Aşk bir inkılaptır

Barış ile savaş arasındadır benim aşkım. Hayatımda adeta bir inkılaptır.

Yazılanları uzun uzun okumak, fotoğrafları seyre dalmak “ah keşke… keşke farklı zamanlarda tanışmış olsaydık” demektir aşk. Ve bendeki aşk, “farklı zamanlar”ı, “şu anki”nden iyi yapan farkı anlayamayan bir aşk’tır. Farklı zamanların iyi tarafı; “yanımda olabilmek, bana sahip çıkabilmek, bir çok an’ımı yaşayabilmek”ti. Öyle ya, sen bana baka baka aşık oluyordun.

Aşk, başlarsa biterdi. O yüzden korumalıydın beni. Bense göremiyordum bütün bunları. Çünkü yer yüzünden silinmekti bendeki aşk! “Başlamayalım; bitmesin” dedi inatla aşk. Yıllar öncesine bir yaz gününün kabus dolu saatlerine geri götürdü bu söz beni. “İnanmadığım hiçbir şeyi yaşamıyorum” derken, doğruydu söylediklerim. İnandığım bir gerçeği yaşadım ben seninle. Fırtınalı dünyamın duygularına söz geçirmek zordu benim için.

Sevmenin, bazen uzaklaşmayı gerektirdiğini söyler sendeki aşk; bunun, karşısındakini korumak için olduğunu düşünür. Bütünü unutmadan, karşındakinin savunmasızlığını görebilmek büyük marifettir. Bu marifetten yoksundur benim aşk’ım.

Aşk, yanında ister sevdayı. Anne yavrusunu, Mevlana Tebrizisini, Mecnun Leylasını yanı başında diler. Herkesin görüp bildiği meziyetlerinden sıyırıp, kimsenin yaşayamadığı şekli şemaliyle yaşamak ister aşk, sevdasını.

“Ben bir bütünüm” der senin aşk’ın. “Bütünümle sev beni; çünkü aslını sevmek üzere seni sevmeden önce suretini sevdim” diye yakınır. Haksız da değildir böylesi aşk.

İhtimaller üzerine kurulmaz aşk. Her haliyle kabullenir sevdasını. Ya bekletemeyecek, paylaşamayacak kadar çok seviyorsundur ya da sevmiyorsundur. “Sen nasıl yetişeceksin bana” da ne demektir? Zamandan öte, mekandan ayrıdır benim aşk’ım.

Dağlar gürledi; “birine ismen aşık olmak değil, ruhen ona aşık olabilmektir marifet. Ruhu sana ait olmuşsa sevdanın, alem-i cihan gelse değişmez kimseyi sana!” Ben yıllarca adı bile olmayan, belirsiz bir hayali bekleyebiliyorsam sen de cisme bürünmüş bir adı olan hayali bekleyebilirsin belki de..

Aşk, benim yüreğimde bir inkılaptı; sevdasıyla gönlümde bir devrim; yol açtığı tüm savaşlarına rağmen kendimle yeniden bir barıştı. “Başlarsak, biteriz” deme; dile gel ey Aşk! Yüreğin varsa benimle ol!

Bu yazıyı e-vren günlüğü adlı blogdan yazının asıl sahibinin iznini alarak yayınladım. Kendisine buradanda teşekkür ederim bu anlamlı ve güzel yazıyı sizlerle paylaşmama izin verdiği için. Aşağıda birde yazarın kendi sesinden yazının videosu bulunmakta. İzlemenizi öneririm.
İyi seyirler.


ALLAH’a asla "Neden ben?" diye sormayın

Başınıza gelen sıkıntı ve müsibetlerde dahi ALLAH’a asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Şekva etmeyin. Sabrederek ve size verdiği nimetlere teşekkür ederek karşılayın. Ne olacaksa olur zaten. Bu konu ile ilgili bir olayı sizlerler paylaşacağım bu sefer.
Hikaye ise;

Meşhur Wimbledon’un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi..

Hayranlarından biri sordu.. “Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?”

Arthur Ashe cevap verdi..

“Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4′ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tuttuğum zaman Tanrı’ya ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı’ya nasıl ‘Neden ben?’ derim?.

Mutluluk insanı hoş yapar. Başarı ışıl ışıl.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı..

Tarihin mübarek hatunlarından Rabiatül adeviye bir gün başı ağrıyınca bir tülbenti başına sarıvermişti. Sarıvermesi ile çıkarıp atması bir olmuş. Kendi kendine” Ey utanmaz nefsim. Rabbim yıllar boyu sağlık, afiyet verdi. Birgünden bir güne bu sağlığını belirtecek bir zünnarı başına sarmamışken, bir defacık başın ağrıyınca başına bu zünnarı bağlayıp, dünya aleme ilan etmeye haya etmiyormusun” diye nefsine öfkelenivermiş.

Başınıza gelen sıkıntı ve müsibetlerde dahi ALLAH’a asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Şekva etmeyin. Sabrederek ve size verdiği nimetlere teşekkür ederek karşılayın. Ne olacaksa olur zaten.

