat koskocaman bir yüreği olan bir kızın Peygamber efendimize yazdığı ve seslendirdiği şiir bu seferki paylaşımım. Şiir "Sen hala 40 yaşındasın ve hala ümmetinin başındasın." cümlesiyle bitiyor. Her dinlediğinizde ağlayacağınızı sanıyorum.
En azından ben her izlediğimde göz yaşlarıma mani olamıyorum...
Dün tanıştığım Habertürk gazetesi hakkında ben de bir kaç kelam edeyim dedim. Aslında internetten haberleri takip eden ve gazete okuyan biriyim. Fakat elime alıpta çay veya kahve ile birlikte gazete okumak ve ardından içindeki bulmacayı çözmek yada pazar eklerini vs okumak ayrı bir keyiftir benim için. Bir de gazeteden daha çok ekleri benim ilgimi çeker genellikle.
Gelelim konumuz olan gazete, HaberTürk'e ilk çıktığı gün alamadım çünkü gazete aldığım yerde kalmamıştı, haftsonu olması ve ilk gün sebebiyle. Ertesi gün nöbetten çıktığımda aldım inceledim biraz. Baskı kalitesi ve boyutu gayet iyi bence. İçeriğine sunulan haberlere falan baktığımda da fena değildi yeni olmasına rağmen. Ekonomi, spor, magazin, istanbul ekleri de gayet iyi bana kalırsa. Gerçi magazin ekine bakmadım bile. Bugün işe giderken alamadım ama iş dönüşü aldım.
Eve geldim biraz okuyayım gazeteyi dedim sayfaları çevirdim. 20. sayfada baktımki Bloglara ayrılmış bir köşe var. İlk günden itibaren varmıydı bu köşe bilmiyorum ama ben bugün farkettim. 5 blog dan yazı yayınlamışar, blogların adreslerini belirterek. Bu bloglardan biride kuzenim Gürkan Kalkan'ın bloguydu. "Yağmurda koşmalımı yoksa yürümelimi?" başlıklı bir yazısını yayınlamışlar.
Ne yalan söyliyeyim bu köşe hoşuma gitti açıkçası. Bir çok ülkenin gazetelerinde olduğu gibi gereken yeri ayırırlar inşallah bloglara ve bu köşeyi devam ettiririp, geliştirirler. Daha önce başka bir gazete böyle bir köşeye rastlamadım. Hiç değilse bu köşe benim açımdan bir ilk. Hep iyi yanlarını anlattım HaberTürk gazetesinin, geleyim birazda beğenmediğim taraflarına. Bir kere adı olmamış HABERTURK olurmu hiç böyle bir isim demekten kendimi alamıyorum.
Hadi sitesinde tv'sinde falan alıştık da. Bari burda aynı hatayı yapmasalardı. Logo zaten içler acısı. Az önce sevindiğim bir köşeyi belirtmiştim, şimdi ise hiç beğenmediğim bir köşeyi belirteyim "TekeTek" yani Fatih Altaylının köşesi. Oldum olası hiç haz etmem bu adamdan. Bir Fenerbahçe taraftarı olarakda ayrıca sevmem. Kendisi malum gazetenin demirbaşlarından oluyor haliyle bu durum beni biraz bu gazeteden soğutuyor. Ama yine de çok önemli değil, gazete Fatih Altaylıdan ibaret değil sonuçta.
Bu gün köşesinin sonunda şöyle bir dipnot vardı. Ne zaman adam oluruz? Kaçtığımız gerçeklerin bizi er geç bulucağını anladığımız zaman.
Anlaşılan o ki o zaman hala gelmemiş Fatih Altaylı için. Bu saatten sonra da gelmez sanırım. Artık ne kadar süre ayakta kalır bilemem, ama işi zor şu anki kartelleşmiş medyada ciner grubunun gazetesi olsada.
Yinede şu an için okumaya devam edeceğim gazete benim için. Hiç değilse farklı ve tek sesli bir yapısı var. Benim şu anki görüşlerim bu kadar Haberturk gazetesi için. Sizler de bir şeyler söylemek isterseniz haberturk gazetesi ile ilgili bu yazıya yorum olarak belirtebilirsiniz. Sonuçta bunlar benim şahsi görüşlerim. Yazının sonuna birde gazetenin reklam videosunu ekliyeyim dedim adetten oldu artık nede olsa :D
Şu dünyada en nefret ettiğim insanların başında gelen abdullah öcalan'ın Tek başına cezasını çektiği İmralı adasında komşu hücrelerin inşaatında birde cami projesi varmış. Caminin Modern mimari ve minareye sahip 50 kişilik olması planlanıyormuş. AİHM savumasında "Namaz tiyatrodur" "Camilerin tiyatro salonuna dönüştürülmesi gerekir" "İslam savaşçı bir dindir ve kürtleri eziyor"gibi islam karşıtı cümleler söylen abdullah öcalan bu haber'e artık ne kadar sevinir ve üzülür bilemem. Fakat günde 5 vakit ezan dinleyince belki imana gelir. Aslında bu tip haberlerin yerine abdullah öcalan'ın idam edildiği haberini vermek isterim. İnşallah o da bir gün olacak. Aslında idam'a karşıyımdır fakat bu adam'ın Türkiyede bizim paramızla yaşamını sürdürmesinide hazmedemiyorum her Türk vatandaşı gibi...