Zulmü Alkışlayamam "Başbakanın alıntı yaptığı şiir"

Başbakan'ın geçen günkü olaylı oturumla ilgili açıklamasında: "Uluslararası panel kurallarına göre, objektif tutum sergilemesi beklenen yönetici de bu tür toplantı kriterlerinin dışına çıkarak benim de dahil olduğum konuşmacılara söz hakkı tanımadan paneli bitirmek istedi. Müdahale ederek söz aldığımda da görüşlerimi ifade etmeme imkân tanımadı ve toplantı moderatörüne karşı bir tepki ortaya koydum. Bitmek üzere olan toplantıyı da terk ettim. Bunu özellikle sizlere açıklamak istedim ki; çünkü burada da hedef saptırılabilir. Yumuşak başlıyım; ama uysal koyun değilim.'' demiş.

Başbakan'ın ''yumuşak başlıyım; ama uysal koyun değilim'' diyerek alıntı yaptığı şiir'i paylaşmak istedim sizlerle. Mehmet Akif Ersoy'un ruh'u Şad olsun. Filistinde yapılan acımasız saldırılara destek verenlere, göstere göstere yada içten içe alkış tutanlara itaf olunur...

Zulmü Alkışlayamam

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!...
-Boğamazsın ki!-Hiçolmazsa yanımdan kovarım.
Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy


video


Bu video'yu akıllı tv'ye yükleyecektim ama başında reklam olduğu için kabul edilmedi. Bende facebook'a yükledim http://www.facebook.com/home.php?#/video/video.php?v=48220804242 adresinde. Dilerseniz o adresten de izleyebilir, arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Sonra da blogger'e yükleyeyim dedim pek umutlu değildim yükleneceğinden ama oldu ilk defa :D İyi seyirler

Başbakan'ı tebrik ediyorum Türk Milleti adına...

Davos'ta devam eden Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen “Gazze Orta Doğu İçin Model”(Çok saçma bir ad bence) İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in alaycı, yalan ve yüksek sesli konuşmaları 25 dakika sürerken Başbakan'ın gayet yerinde bulduğum konuşması oturum yöneticisinin yaptığı adaletsizliktenmi diyeyim artık, yanlı tavrındanmı. Ama neticede 12 dakikada kaldı. Bu durum karşısında Başbabakan gayet'te haklı bir şekilde oturumu terketti.
Diplomasi bunu gerektirmiyor olabilir. Ama bir Türk Başbakanının yapması gerektiği hareket de buydu bence. Başbakanın sarf ettiği sözlerden bazıları ise;


Sesin çok yüksek çıkıyor. Benden yaşlısın biliyorum ki sesinin benden çok yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisinin gereğidir. Benim sesim bu kadar çok yüksek çıkmayacak. Bunu böyle bilesin. Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum.

Ülkenizde başbakanlık yapmış 2 kişinin bana çok önemli lafları vardır. Filistin'e, tankların üstünde girdiği zaman, 'kendimi bir başka mutlu addediyorum' diyen başbakanlarınız var. Tankların üzerine çıkıp da 'Filistin'e girince mutlu oluyorum' diyen başbakanlarınız var. Ve bana sayılar veriyorsunuz. İsmini de veririm, belki merak edenleriniz vardır.

Şimon Peres'in konuşmasının salonda alkışlanmasıyla ilgili olarak da Erdoğan, “Şu zulme alkış tutanları da ayrıca kınıyorum. Peki çocukları öldürenleri kalkıp da alkışlamak öyle zannediyorum ki insanlık suçudur” dedi.

Erdoğan'ın, “Sadece size, iki söz söyleyeceğim...” sözleri üzerine, oturum yöneticisi, araya girdi. Erdoğan, “sözümü kesmeyin” diyerek, “Tevrat'ın 6. maddesi der ki 'öldürmeyeceksin. Burada öldürme var. Bu da çok enteresan” dedi.
Eğer izlemediyseniz youtube den aşarıp akıllı tv'ye yüklediğim, aşağıdaki videodan oturumun en önemli anlarını izleyebilirsiniz.




Bu olay hakkında; oturumu terktememeliydi gibi yorum yapan kişilerde var medya gruplarında. Anlamadığım bazı yazarlar ve medya grupları o kadar tarafsızlar ki Türkiye Cumhuriyeti'nin tarafını bile tutmuyorlar

Yiğidi öldür ama hakkkını ver derler ya Başbakan: Recep Tayyip Erdoğan'ı bugüne kadar eleştirdiysemde. Bugün de tebrik ediyorum. Türk Milleti adına...

Sen Şimdi Gidecen Ya CEHENNEM'İN DİBİNE GİT (mim)

Fıkra sevenlere adlı blog tan yani Ahmet Demirel abim'den bir mim gelmiş bana bugün farkına varabildim. Elinizde Okuduğunuz Kitap!! ( Harbi!!!) diye. Konusu yakınımızda bulunan ilk kitabı alıp 161. sayfayı açıp ve sayfadan 5 cümleyi blogunuza yazmak. Ben pek mim olayını benimsiyemedim nedense. Bazı önemli olaylar haricinde tabii. Yazıyı görüncede cevapsız bırakmak olmazdı. Yazıyı okuduğumda yakınımda bulunan kitap ise Sen Şimdi Gidecen Ya CEHENNEM'İN DİBİNE GİT adlı. Bir arkadaşımın bana hediye etmiş olduğu, Erdal Dermirkıran'ın Kişisel değişim serisinin 5. kitabı. Adı gibi çok değişik bir kitap kalıplaşmış bir çok yanılgımızı, doğru bildiğimiz yanlışları gösteriyor Erdal Demirkıran bu kitabında.
Birazcık bahsedecek olursan kitaptan; Sadece kendine itaf ettiği bu kitabın Önsözünde Kendin için yanarsan seni Cehennem bile yakamaz... diyor. Aşk'ın ise insanın kendisini sevmesesinden ibaret olduğunu anlatıyor. Kitabın arkasında yazan sözler ise;

Sevdin mi Mecnun gibi sevip düşme çöle...
Sevdinmi Ferhat gibi sev hiç olmassa;
git dağ del, su getir köyüne de aşkın bir işe yarasın!

Kitab'ın yazar'ı Erdal Dermirkıran'ın birde şöyle bir iddası var Dünyanın en akıllı insanı die hitap ediyor kendisine. Fakat özgeleceğini yazacak kadar da deli bir insan aslında. Kendisi ve kitapları hakkında detaylı bilgi için erdaldemirkiran.com.tr'yi ziyaret edebilirsiniz.


Gelelim mim'e;
Ayda Yılda Bir Bakıyorum Tv'ye Krize Giriyorum
Gülme krizine girdin mi sen hiç? Ben bu adamları her izlememde gülme krizine giriyorum. Kendi kendilerine kavga ediyorlar, barışıyorlar... Evleniyorlar ayrılıyorlar... Gürültü yapıyorlar, cıngar çıkartıyorlar. Sonra da geride bir veliaht bırakıp ölüp kayboluyor, yok oluyorlar...
Bu cümleler de daha doğrusu cümlelerin olduğu sayfada ve öncesinde tvlerdeki ve magazin dünyasındaki saçma düzeni eleştiriyor yazar.

Ahmet abi kusuruma bakmassın artık kendime has uslubumla cevabı hazırladım sadece 5 satırla yetinemedim :D

Tinercinin feryadı

Tinercinin feryadı deyip geçmeyin. Ülkemizdeki önemli bir gerçeği gözler önüne seren, yürek burkan bir video'yu paylaşıyorum bu sefer sizlerle. Çocuk isyanını şu cümlelerle anlatıyor. Tiner işte bu eritiyo bizide eritiyo, eriyoz bizde abi. İnsanlar bize tinerci diyo balici diyo bizden uzak kaçıyolar. Kısacası Sıra Sizin Dikkatinizde. Bu söylemlerin devamı için videoyu izleyin. İyi seyirler.