Hikaye ile ilgili video ise;




Hoştur bana senden gelen
Ya hilat yahut kefen
Ya taze gül yahut diken
Kahrın da hoş lutfun da hoş.

Gelse celalinden cefa
Yahut cemalinden vefa
Ikisi de cana safa
Kahrın da hoş lutfun da hoş…

"Tanrı Yanılgısı"nın Yanılgısı-Erhan Ayşan

Bu sefer benim açımdan tanıdık birisinin kitabını tanıtacağım. Çalıştığım hastanedeki Genel Cerrrahi Doç. Dr. Erhan Ayşan'ın, Richard Dawkins'in kitabı Tanrının yanılgısı adlı kitabına cevaben yazdığı Tanrının Yanılgısının Yanılgısı adlı kitaptan bahsediyorum.


Kitabın Arka Kapağında yazanlar ise;

Bu kitap, çağımızın en ünlü, tüm zamanların en üretken ateisti Richard Dawkins'in en az onun kadar ünlü olan 'Tanrı Yanılgısı' kitabına bir yanıttır.

Bu kitabı 'ne olursa olsun ateizme (Tanrı'nın var olmadığı inancı) karşı teizmi (Tanrı'nın var olduğu inancı) savunmak zorundayım' düşüncesiyle yazmadım.

Tanrı'nın var olmadığına dair ortaya atılan ve doğru olan herhangi bir argümana 'sözüm ona ' bir yanıt vermek de değildir amacım.

Ateistler iyi bilmelidir ki; eğer bir Tanrı yoksa, bunun, başta bilim olmak üzere herhangi bir disiplinle kanıtlanmasını biz teistler, onlardan çok daha fazla isteriz.

Doğaldır ki, hiçbir teist, olmayan bir Tanrı için hayatını dinsel ritüeller ve kurallar arasında geçirmek istemez.

Bu kitap...
Richard Dawkins'e,
onun son ürünü 'Tanrı Yanılgısı'na
ve tüm ateistik öğretilere karşı,
inatçı değil, samimi...
alaycı değil, ciddi...
tutucu değil, değişime açık...
cahilce değil, aydınca yapılmış bir Tanrı inancı (teizm) açıklamasıdır...savunması değil.

Ayrıca Erhan Ayşan Genel Cerrahi konusunda çok iyi, güvendiğim ve herkese tavsiye edebileceğim bir doktordur. Bu yazdıklarımın bir reklam olmadığını Erhan Ayşan'ın websitesi;
http://www.webcerrah.com/ ziyaret ederseniz anlayacağını umuyorum. http://www.webcerrah.com/sagliksorulari.php adresinden Doç. Dr Erhan Ayşan'a sağlığınız ile ilgili sorularınızı yöneltebilirsiniz.

Obama soykırım demeyecek fakat...

Seçimlerden önce Barack Obamanın sözde “Ermeni soykırımını” tanıyacağını yönünde görüşler vardı. Kendiside bunu ermenilerin oyunu almak için bir vaat olarak kullanmıştı hatta. Gel gelelim şu an ki havaya baktığımızda durum tersine işleyecekmiş gibi görünüyor. Ermenistan’ın önde gelen Türkiye uzmanlarından Ruben Safrastyanın deyimiyle; Yeni ABD Yönetimi’nin Afganistan’ı "kilit bir konu" olarak gördüğünü bu yüzden Washington’un Ankara’ya ihtiyaç duyacağını belirtmiş. Barack Obama, ulusal çıkarlardan hareket ederek yıllık 24 Nisan açıklamasında soykırım sözcüğünü kullanmayacak demiş. Bu Amerikanın işine de akıl sır ermiyor soykırımı tanımıyacak gibiler, tabii şimdilik. Fakat Trabzonu üs olarak kullanma söylentileri var. Bu arada yani kara kaşımıza, gözümüze değil Obamanın Türkiye'ye gösterdiği hoşgörü...

Hamdan-Gazze saldırılarıları ile alakalı bir kısa film

Bir haberden esinlenerek hazırlanan 2009 Ocak ayındaki İsrail’in Gazze saldırılarına bir “hatırlatma” ve sine-tepki olarak yapılan,konusu; sabah kahvaltısı için annesinin ekmek almaya gönderdiği çocuğun hikayesi olan hamdan adlı bir kısa film'i paylaşıyorum bu sefer.

Açıkçası ne filmin sonunda filistindeki katliama dair açıklama var nede konu ile alakalı bir veri göze çarpıyor.

Ayrıca ham haliyle bırakılıp teknik oyunlarla a zenginleştirilmemiş.
Fakat bu ülkede çok iyi ekip ve ekipmanlara sahip olan kaç kısa filmci, Filistin'de olup bitenleri görünce yerinden kalkıp sinema yoluyla bir tepki ortaya koymaya yeltendi?
Binlercesi sıcak yataklarında pozisyon bile değiştirmediler...
O yüzden, yapılan iş bir kısa filmde başarı ve başarısızlığın sınırlarını çok aşan anlam ve önemdedir diye düşünüyorum.