17 yaşında 7 çocuk sahibi Arjantinli Pamela Villarruel in hikayesi

Bu aralar haber sitesi gibi oldu blog'um. Farkındayım ama öyle ilginç şeylerden haberdar oluyorumki paylaşmadan da edemiyorum. Ayrıca bu yazıyı yazarken gazetelerin sitelerinde bu habere rastlamadım yazıyı sözcü gazetesinde okuduklarımdan oluşturdum, onu da belirteyim. Gelelim daha 17 yaşında fakat 2 kere üçüz bir kerede normal doğum yapan 7 çocuk sahibi Arjantinli Pamela Villarruel'in hikayesine; Aslında bu kadarı bile çok ilginç ama haberin aslı çok daha ilginç ve trajik. İlk hamileliğinde 14 yaşındaymış ilk sevgilisinden bir erkek çocuk dünyaya getirmiş ve doğumdan 5 gün sonrada terk edilmiş. Çok geçmeden bir sevgili daha bulmuş ve tekrar hamile kalmış, bu kez de üçüz kız bebek dünyaya getirmiş. Daha sonrada bu sevgilisinden kendisini dövdüğü için ayrılmış. Üçüz kızları 1 yaşındayken tekrar hamile kalmış. Bebeklerin babalarının kimliklerini de açıklamayan Pamela, tek başına çocuklarına bakamadığı için ailesinin evine dönmüş. Ayrıca Pamela dünyada bir ilki de başarmış farkında olmadan. Dünyada 2 kez doğal yollardan üçüzlere hamile kalan ilk kadın olmuş. Pamela tüplerini bağlatarak başka hamilelikleri önlemek istemiş. Ama kızın yaşı küçük olduğu için buna izin verilmemiş. Ama bence başka bir rekor daha kırmış olabilir. Daha 18 yaşına bile girmeden ve resmi olarak hiç evlenmeden 7 çocuk dünyaya getiren ilk Anne de olabilir. Birde olayın bizim memleketemizde espiri konusu olacabilicek boyutu da var. Başbakanı duydu heralde Bizim başbakanımız söylüyordu: "En az üç çocuk yapın" diye. Demek ta uzaklardan Arjantin'den duydu bu kız çağrıyı. Ama bu çağrıyı Başbakan Türk kadınlarına yapmıştı size değil :D

Beyoğlu'nda patlama

Ahmet Emin Yalman İlköğretim Okulu ve Beyoğlu AKP İlçe Başkanlığı binası arasındaki otobüs durağında 19.40 sıralarında patlama olmuş. Patlamaın ses bombası olduğu belirlenmiş.
Ergenekon davasına kilitlenen ülkemizde PKK denilen mikrobu unutuldu, ayrıca İstanbulda bolca üstlenen dinci örgütleri hiç dikkate almamaya başladık. Bunlarda istedikleri gibi at oynatıyorlar çünkü meydan onlara kaldı...

CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi adayı Kemal Kılıçdaroğlu

Deniz Baykal İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adayını belirlemiş. Son alınan bilgilere göre CHP'nin İstanbul adayı Kemal Kılıçdaroğlu. Resmi açıklamayı ise yarın Deniz Baykal kendisi yapacakmış. CHP'nin İstanbul adayı için yaptırdığı kamuoyu araştırmasından, grup başkenvekili Kemal Kılıçdaroğlu birinci çıkmış, en az desteği ise Kemal Derviş almış. AKP bu seferki seçimlerde pek dikkatli davranmadı bana kalırsa. Kemal Kılıçdaroğlu'nun seçilmesi halinde toplum iktidara önemli bir mesaj da vermiş olacak. Bu arada hala Kemal Kılıçdaroğlu
kimdir bilmeyenler var ise hala :D Biraz anlatayım Kılıçtaroğlunu;
17 Aralık 1948'deTunceli Nazimiye'de doğmuş. Ankara İktisadi ve Ticari İlimlerAkademisi'ni bitiren Kılıçdaroğlu,Maliye Bakanlığı'nda Hesap Uzmanı, Gelirler Genel Müdürlüğü Daire Başkanı ve Genel Müdür Yardımcısı, Bağ-KurGenel Müdürü, SSK Genel Müdürüolarak görev yapmış Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığıgörevini yürüten Kılıçdaroğlu, Hacettepe Üniversitesi'nde dersler vermiş. İş Bankası Yönetim Kurulu Üyeliğide yapan Kılıçdaroğlu’nun, değişikgazete ve dergilerde çok sayıdamakalesinin yanı sıra üç kitabı varmış.
Ama çoğumuz kendisini malum tartışma programlarından ve yolsuzluklarla mücadelede etmeye çalışan bir Milletvekili olarak tanımaktayız.

Kalp krizinin fotoğrafı

Londra'daki Tıp Araştırmaları Klinikal Bilimler Merkezi'nde çekilen fotoğraf doktorlara kalbin kriz sırasında nasıl reaksiyon verdiğini göstermiş. Fotoğraf, merkezde bulunan kalp krizi geçirmiş 15 hastanın kalplerindeki kanamayı MRI makinesiyle çekilmiş. Doktorlar açısından çekilen kalp krizi fotoğrafı, kalp krizinin neden olabileceği hasarlara yeni bir bakış açısı sunuyor.
Bu bakımdan kendilerini kutlamak gerek. Şimdi bu foto üzerine yapılan çalışmalarla kriz esnasında kalbi devre dışı bırakan, yönetime elkoyan kimi uygulamalar çıkarsa şaşmayın. Ama, aynı batı, anlaşmalı olarak Gazze'yi yerle bir eder, ve der ki: "Saldırı savunma amaçlı"(!)

Fenerbahçe ve Galatasaray'ın 100 yıllık ezeli rekabeti

Bilindiği üzere Fenerbahçe ile Galatasaray rekabetimi desem artık dostluğumu desem yoksa düşmanlığımı bilemem ama iyisiyle kötüsüyle beraberce bir 100 yıl devirdiler. İki rakip ilk defa 17 Ocak 1909´da Papazın Çayırı´nda karşılaşmış ve maçı sarı-kırmızılılar 2-0 kazanmıştı.

Tam 100 yıllık tarihi geride bırakırken Ezeli rekabet hiç bitmedi, ancak ebedi dost olduğumuzu da unutmadık. Ben bir Fenerli olarak pek hazetmem aslında Cimbom'dan. Fakat onlarsız da bir ligde düşünemiyorum. Aslında futbolla pek ilgim yoktur, fakat Fener, Cimbom maçlarını asla kaçırmam. Ayrı bir zevki var o maçların. Ne kadar kötü bir sezon geçirsek de bir Galatasaray galibiyetiyle inanılmaz moral buluyoruz.

Nitekim Fenerbahçe içinde öyle oldu. Bu sene Galatasaray maçından sonra yükselişe geçtik. Aslında blogumda pek futbolla ilgili yazılara yer vermiyorum ama bu durum özel tabiki. Bir de video'ya yer verdim yazının sonunda. Umarım izler ve beğenirsiniz. Gelelim bu 100 yıllık birliktelik'te ne gibi önemli olaylar yaşanmış;

REKABETTE FENERBAHÇE ÖNDE
100 yıla ulaşan ezeli rekabette, galibiyetlerde ve gol sayısında Fenerbahçe'nin üstünlüğü göze çarpıyor. Fenerbahçe ile Galatasaray futbol takımları, şimdiye dek resmi ve özel toplam 361 kez karşı karşıya geldi. Sarı-lacivertliler, geride kalan maçlardan 136'sını kazanırken, sarı-kırmızılı ekip bu süre içinde 116 kez galip geldi. Ezeli rakipler 109 maçta ise eşitliği bozamadı. ''Sarı Kanaryalar''ın attığı toplam 507 gole, ''Cim Bom'' 462 golle karşılık verdi.
LİGDE 101 KEZ KARŞILAŞTILAR
Fenerbahçe ile Galatasaray, 51. sezonunu geçiren lig tarihinde şimdiye dek 101 kez karşı karşıya geldi. Genel toplamdaki üstünlüğünü lig maçlarına da yansıtan Fenerbahçe, ezeli rakibine galibiyet sayısında 41-29 üstünlük kurdu. Ligdeki 31 maç da berabere sonuçlandı. Lig maçlarında sarı-lacivertlilerin attığı 132 gole, sarı-kırmızılılar 101 golle karşılık verebildi.
İLGİNÇ NOTLAR
Türk sporuna damga vuran ve ''Zıt Kardeşler'' olarak adlandırılan Fenerbahçe ile Galatasaray'ın 100. yıla ulaşan ezeli rekabeti, birçok ilginç olaya tanık oldu. 100 yıllık ezeli rekabette ilk golü Galatasaraylı futbolcu Emin Bülent Serdaroğlu attı. 17 Ocak 1909 tarihinde ''Papazın Çayırı'' olarak adlandırılan yerde yapılan ilk maçı 2-0 kazanan Galatasaray, ezeli rakibinden ilk 7 maçta gol bile yemedi. Ezeli rekabette son golü ise 9 Kasım 2008 tarihinde Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda yapılan ve Fenerbahçe'nin 4-1 kazandığı lig maçında sarı-lacivertli takımdan Deivid kaydetti.

FENERBAHÇE 5 YIL BEKLEDİ
Fenerbahçe, Galatasaray karşısında ilk golü ve galibiyeti, ezeli rekabetteki 8. randevuda elde etti. 4 Ocak 1914 tarihinde Union Club sahasında yapılan İstanbul Ligi maçını 4-2 kazanan Fenerbahçe, böylece ezeli rakibi karşısında yaklaşık 5 yıl süren suskunluğuna da son vermiş oldu. Sarı-lacivertli takım adına Galatasaray'a tarihteki ilk golü ise Hasan Kamil Sporel attı.

EN AZ VE EN ÇOK SEYİRCİLİ MAÇLAR Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki maçlarda en az seyirci 17 Kasım 1922'deki karşılaşmaya geldi. İttihat Sahası'nda şiddetli yağmur altında yapılan ve hakem Fethi Tahsin Başaran'ın şemsiyeyle yönetmek zorunda kaldığı maçı, tamamı biletsiz 14 kişi izledi. 21 Eylül 2003'de İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı'nda yapılan lig maçını ise 70 bin 125 seyirci izlerken, bu rakam, ezeli rakipler arasındaki bir maçı izleyen seyirci sayısındaki rekor olarak tarihe geçti.

GOLCÜLER
Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki rekabette en fazla golü, Fenerbahçeli Zeki Rıza Sporel attı. Sporel, Galatasaray'a karşı oynadığı 42 maçta, toplam 27 kez rakip fileleri havalandırdı. Zeki Rıza Sporel'i, 24 golle yine bir Fenerbahçeli Alaattin Baydar izliyor. Fenerbahçeli Lefter Küçükandonyadis'in 20, Galatasaraylı Metin Oktay'ın ise ezeli rekabette 19 golü bulunuyor. Bu arada iki takımda da forma giyen Tanju Çolak'ın da 14'ü Galatasaray, 8'i Fenerbahçe formasıyla olmak üzere ezeli rekabette toplam 22 golü var. Lig maçlarında ise Galatasaraylı Metin Oktay 9, Fenerbahçeli Aykut Kocaman da 8 golle takımlarının en golcü isimleri olarak tarihe geçti.

TURGAY ŞEREN'İN REKORU
Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında en çok oynama rekoru Turgay Şeren'e ait. (A) Milli Takım ve Galatasaray'ın unutulmaz kalecilerinden Şeren, sarı-kırmızılı kaleyi 55 kez Fenerbahçe'ye karşı korurken, ezeli rekabette en çok forma giyen futbolcu unvanını elinde bulunduruyor.

ÖZLEM DOLU YILLAR
Ezeli rakipler, rekabetin bazı dönemlerinde birbirlerine karşı galibiyet alma bakımından üstünlük kurmakta zorlandı. Galatasaray üst üste 18, Fenerbahçe ise 11 maçta galip gelemedi. Sarı-kırmızılı takım, 17 Mayıs 1942'de 3-1 kazandığı maçın ardından tam 18 maç galip gelemedi ve 19. maçta 1 Aralık 1946'da sahadan 1-0 galip ayrıldı. Sarı-lacivertliler ise 20 Kasım 1949'da 2-0 kazandığı maçın ardından üst üste 11 maç galip gelemedi ve 22 Şubat 1953'de taraftarlarına Galatasaray galibiyeti armağan edebildi.

HEYECANI İKİ TAKIMDA DA YAŞAYANLAR
Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinde, şimdiye dek birçok oyuncu futbolculuk yaşamında iki formayı da giyme şansını buldu. Son dönemde iki takımda da oynayan futbolcular şunlar: Raşit Çetiner, Güngör Tekin, Erdoğan Arıca, Engin Verel, Mehmet Oğuz, Erhan Önal, Arif Kocabıyık, İlyas Tüfekçi, Tanju Çolak, Semih Yuvakuran, Selçuk Yula, Hasan Vezir, Benhur Babaoğlu, Elvir Boliç, Sedat Balkanlı, Saffet Sancaklı, Ahmet Yıldırım, Sergen Yalçın, Emre Aşık, Fatih Akyel, Elvir Baliç, Haim Michael Revivo, Abdullah Ercan, Mehmet Yozgatlı, Stjepan Tomas, Servet Çetin, Emre Belözoğlu.

BİR MAÇTA 4'ER GOL ATANLAR
Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında şimdiye dek 1 maçta bir futbolcu tarafından atılan en fazla gol, 4 olarak gerçekleşti. Galatasaraylı Celal İbrahim, Cemil Gürgen ve Metin Oktay ile Fenerbahçeli Zeki Rıza Sporel, rakip filelere bir maçta 4'er gol atma başarısını gösterdi.

EN ÇOK GÖRÜLEN SONUÇ
1-0- Ezeli rakiplerin 100 yıllık geçmişinde, geride kalan 361 maçta en çok görülen sonuç 1-0 oldu. Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki maçlarda tam 67 kez 1-0'lık sonuç ortaya çıkarken, 45 kez 2-1'lik skor alındı.

EN ÇOK MART AYINDA KARŞILAŞTILAR
Galatasaray ile Fenerbahçe, en çok mart, en az ise temmuz aylarında karşılaştı. Ezeli rakipler, mart ayında 46 kez birbirleriyle karşılaşırken, temmuz ayında ise yalnızca 9 kez maç yaptılar.

EN FARKLI SKORLU MAÇ
İki takım arasındaki ezeli rekabette geride kalan 361 maçta en farklı skorlu galibiyeti, 7-0'lık sonuçla Galatasaray aldı. 12 Şubat 1911'de İstanbul Ligi'nde yapılan maçı, Galatasaray 7-0 kazanmıştı.



GALATASARAY'IN ZAFERLERİ
Galatasaray'ın, Fenerbahçe karşısında 100 yıllık rekabette aldığı en farklı skorlu galibiyetlerin tablosu şöyle: Tarih Stat Organizasyon Sonuç (GS-FB) 12.02.1911 Union Club İstanbul Ligi 7 - 0 04.05.1913 Union Club Özel 6 - 0 01.10.1914 İttihat Spor Özel 6 - 1 15.03.1942 Şeref İstanbul Kupası 5 - 0 18.12.1960 İnönü Birinci Lig 5 - 0
FENERBAHÇE'NİN FARKLI SKORLU GALİBİYETLERİ Fenerbahçe ise ezeli rakibi Galatasaray karşısında şimdiye dek en farklı skorlu galibiyeti, 2002-2003 sezonunun ilk yarısında Kadıköy'de yapılan maçta elde etti. 6 Kasım 2002'de yapılan lig maçını 6-0 kazanan sarı-lacivertli ekip, aynı zamanda lig maçlarında iki takım arasındaki en farklı skorlu galibiyete imza attı.
FENERBAHÇE'NİN ZAFERLERİ
Fenerbahçe'nin ezeli rakibi karşısında aldığı en farklı skorlu galibiyetler şöyle: Tarih Stat Organizasyon Sonuç (FB-GS) 06.11.2002 Fenerbahçe Birinci Lig 6 - 0 23.02.1936 Fenerbahçe İstanbul Ligi 6 - 1 12.12.1976 19 Mayıs Deprem Kupası 6 - 1 16.08.1980 İnönü TSYD Kupası 5 - 0
EN GOLLÜ MAÇLAR
Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki en gollü maçlarda, penaltılar dışında sporseverler toplam 8'er gol gördü. 5 Haziran 1983 tarihinde Ali Sami Yen Stadı'nda yapılan lig maçında, ezeli rakipler 4-4 berabere kaldı. İki takım arasında 2000-2001 sezonunda, 7 Şubat 2001'deki Türkiye Kupası yarı final karşılaşması da 4-4 berabere sonuçlandı.

YARIDA KALAN MAÇ VE TARİHİ KAVGA
Ezeli rakiplerin 23 Şubat 1934 tarihinde yaptıkları İstanbul Ligi maçı futbolcular arasında çıkan büyük bir kavga nedeniyle yarıda kaldı. Taksim Stadı'nda yapılan maçın 60. dakikasında Galatasaraylı Kadri Dağ'ın, Fenerbahçeli M.Reşat Nayir'e attığı attığı tekme ve Kadri'nin üzerine doğru koşan Fenerbahçeli Fikret Arıcan'ın, Galatasaraylı Tevfik tarafından kucaklanıp, saha kenarına atılmasıyla saha bir anda karıştı. İki takım oyuncuları arasında başlayan kavgaya tribünlerdeki seyirciler de katılınca, olaylar iyice büyüdü. Yarıda kalan maçın ardından toplanan ''Mıntıka Futbol Heyeti'', Türk spor tarihinin en ağır cezalarından birisini verdi ve Fenerbahçe'den 9, Galatasaray'dan 8 futbolcu olmak üzere toplam 17 futbolcuyu uzun süreli cezalandırdı. Bu cezalardan en karlı çıkan takım Beşiktaş olurken, sezonu ezeli rakiplerinin önünde şampiyon tamamladı.