Film'in yönetmeni: Osman Gazali ÇAKMAK
Kurgu: Osman Gazali ÇAKMAK
Oyuncular: Ayşenur CAN, Gökçay YILDIZ
Süre: 03:57

Emre-Baştan sona yaşanmış ibret alınacak bir hayat hikayesi

Bu defa bir arkadaşımın bana hediye etmiş olduğu bir kitabı sizlere tanıtmak istedim. Eğitimci-yazar Dr.Halit Ertuğrul'un kaleme aldığı ve kendisinde bahsettiği gibi. Baştan sona yaşanmış bir hayat hikayesi...
Kitapta insanın dünyasını alt üst eden ve duygu seline boğan öyle acı dolu, öyle ibret ve öyle gözyaşı dolu olaylar var ki, okuyanlar gözyaşlarını tutamayacaklardır. Bu kitap yalnız bir kişiyi değil, bir toplumu ve bir dönemi anlatıyor. Çok daha önemlisi de; toplumdaki karışıklığa, düzensizliğe ve çirkinliğe çıkış yolu sunuyor ve çok önemli çözümler öneriyor. Bunun için de eser, herkesin, her kesimin hayatını içine alan bir özellik taşımaktadır. İnsanın içini kanatan, yüreğini ağzına getiren ve acının hertürlüsünün yaşandığı bir kitap, adeta bir destan gibidir. Emre'nin nefes kesen hayat hikayesini bitirdiğinizde içinize yeni bir umudun ve yeni bir aydınlığın doğduğunu göreceksiniz. Kısacası baştan sona ibret alınacak bir yaşam hikayesi....
Yazar hakkında detaylı bilgi için; http://www.halitertugrul.com/biyografi.php
Yazar'ın diğer eserleri için;http://www.halitertugrul.com/biyografi.php
Adreslerini ziyaret edebilirsiniz.