YABANCI HAKEMLER
Ezeli rekabetin geçmişinde yabancı hakemler de görev yaptı. Bu hakemler arasında Çek, İngiliz, Yunan, İtalyan, Avusturyalı, Alman, İsviçreli, Rumen, Macar, Yugoslav, Belçikalı ve Bulgar hakemler bulunuyor.

TARİHTEN YAPRAKLAR
Galatasaraylı Bahri Altıntabak, Fenerbahçeli Şeref Has ile Nezihi Tosuncuk, ezeli rekabet tarihinde hem kendi kalesine, hem de rakip kaleye gol atan oyuncular oldu. -Şevki Şenlen, Raşit Çetiner, İlyas Tüfekçi, Hasan Vezir, Saffet Sancaklı ve Tanju Çolak, hem Galatasaray, hem de Fenerbahçe formasıyla ezeli rekabette gol atma sevinci yaşadılar. -Ezeli rekabette takım değiştiren oyuncular arasında eski takımlarında kaptanlık bandını taktıktan sonra transfer olan futbolcular, Fenerbahçe kaptanıyken Galatasaray'a geçen Naci Erdem ve Galatasaray kaptanıyken Fenerbahçe'ye geçen Mehmet Oğuz olarak kayıtlara geçti.
CENTİLMENLİK DERSLERİ
Fenerbahçe ile Galatasaray futbol takımları arasında 100. yıla ulaşan rekabette geçmişte pek çok centilmenlik dersleri yaşandı. İki takım arasındaki ezeli rekabette futbolcu ve yöneticilerin centilmence davranışları, bu zevkli mücadeleye renk kattı. Spor tarihçilerinin derlemelerine göre, ezeli rakiplerin birbirleriyle yapacakları bir maç öncesinde, Fenerbahçe Başkaptanı Galip Kulaksızoğlu, Galatasaraylılar'a, ''Oberle kardeşler hasta, Hasan da sakatlanmış. Sizi karşımızda eksik kadroyla görmek istemiyoruz. Dilerseniz maçı erteleyelim'' diye haber göndererek, maçın ertelenebileceğini iletti. Fenerbahçe'nin bu önerisini kabul eden Galatasaray, oyuncuların iyileşmesinden sonra, 20 Ekim 1914'de yaptığı erteleme maçında sarı-lacivertli rakibini 6-1 yendi.
BERABER EV KİRALADILAR
Aynı kaynaklara göre, ezeli rekabetin yeni başladığı dönemlerde Galatasaray ile Fenerbahçe sporcuları ortak kiraladıkları bir evde kalıyorlar ve beraber ava çıkıyorlardı. İki takım sporcuları geceleri biraraya gelerek sohbet ediyorlardı. Yine bir gece sohbetin koyulaştığı sırada Galatasaray'dan Ali Sami Yen, Fenerbahçeliler'i, ''Said, yarın bizimle maçınız var. Git yat ve dinlen'' diye uyardı.
ERTELEMEYİ ÖNERDİLER
Ezeli rakipler arasında 17 Kasım 1922'de yapılan maç öncesinde de ilginç bir durum yaşandı. Bu tarihte Kadıköy'de ezeli rakiplerin maçı vardı. Maç öncesinde günlerce yağan yağmur sahayı adeta göle getirmişti. Fenerbahçe Başkaptanı Galip Kulaksızoğlu, Galatasaray Kulübü'ne telefon ederek, ''Saha çok kötü, maçı erteleyelim'' dedi. Galatasaray Başkaptanı Necip Şahin, bunun üzerine, ''Anamız bizi bugün için doğurdu. Galip Bey, gelip maçı oynayacağız'' diye yanıtladı. Galatasaray, Kadıköy'e gelip maça çıktı ve Fenerbahçe karşılaşmayı 3-0 kazandı.
BİRLEŞME DURUMU VE ORTAK TAKIM KURMA DÜŞÜNCESİ
Ezeli rakiplerin kuruluşlarının ilk yıllarında birleşme durumlarının bile ortaya çıktığı, hatta iki kulüp başkanının ortak takım kurma konusunda anlaştıkları iddia edildi. Galatasaray Kulübü'nün resmi yayın organı Galatasaray Dergisi'nin Şubat 2003 sayısında, Adnan Işık'ın belgelere dayandırarak verdiği haberde, 1912 yılında Galatasaray Kulübü Başkanı Ali Sami Yen ile Fenerbahçe Kulübü Başkanı Hulusi Bey'in ortak imzayla kayıt altına aldıkları belgenin, birleşmeseler dahi, 2 kulübün yabancılara karşı ''ortak bir takım'' kurma konusunda anlaştıklarını, hatta tüzüğü bile hazırladıklarını gösterdiği kaydedildi.
BİLEREK KAÇIRILAN PENALTI
Ezeli rakiplerin 23 Ocak 1925 tarihinde Taksim Stadı'nda yaptıkları Vatan Gazetesi Kupası maçında ilginç bir olay yaşandı. Fenerbahçe'nin kazandığı penaltı sonrası, atış öncesinde stadın büyük balkon kısmı çöktü. Fenerbahçeli Cafer Çağatay, bu gelişme üzerine penaltı atışında topu bilerek kaleci Ulvi Yanal'a teslim etti.
KARMA TAKIM: ''FENERSARAY''
Fenerbahçe ile Galatasaray, 1934 yılında Türkiye'ye davet ettikleri yabancı takımlarla birer kez hazırlık maçı yaptıktan sonra, üçüncü maçı ''Fenerbahçe-Galatasaray Karması'' şeklinde oynadılar. Bu karmanın forması ise iki kulübün renklerinin karışımı olan lacivert, sarı ve kırmızıdan oluştu.
Not: Vermiş olduğum bilgilerin asıl kaynağı AA Haber Ajansı'dır ben kendi yorumlarımı ekleyerek sizlere sundum.
Güncelleme:
Bu kadar dostluktan vs bahsetmiştim, fakat 12 Nisan 2009'da ki Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasında olanlar iki takım arasında ki dostluğun kalmadığını işaret eder gibiydi. Bu kunu hakkındaki video ve ayrıntılar için tıklayın.

Karanlığa teslim olmayan ikiz kardeşler

Doğuştan görme yeteneklerini kaybetmiş olan 23 aralık 1963 doğumlu
yaşamın karşılarına çıkardığı "engel"lere rağmen karanlığa teslim olmayan, tek yumarta ikizi Altınok kardeşlerden bahsediyorum. Türkiyenin en başarılı görme engellileri diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü hayat hikayelerine baktığınız da hiç bir engeli olmayanların yapamadıklarını yaptıklarını ve bir çok alanda gayet başarılı olduklarını öğreneceksiniz.

Gerçi bir çok tv programlarında ve etkinliklerde bulundular. Bir çok kişi tanıyor kendilerini uzun zamandan beri. Hayat hikayelerin deki önemli ayrıntılardan bahsedecek olursam; İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakultesi'ni birincilikle bitirdikten sonra master ve doktoralarını yapmışlar ve Üniversiteye devam ederken aynı zamanda İstanbul Devlet Konservatuarı Şan Bölümünü de bitiren kardeşler çeşitli topluluklar, koro ve orkestralar kurup, önemli merkezlerde konserler vermişler.

Görme engelli ikiz kardeşler, yaşamın her alanında bir çok başarıya imza atmışlar. Öğrenimleri sürerken İngiltereden getirdikleri kabartma kitapları okuyarak kendi kendine ingilizce öğrenenmiş olan ikizler, daha sonra Amerika'ya giderek görme engelliler alanında incelemelerde de bulunmuşlar.

Birikimlerini her zaman görme engellilerle paylaşmışlar. Bir yandan avukatlık yaparken, diğer yandan görme engellilere yönelik eğitim çalışmalarını sürdürmüşler. Görmeyenler için sesli bilgisayar eğitim cd'leri hazırlamışlar, bilgisayar kursları ve dersleri vermişler. Türkiye'de ilk defa kurulan dijital sesli kütüphanenin proje danışmanı olmuşlar.

Satrançta Türkiye şampiyonlukları da bulunmak ta. Engelliler Milli Takım oyuncuları olarak ülkemizi bir çok kez de yurtdışında temsil etmişler. Bu azimli ve başarılı kardeşlerin ayrıca körler okullarında okuyan çocuklara yönelik kabartma santranç kitapları var.