En Muhteşem Sanat Eseri

Prof. Dr. Alpaslan Özyazıcının "Hücreden İnsana" adlı kitabından alınan sözlerle oluşan Ahmet Yordam'ın hazırladığı bir videoyu paylaşıyorum bu defa. Videonun içeriğindeki sözler ise;
Kâinatın En Muhteşem Sanatı insandır
Mikelanj (Michelangelo Buonarroti) Rönesans dönemi Ünlü İtalyan ressamlarından biridir…
Bu meşhur heykeltraşın 1513-1516 yılları arasında üç yıllık çalışma sonunda meydana getirdiği heykeli görüyorsunuz…
Üç yıl boyunca bütün mesaisini, dikkatini, bilgi ve kabiliyetini bu esere harcayan Mikelanj,
…hayalinde canlandırdığı Musa’nın bir anlık görüntüsünü taş üzerine nakşederek sanat meraklılarının takdirini kazanmıştır…
Hz. Musa, ilahî on emri halkına bildirmek için, Tur Dağına çıkar ve orada kırk gün kırk gece bekler…
Şehre döndüğünde, halkının altından yaptıkları bir buzağı heykeline taptıklarını görür. Bu, onda büyük bir kızgınlık ve hiddet yaratır…
Mikelanj’ın Musa’sı, işte bu anı temsil eder…
Musa öfkeli, fakat kendisine hakim görünür… Başı sola çevrili, üzerinde on emrin yazılı bulunduğu levha koltuğunun altında, sanki az sonra ayağa kalkacağı izlenimini verir…
Heykel bittikten sonra Mikelanj, kendi sanatından öylesine etkilenir ki, onun aslında cansız bir taş parçası olduğuna kendi bile inanmak istemez…
Bu muhteşem eseri bitirdikten sonra karşısına geçer. Bir müddet hayranlıkla izledikten sonra; “Konuş Ey Musa! Konuş!” diye haykırır ve elindeki çekici hışımla heykele fırlatır. Ve heykelin sol bacağını kırar…
Yeryüzünde her yıl milyonlarca bebek doğar…
Bu, her saat binlerce mucizenin aynı anda...
...dünyamızın her köşesinde birden cereyan edişi demektir.
Her birimiz böyle bir mucizenin neticesi değil miyiz?
Fakat insan alışılmışın dışında cereyan eden olaylara...
...ve harika sanatlara merakını sarf etmeye meyillidir…
Kendisinin nasıl var olduğu üzerinde durup düşünmek ihtiyacını nadiren hissedenlerin,...
...bir tüp bebek hadisesine olağanüstü ilgi duyması bu yüzdendir…
Oysa tüp bebeğin meydana gelişinde insanın rolü, kendi isteği dışında meydana gelmekte olan olaylara sadece zemin hazırlamak- tan ibarettir.
Buna karşılık anne rahminde iki hücreden bir insan yaratılması,
...pek çok noktalarını Yirmi Birinci Yüzyıl ilminin dahi aydınlatamadığı,...
...akla durgunluk veren safhalardan geçerek gerçekleşmektedir…
İnsanın etrafındaki alem bir yana,...
...yalnız kendisinin yaratılışı üzerinde düşünmesi bile,
...onu sonsuz kudret sahibi bir Yaratıcının varlığına götürecektir.
Yaratılış itibariyle güzeli seven ve güzelliğe aşık olan insan,
...insan sanatının güzel örnekleri karşısında...
…takdir ve hayranlık hislerini ifade etmekten kendisini alamaz.
O eserin ustasını, asırlar önce yaşamış olsa bile, hayranlıkla ve tebrikler ile yad eder…
İnsanlığın böyle putvari sanatlarını sırf güzel olduğu için beğenen...
...ve sanat yönüyle takdir eden insan,
...cansız atomlardan, üç karanlık içinde...
...canlı olarak yaratılan,
...ve her bir hücresi ayrı bir sanat mucizesi olan…
...insan vücudu karşısında elbette hayrette kalacak...
...ve bu muhteşem sanat eserinin...
…meydana getiriliş aşamalarındaki hikmet mühürlerini okuma ihtiyacını hissedecektir...
Mesela, göz gibi paha biçilmez bir organımızın bir ilim ve iradeye dayanarak yaratıldığı açıktır…
Bu iradenin sahibi olan Allah, gözü ruhumuza pencere yapmış, oradan...
...bu âlemin sayısız güzelliklerini bize seyrettirmektedir.
Bu güzelliklerin Yaratıcısına karşı...
…ruhu, sonsuz takdir ve şükran hisleriyle dolmayan insan,
...yaratılışından beklenen gayeyi bulamamış demektir… Devlet başkanlarının heykeli önünde secdeye giden Kuzey Koreliler
İnsanın kıymetini gösteren ve diğer varlıklardan ayıran manevi özellikleri:
1. Kâinatın en son meyvesi...
...ve Hz. Muhammed yönüyle Kâinatın çekirdeğidir. çe
2. Kainat sarayının en değerli, akıl ve irade sahibi bir misafiridir.
3. Küçük ve büyük bütün hareketleri kaydedilen, çok geniş kullukla sorumlu bir varlıktır.
4. Kâinat sarayındaki diğer varlıklara hükmeden en hareketli bir memurudur.
5. Yaratıcısının bütün isimlerini üzerinde gösteren bir aynası gibidir.
6. Cenab-ı Allah’ın konuşmalarına, hitaplarına en anlayışlı ve özel bir muhatabıdır.
7. Kabiliyetçe en zengin varlıktır,
...ancak en çok aciz ve ihtiyaç sahibidir…
8. İnsan sonsuz yaşamaya ve bekaya en aşık ve en layık olanıdır.
9. Kendisine nimetler veren Zatı tapar derecesinde seven ve sevilen, çok harika bir kudret mucizesidir…
10. Yeryüzü, gökyüzü ve dağların kaldırmaktan çekindikleri “Büyük emaneti” omzuna alan,
...ve önüne iki acayip yol açılan,
...bir yolda canlıların en kötü bahtlısı,
…ikinci yolda en talihlisidir…
Ayrıca yolyordam.com dan bu ve benzeri videoları, pek çok yararlı bilgiyi bulabilirsiniz.
İyi seyirler.

video

Aile bağlarıyla ve gelenekleriyle övünen bir millettik ama ne hale geldik!

Bugün okuduğum bir haberde. Her gün Antalyadaki Muratpaşa Camii'nin önünde bir dede bulunduğunu öğrendim.
Çocukları, torunları dedelerini köyden getirip bırakıyorlarmış cami önüne. Dedeler de yağmurda karda kışta orda öylece bekliyorlarmış. Polis ise bu durumda resmi bir işlem yapmadan Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne ve Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı'na bilgi veriyormuş.

İki kurumun koordinesinde sokağa terk edilen dedeler, huzurevi veya bakım evine yerleştiriliyormuş.

Eskiden büyüklere saygı gösterilirdi. Hem dinimizin hem insanlığımızn gereği olduğu öğretilirdi. Ne yazıkki son zamanlarda ne din eğitimi aldık ne de insanlık.

Toplu taşıma araçlarında yaşlılara, hamile kadınlara ve yaşça büyüklere yer verilirdi. Fakat 7 yaşındaki çocuk bile takmıyor artık bunları. Kısacası Antalya valisi Alaaddin Yüksel'in dediği gibi;
"Aile bağlarıyla ve gelenekleriyle övünen millettik, dedelerimizi cami önlerine bırakıp kaçar hale geldik"

Belkilerim Sonralarım Keşkelerim-Merve Durceylan

Üniversiteli bir genç kızın yazdığı bestelediği klibini çektiği ve çok beğendiğim şarkısını paylaşmak istedim bu sefer. Bu aralar gündemden ve kendi konularımdan biraz şaştım ama olsun.
Güzel bir ses ve beste.

Amatör haliyle bile gayet iyi bence.