Bu kadarla bitmedi daha birde 2006 yılında kaleme almış oldukları, engelliler ve engelli çocuğu olan ailelere ve toplumun her kesimine önemli mesjlar vermeye çalıştıkları, sesli hale getirilerek görmezlere ait kütüphanlere koyulan, kısacası herkesin örnek alması gereken yaşamlarını anlattıkları "Karanlığın Rengi Beyaz " adında bir de kitapları var. Bu kitapve ikizler için Ayşe Kulin bakın neler demiş;
Hukukçu, yazar, müzisyen, satranç şampiyonu ikiz kardeşler, hayat öykülerini anlattıkları kitaba bu ismi vermişler: “Karanlığın Rengi Beyaz”. Kerim-Selim Altınok’ların yaşam öyküsünü dinlediğinizde, “Bir hayat ancak bu kadar aydınlatılabilir” diyeceksiniz….
Gönül gözüyle bakmak…Dünyaya gönül gözüyle bakarak, Bambaşka boyutlar algılayabilen Kerim ve Selim Altınok kardeşler, Okuyor, Düşünüyor, Üretiyor, Müzik ve spor yapıyorlar;
Yetmiyor, Gözlerimizle baktığımız halde derinlikleri kaçıran bizlere, tüm yetilerini cömertçe paylaşıyorlar. Web siteleri selimkerim den ise onları daha yakından tanıyabilir, takip edebilir ve yazdıklarını okuyabilirsiniz. Yazılanlardan anlaşıldığı gibi herkes kendi adına bir ders çıkarmaları bu ikiz kardeşlerden.

Kısaca anlatmış olduğum Kerim Selim Altınok gibi bir çok kişi ve kişiler var aslında anlatılacak, örnek alınacak Serkan Erol mesela. Bende bu yazımı 2007 yılında Okan Bayulgen'in engelliler haftasında yayınlanan programında Serkan Erol'un söylemiş olduğu ve hala hatırımdan çıkmayan sözlerle bu yazımı sonlandırıyorum.
Eminimki yüzlerce cümle yazsam bu konuyu bu kadar iyi anlatamam.
Asıl engelliler bizler değil; Türkiye deki 70 milyon insandır. Çünkü insanlar anlaşılamıyor, kavgalar oluyor herşeyden önce insan olmak önemli eğer anlaşılabiliyorsak ve insan olabilmişsek o zaman tüm engelleri aşmışız demektir...
Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi, Sevgiyle Kalın.

Kimse bizi bize kırdıramaz

Düşünsenize evladınızı bir daha göremiyecek olmanın acısını, daha henüz yaşına girmemiş bebeklerin sadece onurlu resimlerinden başka babalarını tanıma şanslarının olmamasını. Peki bunlar neden oluyor amaç ne? Amaç çok açık bizi bize kırdırmak, bunun için sonsuz bir çaba sarfediyorlar. Yıllardır amaçlarına ulaşamamaları yüzyıllardır bizim birbirimize kenetlenmemizin sonucu. Bu da bizim tek çözüm yolumuz. Önce bizi sen sağdansın sen soldansın diye kırdırmaya çalıştılar, ama ne mutluki amaçlarına ulaşamadılar. Tabiki başarısızlık beraberin de azmide getirdi. Bu sefer de sen ezilensin sen ezensin dediler bizi bize kırdırma çabalarına var güçleriyle devam ettiler. Yalnız biliyormusunuz bir şeyi göz ardı ettiler böyle yüzeysel nedenler bizi sadece yıpratırdı. Gerçi çok geçmeden bunu da anladılar. Yeni bir koz olarak sen böyle inanırsın ben böyle diye, bizi ayırmaya kırmaya çalıştılar. Çünkü tek amaç kırdırılmaktı. Sonuç olarak onlar da gördüki bu gelişmeler üzerine yıpransak da kırılmadık kopmadık. Bu sefer de son kozlarını oynuyorlar, sen oralısın ben buralı diye bir farklılıkla kırmaya çalışıyorlar bizi. Tüm çabaları bir yana unuttukları bir şey var; "Parça ve bütün ilişkisi" Sizce bu kadar çabaya rağmen neden sonuca neden ulaşamıyorlar. Çünkü bizi ayırmaya çalıştıkları o faklılıklar Türkiye'yi oluşturuyor. Yazının başında olan resim gibi. Biz birbirimize böyle bağlandıkça, vatan uğruna canlarını, kanları hiç düşünmeden vermeye hazır evlatlar oldukça "Kimse bizi bize kırdıramaz"

Bu yazdıklarım Başkent Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan kısa filmdeki cümlelerden ve benim biraz eklediklerimden oluşmakta. Günümüzde hala devam eden siyasi, dini, ideolojik..vs. bölücü oyunları, dikkat çekici bir öğe ekleyerek anlatan güzel bir kısa film. 9 kasım 2009 da yayına girmis ama, ben daha bugün izleyebildim. Daha doğrusu rastgeldim sizlerle de paylaşayım dedim izlemeyen varsa izlesin benim aracılığımla diye. vatanVideo'yu buradan izleyebilirsiniz ama isterseniz, Dikkat, Kırılmaz! sitesini ziyaret edip bilgisayarına indirebilirsiniz. İyi seyirler.


Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi, Sevgiyle Kalın.

Kadınları böyle bilmezdim

Dün sabah nöbet'e gitmeden önce biraz gazete okudum evde. İnternet'te hep okuyorum ama böylesi daha iyi bence. Posta gazetesinin pazar ekin de Yasemin Altan'ın "Kadınlar kadınları kalbinden vurur"başlıklı yazısı ilgimi çekti okuyayım dedim. Yazıyı özetliycek olursam;
Jodie Foster'ın oynadığı bir film'de bir cinayet işleniyor. Kadın yüzünden vurulmuş.


Katil belli değil ama konuşmalar da hep erkemiş gibi söz ediliyor. Biri çıkıp soruyor "Katil kadın olamazmı?"

Bir başkası yanıt veriyor: Olamaz. "Kadınlar kadınları kalbinden vurur"
Kadınlar budur. Bunu anlamak çok zamanınızı alabilir ama kadın, hele de güç elindeyse aynen budur diyor. Yasemin Altan yazının devamın da ise bunun farkına ancak kırkyıl sonra eşinden ayrıldığı zaman varabilmiş. Eşin den ayrıldığı dönemler de bayan arkadaşlarının etrafında zafer kazanmış gibi dolandığını ve acımasız olduklarını belirtmiş. Yazının sonunda ise; Erkekler için atar tutarım ama kızgınlıkları tek konuya odaklıdır. O da sadakat yoksunluğudur. Esas kadınlara dikkat! Düşmeye gör; kalbinden vurmak için sırada beklerler.
Valla nediyeyim bir erkek olarak şaşırdım bu yazılanlara. Ben pek böyle bilmezdim kadınları peki ya kadınlar siz nasıl bilirdiniz?

İsrail de savaş karşıtları da varmış

İsrail'de Filistin'de savaşmamak için askere gitmeyenlerin sayısı hızla artıyormuş. 3Eylül 2001`de 62 lise öğrencisinin askerlik hizmetini reddedeceklerini açıklamasıyla başlayan vicdani ret'te şu anda sayı, iki binleri geçmiş durumdaymış.


Filistin'in işgaline karşı çıkarak İsrail ordusunda görev almayı reddeden 'shiministim' adlı 17-19 yaşlarındaki vicdani retçiler aylardır cezaevlerinde tutukluymuş. İsrail'de kadınların da askere alınıyor olması nedeniyle 'shiministler' arasında kadınlar da bulunuyormuş. İsrail'in Gazze'ye yönelik son saldırısının ardından da dünyada İsrail'e yönelen tepki bu gençlere desteği çığ gibi artırmış. www.december 18th.org adlı web sitelerin de 'Barış için Yahudi sesi' sloganını kullanan gençler, 'İsrail'i Shiministler'i serbest bırakmaya çağır' diye çağrıda bulunuyorlarmış. Sitede öykülerine de yer verilen gençler, 'Başkasını işgal eden bir asker olmak için doğmadım' diyerek, İsrail politikalarına karşı çıkıyormuş.

İsrail'deki savaş karşıtlarının en önemli gruplarından biriymiş, Shministim. Bu grup ta genellikle gençler ve kadınlar bulunmaktaymış. İsrail'de böyle oluşumların olması iyi ama etkili değil tabiki. Durum amerikadakine benzer nitelikte ama bu oluşumu yahudilerin yapması ve bunun giderek artması, daha sevindirici. Hiç olmassa
israil gençliğinin bir bölümü bu vahşetin farkında ve karşında. İnşallah bu durum giderek artar.