Şarkının sözleri ise;

Belkilerim sonralarım keşkelerim
Olmadan yaşabilirmiydim
Gitsem elimden tutacak kimse kalmayacak
Kalsam içimde küllerim tekrar savrulacak
İskanbil kağıtlarından evler gibi
Yerinde olsaydım dokunmadan önce
Birkez daha düşünürdüm

Ama yok artık düşünme
Bir gün daha sensiz geçiyor
Nasıl olsa bitti üzülme
Biliyorum üzülmeyeceksin ama

Ama yok artık düşünme
Bir gün daha sensiz geçiyor
Nasıl olsa bitti üzülme
Yada en azından üzülmüş gibi yaparmısın...

Gitsem elimden tutacak kimse kalmayacak
Kalsam içimde küllerim tekrar savrulacak
İskanbil kağıtlarından evler gibi
Yerinde olsaydım dokunmadan önce

Ama yok artık düşünme
Bir gün daha sensiz geçiyor
Nasıl olsa bitti üzülme
Biliyorum üzülmeyeceksin ama

Ama yok artık düşünme
Bir gün daha sensiz geçiyor
Nasıl olsa bitti üzülme
Yada en azından üzülmüş gibi yaparmısın...
Birkez daha düşünürdüm

Şarkının videosu ise;
video

Kumdan kaleler-Sana dair

Yine güzel bir şarkı ile karşılaştım ve sizlerle paylaşayım dedim yine. Bahsettiğim şarkı 1992-1998 yılları arasında etkin olan aralarında Tuna Kiremitçininde bulunduğu Kumdan Kaleler adlı gruba ait...





Şarkının sözleri ise;
Sana Dair

Yaşam kadar gerçek
Yaşamak gibi sahte
Öyle çok şey var ki
Yaralayan insanı
Bir yürek çarpıntısı
Onu her gördüğünde
Öyle çok şey var ki bak
Sana dair

Yanlış aşklar yaşadık
Yanlış köprülerde
Yanlış gemiler yakıp
Aldırmadan
İki damla su çaldık
Zamanın pençesinden
Aldırmadan, aldırmadan

Mucize gerek bize
Gidecek bir başka düş
Bir düş ki korkmamış
Zamanın karşısında
Ve bir çağ gerek bize
Ve bir çağ bundan özgür
Öyle çok şey var ki bak
Sana dair

Sonra kuşlar gitti
Anladım dünya yorgun
Sen yorgun, tortusu kalmış
Eski bir korkunun
Görmedik, duymadık
Demedik bunlar kötü
Biz var mıydık?
Aşk var mıydı?

Bu ne senden ilk kaçışım
Ne de ilk düşüşün yüreğime
Ne bu serden son geçişim
Ne de son küsüşüm kaderime

Şarkının videosunu ise; http://www.facebook.com/home.php#/video/video.php?v=50865339242 adresinden izleyebilirsiniz. Bloggerde sorun yaşadığım için buraya yükleyemedim. Eğer sorun çözülürse burada da yayınlayacağım.

İşin sırrı aslında kendini nasıl gördüğündedir...

Yıllar önce izlediğim çok anlamlı bir video'yu paylaşmak istedim bu sefer sizlerle. Video'nun için de geçen sözleri aşağıda belirttim. Kişisel gelişim üzerine yazılan bir metin üzerine yapılmış, Göksel Baktagir'in Garip adlı şarkısı kullanılmış videoda. Ama kim yazmış bu sözleri bilmiyorum.

Bazen her şey sadece görünüşten ibarettir.
Bazen hergün başka biri olmak ister ve onun maskesiyle sokağa çıkarız.
Bazen eksiklerimizin içinde umutlarımızı yeşertiriz.
Bazen her şeye rağmen umudumuzu kaybetmeyiz.
Bazen elimizdekinin farkında olmayıp boşuna eziyet çekeriz.
Bazen herkesin gördüğünden farklı bir şey görürüz.
Bazen terkedilmiş hissederiz.
Bazen yaşama sımsıkı yanımızı reddederiz.
Bazen insanlar çoktan bizim için felaket senaryolarını hazırlamıştır.
Bazen hayat karmaşık ve içinden çıkılmaz bir denklem gibi gelir.
Bazen hiç ummadığımız dostlardır yardımımıza koşan ya da bizi hiç unutmayan
Bazen başarı en zor şartlarda ve savaşlardan sonra gelir.
Bazen bilgi bizi çağırır,biz ona gitmek istemesek de.
Bazen yanlış kararlar felaketle sonuçlanır.
Bazen imkansızlıklar içinde yaratıcı olmak gerekir.
Bazen ne yaparsan yap hiçbir şey değişmiyormuş gibi gelir...
İşin sırrı aslında kendini nasıl gördüğündedir...

video

Harika bir şarkı

Az önce bir arkadaşım facebook'ta bir video paylaşmış "Harikanın ötesinde bir şarkı" adıyla. İzleyeyim dedim gerçekten de hak verdim. Çok güzel bir şarkı ve çok iyi bir sesle karşılaştım. Pek tarzım değil aslında ama yinede beğendim sizlerle de paylaşmak istedim. Video da ne şarkının ismi nede söyleyenin ismi vardı. Yine de yılmadım araştırdım biraz şarkının Zeynep Sağdaş'a ait olduğunu ve onun söylediğini öğrendim. Zeynep Sağdaş hakkında diğer bilgilere ve diğer şarkılarına ulaşmak için alt satırlarda verdiğim adresleri ziyaret edebilirsiniz. Aslında biraz mypacede gezinince Zeybep sağdaş gibi yetenekli iyi seslerle karşılaşılıyor.


Şarkın sözleri ise;
Zeynep Sağdaş - Yarım Kalanlara Rağmen

Söylemezdin tüm o sözleri
Görseydin en gerçek halimi
Artık önemi yok
Her yanlışta doğar bir doğru
Belkide böyle olmalıydı bu
Boşver ziyanın yok
Başka birine kendimi anlatmak
Başka birine duvarlarımı yıkmak
Başka tenlerde aşkı aramakinan istemem artık
Zor duramam ayakta hergün kırılıpta
Zor aşk yaşanmıyor hergün her an yanılıpta
Her giden bir parça çalıyor benden
Yarım kalanlara rağmen
Yok bağırma hiç şimdi alınıpta
Yok üstüme gelme hiç eskiye sarılıpta
Her acı bir günah siliyor benden
Yarım kalanlara rağmen
Şimdi yaramı sarmam gerek
Aşkla aramı yapmam gerek
Kime inanmalıBaşka birine kendimi anlatmak
Başka birine duvarlarımı yıkmak
Başka tenlerde aşkı aramak
İnan istemem artık

Şarkının videosu ise;
video

Kemal Kılıçdaroğlu'nun Seçim Şarkısı

Dün düzenlenen basın toplantısı'nda Onur Akın'ın Kemal Kılıçdaroğlu'na bestelediği şarkı açıklanmış. Onur Akın bu konuda, şimdiye kadar hiçbir siyasetçiye şarkı yapmadığını, ancak şarkılarının seçim dönemlerinde kullanıldığını anlatmış. Kılıçdaroğlu'nu insan ve siyasetçi olarak çok sevdiğini ve bu parçayı gecenin saat 04.00'ünde yaptığını

söyleyen Onur Akın, Kılıçdaroğlu'nun toplum için bir umut ve ışık olduğunu ifade etmiş. Fakat gecenin Onur Akın'ın gecenin 4'ünde bestelediğim dediği şarkı ahmet kayanın kadınlar dağlara dağlara doğru adlı şarkısı ile büyük benzerlikler göstermekte. Şarkının sözleri ise Şöyle:

Kılıçlar çekildi bu bir düello
Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak
Karanlığın sonunda güneş olacak
Geliyor Kılıçdar Kılıçdaroğlu
Yalanın talanın göründü sonu
Soruyor Kılıçdar Kılıçdaroğlu
İstanbul sen de bas bağrına O’nu
Geliyor Kılıçdar Kılıçdaroğlu
Hem temiz hem dürüst bir insanoğlu
Soyulmuş boğulmuş lal olsan bile
Bu şehir yeniden gelecek dile
Bir değil on değil milyonlar ile
Geliyor Kılıçdar Kılıçdaroğlu
Hem temiz hem dürüst bir insanoğlu
Sırtından halk değil harami doydu
Haykır ey İstanbul sebebi neydi
Karanlığa bir ışık tutalım haydi
Geliyor Kılıçdar Kılıçdaroğlu
Hem temiz hem dürüst bir insanoğlu

Şarkının sözlerinde dürüst, temiz kelimeleri kullanılıyor Kılıçdaroğlu için. Bana nedense inandırıcı gelmedi. Kendisinin sürekli olarak dürüst olduğu abartılarak söyleyen birisi kim olursa olsun, bana inandırıcı gelmez belkide o yüzdendir...

video

"Fareli Köyün Kavalcısı" Çanakkaleliymiş

Çanakkale’de, ‘Apollon Smintheus’ kazıların da 5 bin yıl önce Çanakkale'de kurulduğu düşünülen ve Türkiye’deki en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti’nden daha önceki bir dönemde yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar ortaya çıkmış. Kazılarda aynı zamanda, Fareli Köyün Kavalcısı’nın Çanakkaleli olduğu bilgisine ulaşılmış. Bu olay'a çok şaşırmadım açıkçası tarihte buna benzer bir çok ilk yaşanmış Çanakkale de. Şunu da belirteyim ben İstanbulda doğdum, büyüdüm aslında ama her zaman kendimi bir Çanakkaleli gibi hissettim ve gurur duydum Çanakkaleli olduğum için. Askerde bile bir kez olsun İstanbul luyum demedim. Hele o şehitlikleri gezerken o zaman iyi ki TÜRK'üm dedim. Ben TÜRK'üm diyen herkesin Çanakkale deki şehitlikleri bir kez olsun gezmesi gerekir diye düşünüyorum. Eğer hala gidemediyseniz oralara Bu resimleri görde Çanakkale'ye gitme! adlı albümüm deki resimlere bakabilirsiniz.