Sigara yasakları ve Sigaranın zararları

Sigara yasağı getiren teklifin üçüncü maddesi görüşülürken kabul edilen bir değişiklik önergesiyle yasağın kapsamı daha da genişletilmiş. Buna göre kamu binaları ile bar, restoran ve kahvehane gibi eğlence yerlerinde sigara içilmesi için özel alanlar oluşturulmayacakmış. Yalnızca yaşlı bakımevleri, ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ile cezaevleri ve toplu yolcu taşıyan deniz yolu araçlarının güvertelerinde sigara içilebilir özel alanlar oluşturulacak ve bu alanlara ise 18 yaşını doldurmamış kişiler giremeyecek. Köy kahveleri de sigara yasağı kapsamının dışındaydı. Ancak Genel Kurul’da verilen önergeyle köy kahveleri de yasak kapsamına alınmış Hastane bahçesi ve cami avlusunda ise sigara içilebilecekmiş. Benim gibi sigara düşmanlarının kulağına hoş geliyor bu sözler. Amma velakin ne derece uygulanabilir bu söylenenler bilemiyorum. Daha bugün fındıkzade tramvay istasyonunda 20'li yaşlar da bir kız tam da sigara yasağı yazısının önünde püfür püfür sigarasını içiyordu. Yazıda onu uyarmayan görevlilere para cezası öngörülüyor. Lakin ortada onu uyarabilecek nede gördüğün de gereği neyse yerine getirebilecek bir görevli göremedim. Zaten benden başka da kimse bu durumdan şikayetçi değil di. Belkide açık hava diye kimsenin umrunda değil. Bu durum tüm açık hava alanların da sigara yasağı olan yerlerde geçerli benim izlemlediğim kadarıyla. O zaman sigara yasağı levhalarını açık ortamlardan kaldırsınlar diyorum madem uygulanamıyor. Bir de İstanbul 'un göbeğin de bu yasakları pek takan yokken. Köykahvelerinde nasıl uygulanacak bu yasak ? :) Bu aralar adet oldu bende her blogum'a video eklemeden edemiyorum. Bu yazının sonuna da Türk kalp vakfından alınan bilgilerle hazırlanmış oldukça iyi 2 bölümden oluşan sigaranın zararları ile ilgili videoları iliştirdim. Ayrıca sigara ile ilgi Sigara hakkında başıklı yazıma da göz atabilirsiniz. Sigara içenler bu videoları izledikten sonra hala sigara içip kendinize ve çevreniz dekilere zarar verebiliyorsanız. Herkesin bu çabaları boşuna demektir. Neyse size iyi seyirler..



Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi, Sevgiyle Kalın.

Muhteşem bir dostluk hikayesi

Bu aralar bayağı güzel videolarla karşılaşıyorum. Paylaşmadan da edemiyorum.Belki çoğu kişi okumuştur bu hikayeyi, ama okumayanlar için alt satırlara hikayeyi yazdım en allta da hikayenin videosu var. Blogger 'e yükleyecektim video'yu ama hala sorun var olmuyor bir türlü. Bende herkes izleyebilsin diye akıllı tv'ye yükledim. Gelelim hikayeye;

Birgün kurnaz olan arkadaş diğer arkadaşının yanına giderek işlerinin bozulduğunu söylemiş ve ondan borç para istemiş. Saf arkadaş ise onu kırmamış ve elindeki bütün parasını ona vermiş. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltmiş.Bir süre sonra kurnaz saf arkadaşının yanına giderek evlenmek üzere olduğu nişanlısını ondan istemiş.Saf arkadaş ise onu kırmamış ve nişanlısını üzüle üzüle ona vermiş. Bir gün saf olanın işleri bozulmuş ve kurnaz arkadaşından iş istemeye gidmiş kurnaz arkadaşı ona iş vermemiş. Saf ise pişmanlık ve üzüntü duymuş.Bir gün saf sokakta dolaşırken bir adam görmüş.Adam hastaymış ve saftan ilaçlarını almasını istemiş. Saf hemen adamın ilaçlarını almış fakat adam ölmüş ve adam bütün mirasını safa bırakmış. Artık saf zenginmiş.Bir gün safın kapısı çalmış.Yaşlı bir kadın aç olduğunu söyleyerek ondan yemek istediğini söylemiş. Saf hiç düşünmeden kadını içeri almış karnını doyurmuş.Kadının yalnız olduğunu öğrenince kadının evinde kalmasını düşünmüş. Bu fikri kadına söylediğinde kadın çok sevinmiş ve artık ev işleriyle ilgilenmek üzere eve taşınmış.Yıllar geçer yaşlı kadın safı bir kızla evlendirir. Artık düğün devetleri hazırdır. Tabi ki bizim saf kurnaz arkadaşı unutmadı. Ona da bir kart gönderdi. Düğün zamanı geldiğinde kurnaz arkadaşı da ordaydı.Saf bir ara mikrafonu eline alarak “bir zamanlar çok sevdiğim br arkadaşım vardı. Benden borç para istedi hiç düşünmeden verdim. Sonra benden çok sevdiğim nişanlımı istedi, arkadaşım için değer dedim nişanlımı da ona verdim. Sonra birgün işlerim bozuldu arkadaşımdan iş istemeye gittim bana iş vermedi. Ama ben yine de arkadaşıma kızmıyorum çünkü biz gerçek dostuz” dedi.Bu konuşma üzerine kurnaz mikrofonu alır “evet ondan para istedim. Nişanlısını istedim çünkü ona layık değildi (hayat kadınıydı). Benden iş istedi vermedim çünkü ona emir veremezdim. Sokakta gördüğü adam benim babamdı. Babamın bütün mirasını arkadaşıma bıraktım. Kapısını çalan yaşlı kadın benim annemdi. Ona arkadaşlık etsin diye ben gönderdim. Şu an evleneceği kız da benim kız kardeşim” dedi.“Değerli misafirler işte biz böyle bir dostuz…”


Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi,Sevgiyle Kalın.

Trafik kazaları hakkında çok anlamlı bir video

Geçen günlerde bir arkadaşım paylaşmıştı bu video'yu facebook 'ta ''Dünyanın en anlamlı video'su'' yazıyor du başlığın da. Gerçek ten de Wypadki'nin dünyadaki trafik ihlalleri hakkında hazırlamış olduğu çok güzel bir klip sonra nedense silindi. Heralde içinde herkesin izleyemiyeceği sahneler olduğu için kaldırmışlardır diye düşündüm. Daha sonra da Delfina'da gördüm bu klip'i bende blogum da yayınlamak istedim baktım ki akıllı tv'ye eklemişler.Bende sizlerle paylaşayım dedim. Videodaki trafik kazaları canlandırmalarının hepsi gerçekte gerçekleşmiş kazalardır herkesin izlemesini tavsiye ederim.Görmüş olduğunuz resim ise çocuğun üzerine otomobil düşme'den bir kaç saniye öncesi...



Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi,Sevgiyle Kalın.

Seni unutmayacağım israil

Çoğu blog sayfalarında şu mim dalgası var;
Blogcular olarak meydanlarda mitinglerde dile getirilen haklı gerçekler gibi, bizler de bir kaç cümle sarfedip bloglarımızda tepkilerimizi ortaya koyalım.Deniyor ben pek girmem bu mim olaylarına ama bu olay başka bi kaç satır karaladım ve bir filistinli kız çocuğunun feryadını sizinle paylaşıyorum bu sefer..


Seni unutmayacağım israil

Ben bu günleri unutmayacağım.
Sen de unutma İsrail.
Her döktüğün kan, her aldığın can, boynumuza asılı bir kin yaftasıdır.
Sen bu günden sonra rahat uyuma.
Ben bu günü asla unutmayacağım..
Sakın sende unutma İsrail...
Siyonizmin kuruluşu Çanakkale' den geçer, helakın da Nuh' un kavminden (TÜRK) olacak.
Ben bunu iyi biliyorum, Sende iyi öğren İsrail.
Bu kini sen saldın içimize.
Bu kinde boğulacaksın.
Seni unutmayacağım İsrail...

Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi,Sevgiyle Kalın.

Başarı için..

Sürekli olarak okuduğum genç beyin dergisinde görmüştüm bu yazıyı. Çok anlamlı buldum ve sizlerle paylaşmak istedim. Bu arada genç beyin dergisini okumanızı tavsiye ederim bir çok yerden ödül almış, çok iyi bir dergi bence.