Melekler Korusun

Bu gece sakin geçiyor nöbet'im aman nazar değmesin. Ben de perşembe akşamları show tv de yayınlanan (Kurtlar vadisinin saatinide kapmış hemen) Melekler Korusun adlı diziyi izliyorum. Bu yazıyı da reklam arasın da yazayım dedim Kavak yellerinden sonra en çok beğendiğim gençlik dizi olmayı başardı. Gayet samimi ve içten bir dizi olarak gözüme çarptı. 2.bölümünde o günden beri vaktim olursa izliyorum.

Gurbette okuyan tüm kızlara ve annelerine ithaf edilen, insanın en deli zamanı hata yapmaya en yatkın olduğu yılları eğlenceli bir şekilde işleyenerek, anne ve anneannesi nin kanatları altında istanbulda oyuncu olmak için eğitim alan bir kızın yaşadıkları anlatılıyor dizide.
Hele bir anneanne varki dizide ıssız adam'ın annesi olarak tanıdığım Yıldız Kültür tanıdığım en otoriter, dediğim dedik bir anneanne olarak karşımızda bu sefer.
Dizinin oyuncu kadrosu ise emektar, hakkaten oyuncu olan tanıdık simalardan ve yeni tanınan başarılı, yetenekli popüler oyunculardan oluşmakta.
Yönetmen: Cevriye Demir
Senaryo: Eylem Canpolat - Sema Ergenekon
Görüntü Yönetmeni: Burak Demirdelen
Müzik: Cem Özkan - Bolahenk
Oyuncular: Hümeyra Akbay - MelekAvni Yalçın - SalihTuğçe Özbaykal Özge Özpirinçci - İpekSelin Şekerci - ÖzgürRojda Demirer - EsinSerkan Altunorak - ErkanTaner Barlas - BurhanAlper Saldıran - Barış Şamil Kavlas - FevziCem Aktaş - DenizMahperi Mertoğlu -MuallaYıldız Kültür - Kehribar
Benim açımdan göze çarpan oyuncuların başında Özge Özpirinççi geliyor. Cesaretin Var Mı Aşka adlı dizide görmüştüm ilk kez. Masum bir kız izlenmi veriyor bu dizi için biçilmiş kaftan yani. İlk oynadığı diziyi ne kadar saçma bulsamda bitene kadar izlemiştim. Diğer dikkatimi çeken diğer oyuncular ise;
Avrupa Yakasından ayrılan Hümeyra
Issız adam'ın Annesi olarak tanıdığım :D Yıldız Kültür
Vodofone reklamlarıyla ünlenen Alper Saldıran
Aslında pek dizi izleyen biri değilim hatta tv'de pek izlemem.
Yani ayrıcalık tanığım dizilerden Melekler Korusun.
Sizlerede vaktiniz olursa eğer izlemenizi öneririm.

İstiklal Marşımız'ı Birde Japonlardan Dinleyin

8 Nisan 2008 tarihinde Pangea Film Festivalinin ‘Hoşgörü ve ötekini anlama’ temaları için hazırlanan tanıtım filmlerinde, İstiklal Marşı'mız, Japonlar tarafından kendilerine özgü yerel enstrümanlarla seslendirilmiş. O zamanlar pek gündem le falan ilgilenmiyordum ki haberim olsun. Blog da pek yazmıyordum. Geçen günlerde Okan Yüksel arkadaşımda da gördüm bu video'yu. Daha sonrasında video'yu bir şekilde bulup facebook'a yükledim ve arkadaşlarımla paylaştım, birde burada paylaşayım dedim. İstiklal marşımızı sanatsal açıdan gayet iyi, farklı fakat çok kısa bir biçimde yorumlamışlar bana kalırsa. Tadını damakta bırakır derler ya öyle işte. Bu yazının resmini de video dan aldığım bir resim ile ay ve yıldızımız'ı birleştirerek oluşturdum bence gayet iyi durdu:) İyi seyirler.

Türkiye'nin İlk Panoramik Müzesi "Panorama 1453" Topkapı daki Fetih Parkında Açıldı

Türkiyenin İlk Panoromik Müzesi Panorama 1453-Tarih Müzesi İstanbul'da 14 yıl önce Topkapı'daki Trakya Otogarı'nın olduğu, bugün ise "Topkapı Şehir Parkı"nın bulunduğu yerde dün sabah 11.30 da Başbakanın katılımıyla açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleşetirilen Topkapı Fetih Parkı ise Anadolu ve Trakya bölgeleri olarak iki kısımdan oluşmakta.İçindeki “Panorama 1453-Tarih Müzesi” ile 147.5 milyon TL'ye mal olan Topkapı Fetih Parkı'nda, otopark, sosyal tesis, dükkanlar, süs havuzu, gölet

ve çocuklar için oyun alanları yer alırken. Park alanında ayrıca restorasyonu tamamlanan bazı tarihi binalar da bulunmakta.

Panoramik Müze'ye ise giriş turistlere 10 Euro, tam 5 TL, öğrenci 3 TL Böyle bir müze için çok ideal bir yer seçilmiş.

Solunuza bakınca Edirnekapı'daki surları, karşıya bakınca Topkapı Surları'nı yani Kostantinopolis'e ilk Türk askerinin girdiği kapıyı ve sağınıza dönünce de Silivrikapı'daki surları görüyorsunuz. 3.000 m² 'lik bir alan içerisinde çerçevesi yani sınırları olmayan 360 derecelik bir resim düşünün. Resmin en temel özelliği, bakıldığında üç boyut etkisi uyandırması olmuş. Üç boyut etkisinin sağlanması için izleyici resme ancak 14 metre uzaklıktaki bir platformdan bakılıyor.

Resmin 650 m²'lik alanı gerçekten üç boyutlu ve alanda kuşatmada kullanılan topların, top arabalarının, barut fıçılarının imitasyonları var. 2350 m²'lik iki boyutlu resim alanı ise üç boyutlu bölgenin hemen arkasından başlıyor. Çalışma öylesine detaylı ki birebir insan büyüklüğünden başlayıp bütün detaylarıyla ince ince işlenerek ufka doğru küçülüyor. Eserdeki figürlerin sayısı 10 bin civarındaymış. Dünyada şu anda yaklaşık 30 kadar panoramik müze bulunmaktaymış.

İSTANBUL 1453 Panoramik Müzesindeki resmin dünyada mevcut 30 kadar panoramik müzeden ayrılan tarafı ise hem yatay hem de dikey olarak tam panorama olmasıymış. Buradan Büyükşehir Belediye Başkanı'nı İBB Kültür A.Ş. çalışanları tebrik ediyor, böylesine değerli bir park'ı ve müzeyi istanbul'a kazandırdıkları için teşekkür ediyorum kendilerine.

Ayrıca Panaromikmüze adlı web sitesinde müze ile ilgili detaylı bilgileri bulabilirsiniz. En kısa zamanda Fetih Park'ını ve müzeyi gezmenizi o farklı duyguları ve İstanbul tarihine'e tanıklık etmenin heyecanını yaşamanızı tavsiye ederim. Müzeden bir resim ile bu yazıyı da sonlandırıyorum.

Hayır Sever Albay'ın Muhteşem Hayat Öyküsü

Geçtiğimiz günlerde Fatih’te 3 milyon liralık mal varlığını geçen sene bir vakfa bağışlayan 79 yaşındaki emekli Pilot Albay Şinasi Yaycı , yaşadığı çöp evde intihar etmiş

Fatih Katip Kasım Mahallesi İmrahor Hamamı Sokak’ta oturan emekli Albay evinde ölü bulunmuş. 40 yıldır aynı evde yaşayan Yaycı’nın kafasına sıktıgı tek kurşunla intihar ettiği ögrenilmiş Olay, evden koku geldiğini farkeden kahvehane sahibinin polise haber vermesiyle ortaya çıkmış. Yapılan incelemelerde, Albay’nın silahla kafasına tek el ateş ederek intihar ettiğini belirlenmiş Emekli Albay’ın evinde çok miktarda çöp bulunmuş ve eski eşyaları biriktirmeye meraklıymış.

Hayır sever Albay’ın geçtiğimiz yıl toplam değeri yaklaşık 3 milyon TL’yi bulan Şişli’deki lüks dairesini, şu an oturduğu 4 katlı binayı ve bankadaki parasını Türk Eğitim Vakfı’na (TEV) bağışladığı ortaya çıktı.

TEV Emlak Müdürü Mehmet Ali Sönmez de olay Hayır sever Albay hakkında söyledikleri ise;
Sönmez, Yaycı’nın hayırsever bir insan olduğunu vurgulayarak, “Geçen sene bizim vakfımıza ulaştı ve bütün mal varlığını vakfa bağışlamak istediğini söyledi.
Şişli’deki daire, oturduğu bina ve bankadaki tüm parasını TEV’e bağışladı. Kendisini bu harabe binada bırakmak istemedik ve güzel bir huzurevine yerleştirelim dedik. Ama kabul etmedi. Amerikan Hastanesi’nde bir bel ameliyatı geçirdi. Doktorlar buraya dönmesinin uygun olmadığını belirtti. Ancak o yine de burada yaşamak istedi” dedi. Sönmez, Yaycı’nın Kıbrıs Harekatı’nda da görev almış çok başarılı bir pilot olduğunu ve ödüllerinin bulunduğunu ifade etti.

Hayır sever albay ile ilgili diğer ayrıntılar ise; Gayet iyi bir servete sahip olmasına rağmen, boş yere hiç para harcamamış. Hatta tek tip beslenerek yaşadığıda söyleniyor .40 yıl boyunca yalnız yaşayıp sadece süt ve sandeviç ile beslendiği söylenen. Hani derler ya "mezara mı götürecek servetini" öyle bir adammış. Fakat servetini Türkiyenin eğitiminin geleceğine bağışlamış. Kısacası muhteşem bir amacı olan muhteşem bir hayat öyküsü onunki. Keşke böyle bir ölümü seçmeseydi...