Her başarısızlık sizin için KAVŞAK,
Endişeleriniz VİRAJ,
Arkadaşlarınız bazen GAZ PEDALI, pedalı,bazen FREN,
Düşmanlarınız trafik ışıklarındaki KIRMIZI,
Aileniz yolunuzdaki UYARI TABELALARI,
İş hayatınız ENGEBELİ BİR ARAZİ...
Ama...
Deponuz PRENSİPLERİNİZLE'le doluysa,
Motorunuz İRADENİZ kadar sağlamsa,
İnancınız GARANTİ BELGENİZ olmuşsa,
Ve her anınızda YARATAN'ın varlığını hissediyorsanız...
Dilediğiniz yere er geç varacaksınız!

Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi,Sevgiyle Kalın.

Karainebeyli

Bu sefer sizlere köyümüzden bahsedicem. Yani Karainebeyli köyünden. Gerçi 3 senedir, dedemin cenazesi dışın da pek köy de bulunamadım. Zaten sadece asker dönüşü 8 ay kadar köy de kalmıştım. Daha öncesin de sadece yaz tatillerinde köye uğrardık.

Neyse biraz köyümüz hakkında biraz bilgi vereyim. Bir Rivayete Göre: İlk yerleşimin Balıkesir'in Karasi Beyliğinden getirtilen Karain Bey ailesi tarafından yapıldığı için Karainebeyli adı verilmiştir

Karainebeyli Köyü, Çanakkale'nin Gelibolu ilçesine bağlı 180 haneli, 700 nüfuslu çok güzel manzaralı bir köydür. Köyün tarihçesi 1300' lü yıllara kadar uzanır. Pekçok yönüyle henüz keşfedilmemiş olan bu şirin köyü, yakından tanımak ve tanıtmak tarihi ve turistik açıdan büyük bir önem taşır.

Çünkü burada istediğiniz ve hayal ettiğiniz herşeyi birarada bulabilirsiniz. Tarihi, efsaneyi,örf ve adetleri, çam ormanlarıyla kaplı yemyeşil dağlarla çevrili geniş bir ovayı ve Saros Körfezi'nin sadece köy halkının değerlendirdiği ufak bir koyunda tertemiz bir denizi ve korkusuzca soluyabileceğiniz temiz bir havayı ...

Köyün tarihi olmasının en büyük nedeni "Ece Bey'in" Anıt Mezarı'nın yöre halkının "Ece Baba" diye adlandırdığı tepesinde olmasından kaynaklanmaktadır. Karainebeyli köyü hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya, resmi web sitemiz için buraya, köyümüz'ün resimlerini görmek için buraya, facebook grubumuzu ziyaret etmek içinse buraya tıklayabalirsiniz.

Ayrıca ülkemizin önemli şairlerinden Arif Damar'da Karainebeyli köyünde doğmuştur. Son olarak köyün sitesindeki, Ersin Ene'nin çektiği resimlerden oluşturmuş olduğum video klibi buyrun izleyin.

video

Sunay Akından ağustos böceği ile karıncanın hikayesi

Dün gece güneşintamiçinde sitesini ziyaret ettim. Her zaman olduğu gibi sitenin takipçilerindenim. Bu arada sizlerde de tavsiye ederim çok faydalı ve orginal içerikler sahip bir blog. Geçen sene kültür&sanat dalında birinci olmuştu zaten. Güneşin Tam İçinde İkinci Yaşına, İki Milyon Ziyaretle Giriyor başlıklı yazısında Sunay Akın'ın Ağustos böceği ile karıca öyküsü hakkında bir videosunu paylaşmış. Daha doğrusu videonun linkini vermiş. İlk önce facebook'ta tüm arkadaşlarımla bu güzel videoyu paylaştım. Yetmedi bir de videoyu indirip Akıllı tv'ye yükledim ve bu şekilde sizlerle de paylaşmış oldum umarım izler ve beğenirsiniz. Video da Sunay Akın esprili bir dil ile Lafonten'i yerden yere vuruyor ama haksız da değil hani. Gerçekten de Ağustos böceğine haksızlık etmiş Lafonten saz çalıyor diye aşağılamış onu ama ağustos böceğinin bir aylık ömrü olduğunu ve saz çalmanın bir sanat olduğunu unutmuş. Sunay Akın öğretmenler'e Şöyle diyor; Şimdi bu öykü'yü anlatıyorsunuz okullar da. Sonra da duvarlara ''Efendiler Başkan,Cumhurbaşkanı bile olabilirsiziniz ama sanatçı yani ağustos böceği olamassınız'' ya bu öykü'yü doğru anlatın okullar da yada bu sözü indirin duvarlardan. Neyse lafı daha fazla uzatmıyayım. İyi seyirler.



Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi,Sevgiyle Kalın.

2008'de yaşanan önemli olaylar

2008'de ülkemizde ve dünya'da bir çok önemli olay meydana geldi. Bende bu konuda bir şeyler aktarayım dedim anca vakit bulabildim. Türkiye de geçen önemli olayların başlıcalarına gelirsek;


Ergenekon davası;
Ümraniye'de geçen yıl ele geçirilen patlayıcılarla ilgili başlatılan süreç ''Ergenekon'' soruşturması olarak devam etti. İstanbul'da görevlendirilen savcıların yürüttüğü çalışmalara ilişkin iddianamenin ''Ergenekon terör örgütü'' kapsamında hazırlandığı açıklandı.

Baş örtüsü yasası;
Üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliği ile bu süreçteki tartışmalar da uzun süre gündemde kaldı.

Ak parti'ye kapatma davası;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, 14 Martta ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açmasıyla başlayan süreç, 2008 boyunca tartışılan konuların başında yer aldı. İddianamede, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 71 kişi için siyasi yasak istendi.

Terörle mücadele sürdü;
Terörle mücadele bu yıl da aralıksız sürdürüldü. Bu kapsamda ülke sınırlarında yürütülen operasyonlar Irak'ın kuzeyine yönelik hava ve kara harekatlarıyla devam etti, çok sayıda terörist silahlarıyla birlikte etkisiz hale getirildi.

Siyayasette ki gelişmeler;
Siyaset dünyasında bu yıl yaşanan gelişmeler de gündemde kalan konular arasındaydı.

Görev değişiklikleri;
Yüksek Askeri Şura'da, Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın yaş haddinden emekli olması nedeniyle boşalan Genelkurmay Başkanlığına Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ getirildi. Kara Kuvvetleri Komutanlığına Orgeneral Işık Koşaner, Jandarma Genel Komutanlığına ise Orgeneral Avni Atila Işık atandı.
Osman Arslan'dan boşalan Yargıtay Başkanlığına Hasan Gerçeker, Sumru Çörtoğlu'dan boşalan Danıştay Başkanlığına ise Mustafa Birden seçildi.

Almanya da'ki denezi feneri davası;
Almanya'da görülen ''Deniz Feneri e.V'' davasında Türkiye bağlantılı iddialar da uzun süre gündemde kaldı. RTÜK Başkanı Zahid Akman, dava sürecinde kendisine yöneltilen suçlamaları yalanladı.


Çalışma hayatından;
Emeklilikte SSK kapsamında çalışanlarda aranan prim ödeme gün sayısını 7200'e çıkaran, kadın ve erkeklerde emeklilik yaşını 2048 yılında da 65'e yükselten 5754 sayılı ''Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' çalışma hayatında tartışma yaratan düzenleme oldu.


Aramızdan ayrılanlar;
Bu yıl İstiklal Savaşı'nın hayattaki son iki gazisinden Yakup Satar Nisanda, emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl ise Kasımda hayata gözlerini yumdu.
Siyaset dünyasından ise MHP İstanbul Milletvekili Gündüz Aktan, AK Parti İstanbul Milletvekili Osman Yağmurdereli, eski bakanlardan Ayvaz Gökdemir ve Ersin Faralyalı ile Sosyal Demokrasi Partisi'nin (SODEP) eski genel başkanlarından Cezmi Kartay vefat etti.
Dünyada ''La Diva Turca'' olarak alkışlanan opera sanatçısı Leyla Gencer, besteci ve devlet sanatçısı Avni Anıl, tiyatro sanatçıları Suna Pekuysal ve Hadi Çaman, bestekar Necdet Tokatlıoğlu, söz yazarı Aysel Gürel, müzisyen Tanju Duru, sanatçı Erkan Ocaklı bu yıl aramızdan ayrılan sanat dünyasının önemli isimleriydi.
''Türkçenin yaşayan en büyük şairi'' olarak nitelendirilen Fazıl Hüsnü Dağlarca, eleştirmen ve yazar Fethi Naci (İsmail Naci Kalpakçıoğlu), şair İlhan Berk, şair ve düşünce adamı Erdem Bayazıt, yazar ve bilim adamı Metin And'ın yanı sıra gazeteci Cüneyt Koryürek de aramızdan ayrıldı.
Bu yıl yaşamını yitirenler arasında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan ile şampiyon güreşçi Gazanfer Bilge de vardı.
İş dünyasında ise Hasan Kalyoncu, Mustafa Yeşil ve Esat Edin yaşamını yitirdi, ''Banker Kastelli'' olarak tanınan Abidin Cevher Özden ise intihar etti.

2008 yılında dünyada yaşanan önemli olaylar'ın bazıları ise;

ABD'de Demokrat Partinin başkan adayı Barack Obama, ABD tarihinin 44. başkanı seçildi ve ilk siyahi başkan olarak tarihe geçti

Atina'da 16 yaşındaki Aleksis Grigoropulos'un polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirmesinin ardından şiddet olayları ve çatışmalar çıktı. Olaylar kısa zamanda tüm Yunanistan'a yayıldı. Grigoropulos 9 Aralıkta toprağa verildi.

Iraklı bir gazeteci, ülkeyi ziyaret eden ABD Başkanı George Bush'a basın toplantısı sırasında ayakkabılarını fırlattı.

İsrail Filistin gazze şeridinde resmen katliam yaptı. Dünyadan bir çok tepki aldı ama adı üzerinde sadece tepki yardım adına hiç bir şey yok yani. Herkes sadece izliyor ve tepki veriyor. Türkiye de ise sadece saadet partisi sadece filistinliler'e sahip çıktı. Her ne kadar saadet partisinin görüşlerini savunmasam da hakkını vermek lazım. Gazze katliamı adlı bir yazım da olmuştu konu hakkında.

Beni yakında ilgilendiren ikamet ettiğim semtte ki önemli olaylar ise;

Bir iş merkezinde maytap üreten bir atölyedeki patlamada 21 kişi öldü. Patlamada yaralananların sayısı ise 115 kişi olarak açıklandı.

Adliye binasının civarında İETT otobüsünün önünü kesen bir grup, otobüse molotoflarla saldırdı. Yolcuların gözü önünde yanan otobüs kullanılamaz hale geldi.

Birde web sayfamla ilgili olarak google 31 aralık günü sene bitmeden yaptı yine yapacağını ve henüz 2 ay'dır yayında olan sitem Türkiye ve hayata dair

rekor denilebilcek düzeyde gelişme gösterdi ve pagerak'ı 4 oldu tüm okuyucalarıma buradan teşekkür ediyorum.Tabii yılların verdiği bir deneyim var ilk defa burada yazmıyorum.

2 seneyi aşkın süredir spaceste yazıyordum zaten sonunda emeklerimin karşığını almaya başlıyorum.
Bu arada ilgili haberlerin kaynağı AA ajan'sı dır.

Bir daha ki yazımda görüşene dek vatanınıza bağlı herkese saygılı ve en önemlisi,Sevgiyle Kalın.

Gazze katliamı

Siyonistler, Gazze'ye ölüm yağdırmaya devam ediyor. İsrail’in bombardımanları sürüyor. Gazze de adım adım bir kıyıma yaklaşılıyor. Kesilen elektrikler, çalışmayan fırınlar, hasta çocuklar ve bütün olarak üzerine duvar çekilmiş, kapıları kapatılmış bir Gazze, katliamın ayak seslerini en basit yollarla duyurmaya çalışıyor dünyaya. Sadece uluslararası kurumlar değil, Müslüman toplumlar da Gazze karşısında sessizliğe gömüldü ve bir toplum

çocuğuyla, yaşlısıyla, kara-kanlı bir kışa mahkum edildi.

Gazze’de facia adım adım yaklaşırken insan haklarını savunan, bunun için oluşturulmuş kurumların gösterdiği cılız tepki, yeni bir insan hakları etiğinin ne kadar da gerekli olduğunu hatırlatıyor bir kez daha.Mevcut insan hakları etiği önce ‘kötü’yü kurguluyor, sonra negatif bir şekilde kurbanlara, özgürlüklere ve insan haklarına saygıyı dayatıyor. Önceden dayatılmış kötünün üretimi, ona yönelik olarak sürdürülen her türlü şiddeti ve müdahaleyi meşru kılacak şekilde gerçekleşiyor. Seri üretim, bu. Elini çabuk tutan, kabadayı gömleğini giyen kazanıyor. Sait Çamlıcanın şiiri ''öldürdün mü böyle ödüreceksin'' ile yazımı sonlandırıyorum.

Öldürdün mü Amerika Gibi Öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacakağır bombardıman uçakların olacak
koordinatları belirlenmiş hedefleri vuracaksın
her gün başka bir düğün evinde yaşanan mutluluğu paramparça edip
üzerlerine ölüm saçacaksın
çocuklar kurtulacaklar uzun yaşayarak
görecekleri dertlerden
hepsini topluca bir mezara dolduracaksın
artık ne geçim sıkıntısı kalacak
evlenecek gençlerin
nede olup biteni anlatacak görgü tanığı
geride kimseyi sağ bırakmayacaksın
öldürdün mü Amerika gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacak
tam teçhizatlı askerlerin olacak
uzun menzilli silahlarla vuracaksın
hızlı giden bir araba
sokakta koşan genç bir adam
slogan atmak için yürüyen topluluk
pratik çözümler bulup
hepsini havaya uçuracaksın
çakal sürüsü gibi birlikte gezecek
gece yarısı kapıları kırarak gireceksin içeri
ani baskın yapacak
kafasına çuval geçirecek
ve aşağılık cümlelerle konuşacaksın
öldürdün mü Amerika gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacak
çikolata renkli oyuncaklar gibi
bombalar koyacaksın toprağın üzerine
çocuklar kendilerine yakışır bir ölümle ölecekler
oyun oynarken…
kapkara gözlerinde kocaman bir tebessüm
uçaklar büyük bir gürültüyle üslerine dönecekler
akşam iğrenç bir ifadeyle
kameraların karşısına geçecek
ve ölenler için kibarca özür dileyecek bay başkan
öldürdün mü Amerika gibi öldüreceksin kimsenin sesi çıkmayacak
içinde köpekler dolaşan hapishanelerin olacak
fotoğrafta gülümseyerek bakacak kadar eğitimli
ve her emre itaat edecek kadar çok köpek
içeriye alınanlardan
bir daha haber alınmayacak
öldürdün mü Amerika gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacak
kahkahalarla fırlattığın bir tek bombayla
250.000 kişiyi aynı anda öldüreceksin
10.000′lerce kadının ırzına geçip
100 binlerce insanı sakat bırakacaksın
dünyanın istediğin her yerde ölüm mangaları kurup
100 binlerce kişiyi işkenceden geçirecek
bir o kadar kişiyi gözünü kırpmadan öldüreceksin
öldürdün mü Amerika gibi öldüreceksin
yarım milyon çocuğu bir günde katledip
bir o kadar çocuğu da yetim bırakacaksın
öldürdün mü Amerika gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacakkişi başına en az 5 bomba düşecek saldırdığın yerlerde
herkesin ayağını denk alması için
vahşeti bütün televizyonlardan seyrettireceksin
dünyanın geri kalanına
öldürdün mü Rusya gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacak
100 yıldan daha az olmayacak sürgünler
bir nesil yolda doğup yolda ölecekler
geniş mezarlar kazacaksın
toplu öldürülenler için
ama bir kurşuna iki can sığacak kadarda
küçük olmalı bedenleri
üzerindeki üniforma gibi yakışmalı öldürmelerin
adın Moskof mezalimine çıksın senin
öldürdün mü İsrail gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacak
duvarın köşesinde
babasının kucağına sığınan 12 yaşındaki çocuğun
tam göğsüne nişan alacaksın
babasının kollarında can çekişirken çocuk
bütün dünyaya göstereceksin
ne demekmiş insanca savaş
dozerlerle girmelisin evlerin kapılarından
mülteci kamplarına düzenlediğin
operasyonlarda gelmeli ölümtaş atan çocuklar için
top atan tanklar bulundurmalısın
ördüğün 15 metrelik duvarın arkasında
görünmez nasıl olsa zulüm
insanlık seni anlayışla karşılayacaktır nasıl olsa
öldürdün mü İngiliz gibi öldüreceksin
kimsenin sesi çıkmayacak
bir centilmen tavrı içerisindeve bütün zamanların en kahpe şekliyle
daima arkadan vuracaksın
sinsice kahpece….
öldürdün mü işte böyle öldüreceksin
işlenecek bir karış toprağı
içecek bir yudum suyu olan
her bir coğrafyanın senin olması için
lonca kararları meclis kararları çıkartacak
oturduğu toprağına
içeceği suyuna göz diktiğin insanları
zalimce hunharca
ama mutlaka yasal bir şekilde öldüreceksin
ölümü yasallaştıracaksın
öldürdün mü böyle öldüreceksin……